kitap tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kuma- Şehnaz&Gülşen


Sayfa Sayısı: 480
Dokuz Yayınları
2016
24 tl

Kitap Tanıtımı

Bir evliliği ayakta tutan yegâne güç; adamın sevdası, kadının bu sevdaya sarılışıdır. Mutluluğun formülü birbirini sevmekte saklıdır. Bu formülü bozacak günler Eroğlu Konağı'nın kapısını çaldığında içeri buyur edilir. Bebek hasretinin tutulduğu konakta KUMA rüzgârı eserken kaosa doğru sürükleyen fırtınaya iki kadın, bir adam tutulur.

Hayat ters köşeden vurarak bebeği olamayan, yıllarca bu esikliğin acısını pervasızca çeken, hastaneden hastaneye koşan, umut etmekten ve istemekten yorulmayan kadının hayatına kuma gölgesi düşürür.

Karısının bebeği olmadığı her gün, aşkı daha sağlam ayakta dururken adamın duygularını ve aklını yitirecek kâbus gerçekleşir. Kokladığı gülün üstüne bir kır çiçeği yerleşir, bu çiçek tohumunu verir ve sevdaya tutulmuş adamın kalbi ikiye bölünür!

Konağa düğünsüz derneksiz, üzerinde bir gelinlikle kapıdan içeri alınan kadını beklediğinden daha zor bir hayat, beklediğinden daha kötü bir evlilik karşılar. Zorlu sınavlara tabi tutulur, aşk ve sevgi yoksunu bir evlilikte ayakta durmaya çalışır. Kocası tarafından merhamet dilenen kadın halini alır. 

Sevda bir kadında, tutku bir kadındayken aynı çatı altında zorlu yaşam sürdürülür. Araf'ta kalmış bir adamın, bu adama bağlı iki kadının yaşamı zorlu serüvenlerle akıbeti belli olmayan sona doğru gider. 

Ateş düştüğü yeri yakar, KUMA gelir.
Hasreti kadın dindirir, bebek doğar. Adam ikiye bölünür.
Ve aşkı hangi kadın alacak, sorusu akılları alır.
Ben Ezo! Üzerine kuma gelmiş kadınım.
Şimdi sığındığım limanım, kocamın kalbindeki aşkım.
Ben Şerwan! Bir kadının hayatını kalbine, bir kadının hayatını omzuna alan adamım.
Ben Beritan! Kuma giden kadınım.
Benim tek dünyam, kucağıma aldığım bebeğim.

Kitap Yorumu



“Kitap Arası Kahve Molası” olarak ilk yorumum Dokuz Yayınları’ndan çıkan Kuma için gelsin J Wattpad’de oldukça yüksek okunma sayısına ulaşan, hatta “The Wattys 2015” kazananlarından biri olan Kuma, konusu itibariyle de gerek Wattpad’de gerek Facebook sayfa ve gruplarında oldukça fazla tartışıldı. Kimi sıkı bir Beritan fanı olurken kimi de Ezo’nun yanında olmayı seçti. Her iki grubun birleştiği tek nokta ise Şerwan oldu! Lanet okumaların hedefindeki adam oldu kendisi. 

Ezo ile Şerwan tutkulu bir aşkla altı yılı geride bırakmışlardır. Hayatlarında ve evliliklerinde her şey yolundadır ancak bir bebek sahibi olamamışlardır. Gitmedikleri doktor, denemedikleri tedavi kalmamıştır ancak mutlu sona bir türlü ulaşılamamıştır. Şerwan ve Ezo için çocuk sahibi olamamak tolere edilebilir bir durum olsa da Şerwan ve aşireti için ne yazık ki bu mümkün olamamıştır! 

Konakta artık kuma sesleri yükselmeye başlar. Şerwan her ne kadar bunu kabul etmeyeceğini söylese de engel olmayı ne yazık ki başaramaz ve eve apar topar Beritan gelir. Her genç kızın hayali olan söz, nişan, kına ya da düğün ona kısmet olamamıştır. Üzerine giydiği gelinlik, evlendiğinin belki de tek belirtisidir! Öfkeli bir koca, endişeli bir ev halkı ve kocaman bir yabancılıktan ibarettir artık hayatı. Şerwan en başta ondan bir çocuk sahibi bile olmayacağını söylerken, sonrasında bu koca konakta sahip olabileceği tek şeyin bir çocuk olduğunu açıkça belirtmiştir. Onu kırmaktan, örselemekten hiç çekinmemiştir. 

Ve Ezo… Çocuk sahibi olamamak zaten çok zorken bir de üzerine gelen kumayı kabullenmek zorunda kalmıştır. Kocasının bedenini paylaşmış önce, ardından da kalbini paylaşmak zorunda kalmıştır. Her geçen biraz daha kaybetmeye mahkum olduğunu görmüş, her şeyin ellerinden nasıl da kayıp gittiğini sadece izlemekle yetinmiştir. 

İki kadın arasında kalmamıştır aslında Şerwan. Ailesinin hatta tüm aşiretlerin de arasında sıkışmıştır. Onca lafın sözün arasında kendi benliğinden çıkıp daha öfkeli, daha sert ve hepsinden öte mutsuz bir adam olmuştur. Çocuk sahibi olamamak onun seçimi olmadığı gibi kuma getirmek de onun seçimi değildir. 

Kitabı okurken çok farklı duygular içindeydim. Kimi zaman üzülüp gözyaşı döksem, kimi zaman ufacık gülümsesem de en baskın duygum öfkeydi! Öyle ya, çocuk sahibi olamayan kadın eksikti! Öyle ya, evden gelinlikle çıkan kız ancak kefenle dönerdi! Ne gerek vardı kız çocuklarının okumasına! Ne gerek vardı ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına, ne gerek vardı kendi ayakları üzerinde durmalarına! Töre ne derse onun olması gerekti ne de olsa! Dediği şeyin insani boyutu ya da hissettirdiklerinin ne önemi vardı ki yani! 

Bu sadece bir kitap ama ne yazık ki pek çok kadının da gerçeği. Hayatı ellerinden alınan pek çok kadın var demeye dilim varmıyor zira hayatları hiçbir zaman eline verilmeyen kadınlar var. Ne baba evinde ne koca evinde söz hakkı olmayan kadınlar var. Törelerin esiri olmuş aileler, gözlerini dahi kırpmadan çocuklarının hayatlarını yok edebiliyor. Yapmayın bunu… Bahsettiğiniz bir insan, bir can. Ezmeyin kız çocuklarınızı, okumaları için bir şans verin onlara. Hangi kızın hayalidir ki bir adamın ikinci karısı olmak?! Hangi dünyada yaşıyoruz demeyin sakın, hala var bu uygulamalar ne yazık ki. Mardin’de yaşayan bir tanıdığımız anlatıyor 17-18 yaşındaki kızların ellili yaşlardaki adamlara ikinci hatta üçüncü eş olarak verildiğini! Acı ama gerçek bir tablo ne yazık ki… 

Tekrar kitaba dönecek olursak eğer, olay ve karakterlerin işlenmesi güzeldi. Duygular tam anlamıyla verilmişti. Zaten yazarlar yörenin kültürünü yakından bildikleri için konuyu işlerken bir acemilik yaşamamışlar, çok belli. Taraf tutmadan, kumalığı özendirmeden, şiddeti ve erkek hegemonyasını yüceltmeden bu hassas konuyu oldukça güzel işlemiş Şehnaz ve Gülşen. Kaleminize sağlık efendim. 
Kuma, serinin ilk kitabı. Editörden aldığımız bilgilere göre de ikinci kitap Ocak ayında raflardaki yerini alacakmış. Öyle bir yerde kesildi ki hikaye, devamı için sabırsızlanmamak imkansız!
Dilerim ki kumalık gibi bu çağdışı kalmış uygulamalar artık son bulur diye bitiriyorum yorumumu. Yeni kitaplar, yeni hayaller ve yeni dünyalarda buluşmak üzere!

Son olarak benim Kuma için puanım;



Düşlerimin Prensi II. Cilt- Buse Gümüş, Kitap Yorumu


Sayfa Sayısı: 512
Nemesis Kitap
2016
22 tl


Kitap Tanıtımı


Masal devam ediyor…
Bir zamanlar asla inanmam dediğim bir şey vardı. Benden asla ama asla bir prenses olmazdı. Gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm düşlerim vardı benim. Bana göre; aşk bana uğramaz, mutluluk beni teğet geçerdi.

Tüm umutsuzluğuma rağmen yine de hayat beni yanıltmış, aşkı ve mutluluğu bir kişide toplamıştı. İmkânsız dediğim aşk, beni sarıp sarmalamış ve her şeyi baştan sona değiştirmişti. Onunla olmak, aşkı onunla yaşamak düşlerimin de ötesinde bir mucizeydi.

Ancak her şey hayallerimdeki gibi tozpembe gitmiyordu. Mutlu sona ulaşmadan önce önümüze birçok engel çıkacaktı. Hayat bizi sınarken, birlikte tutunabileceğimiz tek şey sevgimizdi. Kavgalar, küslükler, barışmalar, ayrılıklar… Ve daha nicesi. Yaşanacaklar gözümü korkutmuyordu, çünkü gerçekliğinden emin olduğum bir şey vardı: Mert, benim Düşlerimin Prensi'ydi ve bizim masalımız, her şeye rağmen mutlu sonla bitecekti.


Kitap Yorumu


İlk kitabın yorumunda ikinci kitabınız olmadan başlamayın demiştim, hala aynı fikirdeyim. İlk kitap biter bitmez ikinciye başladım zira öyle bir noktada bitmiş ki merak etmemek ne mümkün! Okuduğunuz ikinci sayfadan sonra bir, “Aaa!” nidası dökülecek ardından da sizi bir rahatlama alacak. Neden mi? Tabii ki söylemem :D 

İlk kitapta Rüya ve Mert ilişkisi bir düzene girmişti zaten. O ilk tanıma sürecini, sancılı dönemi geride bırakmışlardı. Ama bu kez de onları bekleyen gelecekleri söz konusuydu. İlişkilerinin seyri, evlilik düşüncesi, iş hayatları derken sorumluluk alma dönemleri gelmişti. Tabii can dostlarıyla birlikte! Rüzgar olmadan ya da Gizem’siz bir hikaye düşünemedim. Figen, Gökhan ve Masal olmadan da asla! 

Çok fazla bir şey söylemek de istemiyorum aslında işin büyüsünü bozmamak için. Ama bu çiftler okunmalı, diye düşünüyorum...

İnişler, çıkışlar, kalp kırıklıkları hatta hayal kırıklıkları, kıskançlıklar ve dostluklar… Bir hayatın tanımı belki de bu kavramlarda saklı. Bu üç çift üzerinden anlatılan hikaye de hayatın bir parçası. Onlar Düşlerinin Prensi’ni bulmuşlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevitine diyesim var :D Benim keyifli okuduğum bir seri oldu. Okuyacak olanlara da şimdiden keyifli okumalar dilerim... 

Unutmadan, bu güzel kitapları kazanabilmek için çekilişimiz devam ediyor. Sayfamızı ziyaret etmeniz yeterli :)

Düşlerimin Prensi (1. Kitap) - Buse Gümüş, Kitap Yorumu, (3. Gün)


Sayfa Sayısı: 512
Nemesis Kitap
2015
22 tl


Kitap Tanıtımı

"Gerçekleşmeyeceğini bile bile kurulan düşler, insanın canını acıtmaktan başka bir işe yaramıyor." Aşkın hiç uğramadığına ve uğramayacağına emin olduğum bir durakta beklerken, hiç ummadığım bir anda düştüm aşkın içine. Hem de hiç olmayacak bir insanla; Mert Demiroğlu'yla… Üstelik bu öyle bir düşüştü ki, sadece üç saniye sürmüştü; ne olduğunu bile anlayamamıştım. Aşkın zor olduğunu biliyordum ama söz konusu Mert ise sadece zor değil, imkânsızdı benim için aşk. O, insanların düşündüğünden daha fazlasıydı. Düşünceli, nazik ve sevecendi. Onun masmavi gözlerinin derinliklerine düştüğümde, tutunduğum yine oydu. Yine de imkânsızdı işte. Mert ve ben sadece arkadaş olabilirdik, benim kalbim her ne kadar daha fazlasını istese de… Ancak hayatın benim için daha farklı planları olduğunu bilmiyordum; benim masalım henüz yazılmamıştı. Hepsinde olduğu gibi bu masalın da bir prensese ve bir prense ihtiyacı vardı. Benim masalım da Düşlerimin Prensi'ni bulduğumda başlayacaktı.


Kitap Yorumu

Kitabı okudukça ilk aklıma gelen şey ne kadar tanıdık olduğuydu. Seneler önce bir forumda okuduğum ama sonrasında unuttuğum bir hikayeymiş meğer. Her sayfadan sonra şimdi şu mu olacaktı, diye bitirdim kitabı. Kaybettiğim bir şeyi yeniden bulmuşum hissi verdi. 

Rüya on sekiz yaşında, yeni bir üniversitelidir. Yeni okul, yeni ortam, yeni arkadaşlar derken karşısına Mert çıkar, Mert Demiroğlu. Kendisi zengin, yakışıklı ve tam bir playboy. Ha bir de başının belası Merve. Dünyalar tatlısı Gizem, grubun neşelisi Figen ve erkek arkadaşı da var. Efendim bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya okuması zevkli bir kitap çıkmış. 

Üniversite hayatı belki de insan için hayatının en önemli dönemi. Ne tam anlamıyla büyümüşsünüzdür ne de hala annenizin küçük çocuğu da değilsinizdir. Orada yaşadıklarınız ve öğrendikleriniz bundan sonraki hayatınızın belirleyicisi oluyor. Haliyle kurduğunuz dostluklar, yaşadığınız aşklar, kalp kırıklıklarınız ömrünüz boyunca aklınızın hep bir köşesinde oluyor. Hazır lafı açılmışken ben de buradan can arkadaşlarıma selamlarımı göndereyim, sizi seviyorum! İşte tam anlamıyla Rüya için de geçerli bu durum. Yeni bir hayata alışırken yeni insanlar tanımayı, aşkı, kırılan kalbiyle yaşamayı öğrenir. Tüm gücünü yitirdiği anlarda yeniden ayakta kalmanın mücadelesini verir çünkü karşısındaki adam Mert Demiroğlu’dur. Düşlerinde bile kavuşamadığı biridir hatta belki de imkansızdır. Ama aşk işte, engel tanımıyor ve bu kez de tanımayacaktır! 

Yorumumdan da anlaşılacağı üzere benim için karışık duygular uyandırdı Düşlerimin Prensi. Kendi öğrencilik yıllarıma döndüm. Yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hayal kırıklarım canlandı gözümde. Karakterler o kadar bizden ki, o kadar yaşamın içinden ki böyle hissetmemek pek de mümkün değil. 

Kitabın konusuyla ilgili daha fazla bir şey söylememe gerek bence. Okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Unutmadan, sakın ikinci kitabı da almadan başlamayın. Öyle bir yerde bitiyor ki meraktan çatlama ihtimalinize karşı baştan uyarayım. E ben kaçayım artık, ikinci kitap beni bekler. Herkese keyifli okumalar!

Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer


Sayfa Sayısı: 480
Novella Yayınları
2015
22 tl

Kitap Tanıtımı


Saklı bir tutkunun ardındaki kıvılcımlar aşkı tutuşturacak, maskelerin ardına saklansan bile… Stephen Valentine, İngiltere kralından kendine ait toprakları istemek üzere saraya gider. Orada güzeller güzeli, menekşe gözlü, masumiyet timsali Madrigal ile karşılaşır ve aralarında muhteşem bir aşk doğar. Ancak Madrigal'ın baş düşmanının kızı olduğunu öğrenince Stephen'ın dünyası başına yıkılır. Madrigal ise çok sevdiği krala bir komplo kurulduğunu yanlışlıkla öğrenir ve kendini ozan kılığında yollarda bulur. Masumiyetle şehvet, aşkla intikam, macerayla tutku bu yolda ona eşlik edecek…

"Yürek çarpıntılarıyla okuyacağınız, heyecanlı bir tarihi roman."
-Amazon-

"Tarihi bir atmosferde nefes almak, tutkulu bir aşkı hissetmek ve hayatın rüzgârında savrulmanın acısını tatmak için bu kitabı okumalısınız."
-Booklist-

"Kathryn Kramer tarihi bilgisi ve deneyimiyle harikalar yaratmış. Bir Masum Menekşe kolay kolay unutulmayacak."
-Goodreads-


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba :) Bu turumuzun konuğu Novella Yayınları’ndan çıkan Bir Masum Menekşe. Ortaçağ Avrupasında geçen bir historical kitabımızın türü de. 

Madrigal soylu bir ailenin kızıdır. Ailesini kaybettikten sonra dönemin İngiltere Kralı Richard tarafından himaye altına alınmış, mutlu ve sakin yaşam sürmüştür. Ta ki o geceye kadar. O gece önce bir adama âşık olmuş, ardından da kapılı kapılar ardında konuşulanları duymuştur. Duyduklarını bir an önce muhatabına iletmeli ve ülkesini olası bir felaketten korumalıdır. Ancak bunu yapması çok kolay olmayacaktır. Anlık bir dalgınlıkla kendini açık etmiş ve hainler peşine düşmüştür. Kralına ulaşana kadar dayanmalıdır. Hatta bu uğurda erkek kılığına girip halk ozanı gibi davranmak da dâhildir! 

Stephan bir zamanların asillerinden birinin oğludur. Ancak Güller Savaşı döneminde yaşamış olması ve kanlı taht kavgaları arasında yenilen tarafta olmaları hem topraklarını kaybetmesine sebep olmuştur hem de ailesini kaybetmesine. Bu yıkımın yerini ise derin bir nefretle doldurmuştur. 

Gün gelmiş ve Stephan kaybettikleri arazileri kraldan istemeye karar vermiştir. Bu elbette o kadar olmayacaktır. Hatta bu uğurda aşkını bile görmezden gelmek zorunda kalacaktır. 

Ortaçağ’da Avrupa’da yaşanan kirli ve kanlı taht oyunlarından bir kesit aslında Bir Masum Menekşe. İnsanların hırsı uğruna neler yaptıklarının örneği. York ve Lancaster arasında geçen bu kanlı dönemle ilgili çok şey okumuş ve tarihe meraklı biri olarak kitabı zevkle okuduğumu söylemeliyim. Bu dönemde geçen bir aşkı okumak, hele ki bunu uzun süredir yapamadığım düşünülürse, benim için güzel saatler anlamına geldi. Bu dönemde yazılmış çok fazla historical de olmadığından ayrı bir değerde benim için. Arada geçen Türk kısımları için olmasa da olurmuş diyorum, gereksiz bir detaymış. 

Uzun lafın kısası ben kitabı severek okudum. Arada Stephan’a saydırmış olabilirim ama bu konu dışı :P Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Unutmadan, siz de bu kitabı okumak isterseniz sayfamızdan çekilişe katılabilirsiniz.

Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)


Sayfa Sayısı: 464
Nemesis Kitap
22 tl
2015

Kitap Tanıtımı

Gecenin karanlığı üzerine en derin koyuluğuyla çöktüğünde Gazel, bir binanın en üst katındaydı. Ve o binadan canlı çıkması imkânsızdı. Hayatta tek bir kez bile olsa, geleceğiyle ilgili bir kararı kendisi verebilmek istedi. Nasıl öleceğini seçebilmek istedi. Onu kovalayan adamlar çoktan o binaya girmiş ve merdivenleri çıkmaya başlamışlardı. Birazdan yakalanacaktı. Ve yine, birilerinin onun adına verdiği kararları uygulamak zorunda kalacaktı. Başkalarının elinde oyuncak olmaktansa, ölmeyi tercih etti. Ve kendini boşluğa bıraktı.

Aynı gece, Ömer'in üzerine de kopkoyu bir karanlıkla çökmüştü. Bütün gün hastalarıyla ilgilenmiş ve ameliyattan ameliyata koşturmuştu. Trafikten kurtulmak için girdiği ara yolda ilerlerken aklından geçen karmakarışık düşünceler, büyük bir gürültü ve sarsıntıyla bölündü. Pat!

Arabasının üzerine bir şey düşmüştü. İlk anda ne olduğunu anlayamadı ama birkaç saniye sonra ön camına doğru uzanan bir kadın eliyle karşı karşıya kaldı. O el Ömer'e, 'beni tut' diye yalvarıyor gibiydi. O eli tuttuğu anda, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne Ömer için; ne de Gazel için…


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba. Bu sefer konuğumuz bildiğiniz üzere Pinokyo’nun Rüyası. Çok mu çok sevdik bu kitabı ne? 

Başınıza yağmur damlası düşer, kar tanesi düşer hatta bahtsız bedevi iseniz dolu bile düşer. Üstünüzü değiştirip saçınızı kuruttuğunuzda tüm etkilerinden kurtulabilirsiniz. Ama tepenize ya kadın düşerse? Şaka yapmıyorum, gayet de ciddiyim hatta :D 

Ömer yoğun geçen nöbet trafiğinden sonra yorgun bir şekilde evine ilerlemektedir. Bir anda tepesine düşen kadınla şaşkına düşse de soluğu hastanede alır. Uzun ve zorlu ameliyat süreci bekler kadını ve kurtulacağı da kesin değildir. Ama azmeder Ömer ve üç ay boyunca deyim yerindeyse başını bekler bu ismini bile bilmediği kadının. 

Peşindeki adamlardan kurtulmak için son çaresi ölmektir Gazel’in. Bir anda kendini bıraktığı boşluktan sonra hastanede açar gözlerini. Ne olduğunu, ne kadar zaman geçtiğini bilemez. Tek derdi peşindeki adamlardan nasıl kurtulacağıdır. 

Genç, yakışıklı ve başarılı bir doktor olan Ömer’in de ilgi alanı kadınlar iken bu kıza karşı zaafının olduğunu fark etmesi uzun sürmez. Aşırı bir korumacı tavırla onu sarıp sarmalarken Gazel için daha önce hiç yaşamadığı kadar güzel başlar. Ancak içinde hep bir korku vardır ve hep bir soru: Ya o adamlar onu bulursa? 

Kalemini de kendini de oldukça çok sevdiğim biri Selvi Atıcı. Bu kitabında da yine kalemini konuşturmuş ve 464 sayfalık bu kitapta yine yeni maceralara, yeni aşklara sürüklemiş bizi. Başladıktan sonra bitene kadar elden düşmeyen bir kitap yazmış yine, kalemine sağlık yazarımm… 

Ömer’i de, Gazel’i de çok sevdim. Kitabın konusunu ve işlenmesini de çok beğendim. Ama en bayıldığım nokta neresi derseniz, Adem’in geçtiği kısımlardı. Seviyorum seni adam diye söylenip durduğum doğrudur. Senin de bir kitabın olsa nasıl güzel olur dediğim bir gerçektir :D 

Benim için oldukça keyifli bir okuma oldu. Dilerim okuyacak olanlar için de öyle olur…

Benim puanım;

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Kitap Yorumu- Okuma Etkinliği (1. Gün)


Sayfa Sayısı: 352
Nemesis Kitap
2015
18 tl

Kitap Tanıtımı

Derek Tyler, oldukça başarılı bir komiserdir. Fakat mesleği artık neredeyse tüm hayatını ele geçirmiştir. Öyle ki, karşısındaki daireye yeni taşınan Ginger Peet'ten etkilendiği anda, onun bütün kişisel bilgilerine ulaşabileceği bir araştırma yapar; o güne kadar aldığı trafik cezaları da dahil…

Ginger, kız kardeşiyle birlikte uzak bir şehirden Chicago'ya taşınmıştır ve yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. İhtiyacı olan son şeyse, tam karşı dairesinde oturan çekici, yakışıklı ve meraklı bir komiserdir. Sıkı durun, burası karışacak!


Kitap Yorumu


Zor bir gün geçirdiyseniz ve ne yazık ki hala bitmediyse, sanırım başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biridir bağırıp çağırarak taşınmaya çalışan komşular. Sessiz ve sakin bir apartmana getirdikleri gürültü de neyin habercisi acaba? 

Anneniz, annelik yapacak kapasitede bir kadın değilse ve deyim yerindeyse burnu pisliklerden kurtulmuyorsa son çareniz kardeşinizi de alıp başka bir şehre taşınmak olabilir. Aşağıdan pislik diye seslendiğiniz adamın karşı komşunuz olduğunu ve üstüne bir de polis olduğunu fark ettiğinizde kötü şans sizi hala terk etmemiş demektir. 

Derek Tyler başarılı bir komiserdir. Yalnızlığı seçen adamın hayatındaki tek renk işidir. Haliyle apartmana taşınan bu renkli kızlar dikkatini çeker. Yaptığı araştırma sonucunda ulaştığı bilgiler ise bir anda ilgisini çeker… 

Ginger daha yirmi üç yaşında gencecik bir kızdır. Annesinin ilgisiz tavrı ne yazık ki çok çok erken yaşlarda ayakları üzerinde durması için onu mecbur bırakmıştır. Zira tek düşünmesi gereken kendi değildir, bir de kız kardeşi Willa vardır. Taşındığı apartmanda karşı komşusu polis çıkınca ve bu adam çok yakışıklı, seksi de olunca, Ginger’ın işi oldukça zordur. 

Bir gece Ginger’ın evinden gelen hareketlilik üzerine Derek kendini dışarı atar ve onu görür bir kez daha. Ama bu kez oldukça savunmasızdır genç kadın. İşte onlar için değişimin ilk adımı da burada atılır. O hareketlilik ne diyorsanız, söylemem :D 

İşim gereği eskisi kadar çok vakit ayıramıyorum kitap okumaya. Ancak okuduğum bu kitap sanırım ayırdığım her saniyeye değdi. Uzun zamandır okuduğum en eğlenceli kitaplardan biri oldu. Zaten kitap o kadar akıcı ki bir anda bittiğini fark ediyorsunuz üzülerek. Keşke daha uzun olsaydı da biraz daha okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu Sen Benimsin. Çeviri ve redaksiyon olarak da beğendim ben. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Dilerim kısa zamanda yazarın diğer kitaplarıyla da buluşturur bizi Nemesis Kitap.

Benim puanım;

Yalnızlık Cesaret İster- Merve Deniz



Sayfa Sayısı: 448
İndigo Kitap
2015
20 tl

Kitap Tanıtımı

Birbirlerine yasladıkları tek şey bedenleri değildi; tüm umutları, umutsuzlukları o gece koyun koyunaydı.

Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?

Başarılı, genç ve güzel bir kadın olan Rüya, ta ki âşık olduğu adamla aynı adaya düşene kadar bu sorunun yanıtını hiç düşünmemiştir. Gönlünü, çalışanların "Otoriter Despot" ismini verdiği yöneticisi Arel Bozan'a kaptıran Rüya, Arel'in kendisini fark etmesi için sonsuz bir çaba içindedir, ama ne yaparsa yapsın bir türlü Arel'in dikkatini çekmeyi başaramaz. Çıkacakları Hindistan geziyse Rüya'nın son şansıdır: Ya devam edecek ya da vazgeçecektir. Fakat hiçbir şey planladığı gibi gitmez ve kendisini âşık olduğu adamla birlikte ıssız bir adada bulur. Acaba hayatta kalmak için büyük bir mücadele verdikleri bu ıssız adada Rüya, Arel'in duvarlarını yıkabilecek midir?


Kitap Yorumu


Kitabın kapağındaki “Bir Issız Ada Hikâyesi” alt başlığıydı ilk ilgimi çeken. Malum ülke olarak tam anlamıyla “Survivor” fanatizmi yaşadığımızdan belki de acaba bu işin hikâyesi nasıl olur diye düşündüm. 

Merve Deniz kalemiyle daha önce tanışmamıştım. Wattpad’de yayımlanmış ama okuma fırsatım olmamıştı hikâyeyi, kısmet kitabaymış. 

Rüya hem güzel hem de zeki bir kadındır. Yazılım uzmanı olmuş ancak bir süre farklı yerlerde çalıştıktan sonraki durağı, hayatına damga vuracak bir dönem yaşatır. İşe başlarken hiç böyle şeyler yaşayacağını düşünmemiştir. 

Arel yalnızlık ve korkular içinde büyümüş bir çocuktur. Yaşadığı şansız çocukluğun onu ileride acımasız bir adama dönüştürmesi ise kaçınılmazdır. Tabii bir de buna zamanında yediğin hurmalar gün gelir tırmalar hesabı eklenince, kendini ıssız bir adada buluverir. Kendi yetmiyor gibi bir de Rüya’nın başını derde sokmuştur. 

Büyük bir iş peşinde olan Rüya ve Arel, Hindistan’a bir proje için giderler. İşte olayların çıkış noktası orası olmuştur. İtiraf edilen aşkla birlikte ilk viraj alınmıştır. İkinci virajda hazır olun ama Rüya odasında gözünü açtığında Arel’i elleri kolları bağlı halde bulur. Üçüncüsü ise ikilinin gözlerini açtıklarında kendilerini bir gemide bulmalarıyla başlar. Ardından da kendilerini ıssız bir adada bulurlar. Neler oluyor, nasıl oluyor dediğinizi duyar gibiyim ancak bu soruların cevabını en yakın kitapçıya giderek bulabilirsiniz zira benden bu kadar! 

Yer yer fazlalaşan betimlemelerle birlikte oldukça duygusal bir dil hâkimdi kitaba. Zaman zaman bu beni zorladı. Bir diğer zorlayan etken ise kitabın puntosuydu. Keşke biraz daha büyük olsaydı. Takıldığım birkaç nokta vardı, onlara değinmeden geçemeyeceğim. Rüya’nın denizde uyuması mesela bende soru işareti. Denizde nasıl uyunur ki??? Sonra İnci ile Ümit’in yaşadığı… 

Değişik bir kurgusu vardı kitabın. Hayal edemeyeceğim pek çok noktanın bir araya gelmiş haliydi. Sırf meraktan bile okutur yani kendini :D İnci’nin varlığı, Ümit’in olaya dahil oluşu, Natali’nin ortaya çıkışı derken aksiyon üzerine aksiyon yaşanıyor :D 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Merve Hanım’a da yazarlık kariyerinde başarılar dilerim.

Benim puanım;

Aşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası?



Sayfa Sayısı: 432
İndigo Kitap
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı

Ben William Fisher. Size her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatacağım, hem de en başından…

Onu görür görmez düşündüğüm ilk şey hayatımın kadını olduğuydu. İlk başta, tıpkı âşık olan her insan gibi ayaklarım yerden kesilmişti. Her şey mükemmeldi, adeta birbirimiz için yaratılmıştık. Sonrası mı? Sonrasında işlerin pek de düşündüğüm gibi gittiği söylenemez... Anlatacaklarım belki size de tanıdık gelecek… ve belki de bizim hikâyemiz, aslında sizin hikâyeniz ve hatta hepimizin hikâyesi… KİM BİLİR!

"İçten, sürükleyici, acısıyla tatlısıyla çok eğlenceli."
-Jenny Colgan-

"Yanlış görünen, ama tamamen iyi hissettiren bir aşkın hikâyesi. Bu kitap doğru yerde, doğru zamanda sizi sıkıca saracak."
- Louise Candlish -

"Dokunaklı, eğlenceli ve gerçek! Andy Jones'un bir aşkın sonrasında neler olduğunu anlattığı bu romanı biran kahkahalar attırıyorsa, bir sonraki anda ağlatıyor." 
-Jane Costello -

"Âşık olmak, âşık kalabilmek, sürprizler, beklentiler, uyum, tavizler ve aklını kaçırmadan ya da yanındakine zarar vermeden bunların tümüyle baş etmek hakkında yazılmış, inanılmaz olaylar örgüsü olan mükemmel bir kitap."
-Daily Mail-

Yazar iki kızı ve eşiyle birlikte Londra'da yaşamaktadır. Daha öncesinde çocuk kitapları yazan yazarın kitapları arasında George was Bored ve As Something as an Aardvark vardır. Yazarın Âşık Olmak İşin Kolay Yanı'nın dışında Girl 99 adlı bir romanı ve kısa hikâyelerin yer aldığı Untogether Lives adlı bir kitabı da bulunmaktadır.


Kitap Yorumu


Tüm masallar mutlu sonla biterler. Tüm âşıklar birbirlerine kavuştuktan sonra sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır. En azından şimdiye kadar bize anlatılanlar hep öyleydi. İşte Andy Jones burada bir soru soruyor; âşık olmak işin kolay yanı, ya sonrası? 

William ve Ivy bir süredir birliktedirler. En azından görünürde bir sorun yoktur. Ivy geçmişte yaşadığı bir olaydan dolayı oldukça rahat davranırken bir anda tüm hayatı tepetaklak olur. Bir anda gelen bu durumla birlikte ikilinin hayatı oldukça değişir. Artan sorumluluklar, yaşanan durumun stresi derken gerçek hayata oldukça sert bir iniş yaparlar. 

Genel itibariyle olay odaklı olmayan, daha çok durumlar üzerinden giden bir kitaptı “Âşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası”. Mutlu sonların gerçekten de mutlu devam etmeyeceği, birlikte yaşamanın zorlukları, değişen ya da dönüşen duygular derken diğer aşk romanlarından ayrılıp biraz daha gerçek hayat noktasına odaklanıyor. 

Olay odaklı olmamasına rağmen ilginçtir ki sonuna kadar kendini okutan bir kitaptı. Oldukça akıcı buldum ve çeviri olarak da beğendim. Redaksiyon açısından da başarılıydı. Kapağa ise zaten âşık olmuştum. 

Benim açımdan ilginç bir okuma deneyimi olduğunu söyleyebilirim. Okumamış olsaydım eğer kapak yazısını gördükten sonra aklımın onda kalacağından eminim.

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Benim puanım;


Bana Şans Dile- Sinem Akça, Kitap Yorumu - Okuma Etkinliği (2. Gün)


Bana Şans Dile- Sinem Akça



Sayfa Sayısı: 448
Böğürtlen Yayınları
2015
20 tl

Kitap Tanıtımı

Kadın olmanın rengi hep başkadır. Sevince pembe, âşık olunca kırmızı, fincanda kahverengi, alışveriş poşetlerinde gök kuşağı gibi rengârenktir kadın…

En yakın dostu Eros’un da okunu nereden fırlatacağı hiç belli olmaz… Tıpkı otuz iki yaşına gelmiş ve bu yaşına gelirken boş oturmayıp ikinci kocasını da nihayet kaçırmış;
vurdumduymazlığı, hiperaktivitesi ile arkadaşlarına illallah dedirtmeyi başarmış Didem'in kalbine saplanan ok gibi!
Önce ‘Neyse hâlim çıksın falım,’ deyip kapattığı fincanda görüldü yakışıklısı, sonra da kaza yaptığı arabada. Dedik ya ilk ok, tabir yerindeyse dünya umurunda olmayan, sadece kendi keyfi için nefes alan, evinin etrafındaki tüm restoran kuryelerinin yakinen tanıdığı Bağdat Caddesi kokoşu Didem'e...

İkincisi ise İstanbul Emniyeti’nin gözbebeği, deli lakaplı, tuttuğunu koparan, tutarlı, disiplinli baş komiser Bora'ya isabet ediyor...
Didem’in en yakın arkadaşı olma talihsizliğini yaşayan Yasemin'in evliliği ve bebek heyecanı ile renklenen hayatı...
Seçtiği playboy sevgililerinin aksine, aşkın masumiyetine olan inancını hiç yitirmeyen Elif.
‘OLMAZ AMA OLDURURUZ!’ diyerek istediğini alan, aşkta her yolu mubah sayan kadınların komik hikâyesi...


Kitap Yorumu


Yeni okuma etkinliğimizden herkese merhaba. Bu seferki konuğumuz uzunca bir zamandır beklediğim bir kitap olan Bana Şans Dile. 

Ah Didem ah diyorum şu anda. Sen nasıl bir şeysin diye sorasım var kendisine. Yasemin'le alıp veremediğin ne senin diyesim var. Ne güzel seni evlendirip yurt dışına göndermiştik hadi oradan döndün, sonra yine evlendirip İzmir'e yolladık. Oradan neden döndün ki sen? İyiydin İzmir'de sen :D 

Didem insanın ciddi anlamda sabrını zorlayan bir karakter. Yazarın tabiriyle 250 gr ağırlığındaki konsantre köpeğiyle Didem kocasından boşanıp Yasemin'in çocukluğunun geçtiği evin üst katına yerleşir. Erhan'ın da yurt dışında işinin çıkmasıyla başlıyor bahtsız bedevi Yasemin'in dramı. Ne gecenin körü ne sabahın bir vakti demeyen Didem, istediği her an Yasemin'e damlar. Umursamazlığı ve vurdumduymazlığı ile sinir sınırlarını ciddi anlamda zorluyor. Valla okurken ben kriz geçirdim, Yasemin nasıl dayandı bilmem :D 

İki kocasından da boşanan Didem yine falcı, kuaför ve alışveriş merkezi üçlüsü arasında Yasemin'i de sürükleyerek yaşamaya başlar yeniden. Hayatına girecek bir komiser ise en uzak hayallerinde bile yer almaz. Bencilliğin zirvesinde yer alan Didem, tesadüfen karşılaştığı bu yakışıklı ve karizmatik komiserin etkisinde kalır ve bir anda solan hanımefendisine dönüşür. Tabii sadece Bora'nın yanında, yoksa Yasemin'e hayatı zehir etmekten vazgeçmek gibi bir niyeti yok. 

Bora zorlu bir hayat yaşamış ama her şeye rağmen tek başına ayakta durmayı başarmış bir komiser. Oldukça yakışıklı bir adam biraz da maço hatta. Didem'i gördüğünde o da kendine engel olamaz ve ikili arasında oldukça ilginç bir ilişki başlar. 

Kavgalar, atışmalar, güleriz ağlanacak halimize modunda diyaloglarıyla yine kalemini konuşturmuş Sinem Akça. Son sayfasına kadar kâh gülerek kâh sinirlenerek okuyorsunuz ve her Sinem Akça kitabında olduğu gibi yine bir şokla kapatıyorsunuz kitabı. Uzunca beklemiştik bu kitabı ve beklediğimize değdi kesinlikle. 

Benim puanım;


*** 

Yıllar önce bir kitap sayfasında bir hikayenin ilk bölümüne rastlamıştım ve tamamen can sıkıntısına okumuştum. Sonrasında yeni bölüm gelmesini merakla bekleyeceğimi, yazarın müdavimi olacağımı tahmin etmemiştim. O ilk bölümden sonra yazarın ilk kitabı olan Pamuk Şeker'i sipariş edip okumuştum. Yazar Sinem Akça'yı da o zaman tanıdım işte. O günden sonra da sürekli bir taciz halinde yeni kitapla ilgili soru sordum. 

Kişiliğiyle, o güzel muhabbetiyle gönlüme taht kurdu deyim yerindeyse Sinem Akça. Sonrasında da ilişkimiz biraz boyut değiştirdi. Benim editör olmam, Sinem Hanım'ın bizim yayınevimizle anlaşmasıyla okur-yazar ilişkimiz editör-yazar ilişkisine döndü. Böylesine iyi kalpli bir kadınla tanıştığıma çok memnundum ve pek tabii çalışma şansına eriştiğim için de. Yolun açık olsun Sinem Abla, daha nice kitaplarda birlikte çalışabilmek dileğiyle. Okurumuz da yorumumuz da bol olsun inşallah :)) 

Unutmadan bizi takip etmeye devam edin, yakında yeni sürprizlerimiz olabilir :)) 

Çekilişlerimize katılmak ve bu güzel kitaba sahip olmak isterseniz 

Her Güne Yeni Bir Öpücük- Rachel Gibson, Kitap Yorumu (5. Gün)

Her Güne Yeni Bir Öpücük- Rachel Gibson


Sayfa Sayısı: 336
Nemesis Kitap
2015
18 tl


Kitap Tanıtımı

Miami'de barmaid olarak çalışan Stella Leon'un hayatı, Beau Junger ile karşılaşınca altüst olur. İşini ve evini terk etmek zorunda kalması sorunun sadece küçük bir parçasıdır. Hayatı bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmektedir ve onu koruyacak tek kişi Beau'dur. 

Beau Junger sadece işini yapıyor ve Stella ile kısa bir görüşme planlıyordur ancak verdiği yanlış karar ona pahalıya patlayacaktır. Yalnızlığı seven, özellikle kadınlardan uzak duran Beau, artık Stella'yı canı pahasına korumalıdır. Hem de her gün… 

İçinde bulundukları tehlikeli durum bile aralarında oluşan çekime engel olamaz. Bir süre sonra Beau'nun Stella'yı korumak zorunda kaldığı tek kişi peşindeki mafya üyesi olmaz. Artık onu kendisinden de korumak zorundadır. Hem de her gün…


Kitap Yorumu


Rachel Gibson ismini hep duyduğum bir yazardı. Hatta Kitap İklimi Pınar’ın çok sevdiği yazarlardan biridir ve ben onun yorum ve zevkine güvendiğim için epeyce kitabını almıştım ama okumak kısmet olmamıştı. O da bu güneymiş. Rachel Gibson’la ilk tanışmam tur vasıtasıyla oldu :) 

Kitabın kapağına bayıldığımı söylemeliyim. Tam yaz kapağı ve gel beni okuyan cinsten. Tasarımı kim yaptıysa ellerine sağlık. Gerçi kitap üzerinde kimin emeği geçtiyse hepsine teşekkür etmeli. Çevirisi, redaksiyonu da oldukça iyiydi. Bunlara bir de iyi bir konu, sevilesi karakterler eklenince okuması oldukça keyifli oldu. 

Stella yirmi sekiz yaşında ve başarılı bir barmaiddir. Hayatı normal akışında devam ederken belki de aşık olmak o an için aklından bile geçmez. Hayatının bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmesi ya da Beau birlikte olmak hayal bile etmeyeceği bir şeydir. 

Beau ise otuz sekiz yaşında ve eski bir askerdir. Şimdiki görevi ise Stella’yı korumaktır. Ama kalbini koruyabilecek midir, o muamma :D 

Okuduğum ilk Rachel Gibson kitabıydı ve eminim ki son olmayacak. Yoğun tempom içerisinde illa ki yer vereceğim yazarlardan biri. Israrlı tavsiyeler için teşekkürler arkadaşlar, bundan sonra ben de son derece ısrarla tavsiye edeceğim. Tek şikayetim çoook hızlı gelişmesiydi. Biraz daha uzun bir kitap olsaydı ve biz biraz daha bu ikiliye doysaydık iyiydi ama, olsun. Efendim tarafımdan tavsiyedir, şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.

Benim puanım;

Tatlı Yalan- Jamie McGuire, Kitap Yorumu(5. Gün)

Tatlı Yalan


Sayfa Sayısı: 376
Yabancı Yayınları
2015
21 tl
The Maddox Brothers, #2


Kitap Tanıtımı

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarının #1 New York Times Çoksatan Yazarından. Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis'in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis'i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas'ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas'a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby'nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis'e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox'un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.


Kitap Yorumu


Uzun zamandır merakla ve hevesle beklediğimiz kitaplardan biriydi “Tatlı Yalan”. RKBT kızları olarak yeniden bir Maddox kardeşin hayatıyla karşınızdayız :) 

Tatlı Sır kitabını okuyanlar bilir ki Thomas için biraz sıkıntılı bir şekilde sona ermişti olaylar. İşte o sıkıntılı durumlar hala devam etmekte. Sevdiği ya da sevdiğini zannettiği kadın kardeşiyle birlikte olunca, uzunca bir süre evinden ve ailesinden uzak durmakta bulur çareyi. Herkesten gizli yürüttüğü FBI ajanlığı görevi ile birlikte stresi üst düzeyde yaşar. 

Thomas için tesadüfler ya da sürprizler bitmiyor. Bir gece hayatına bir kadın giriyor. Ve bu kadın onun alt komşusu. Ama sürpriz bununla bitiyor mu, bitmiyor! Liis ile Thomas’ı sabah çok daha büyük bir sürpriz bekliyor. O sürpriz ne diyorsunuz şu an ama söylemem :D 

Maddox kardeşlerdeki ilk göz ağrımız Travis, olaylı geçmişinin faturasını şimdi ödemek zorunda kalıyor. Ya hapse girecek ya da FBI ajanı olacaktır. Bakalım Travis hangisini seçecek? 

Thomas sert bir adam, yaşadıklarından sonra gerçi çok da şaşırmamak lazım. O katı adamı bile yola getirecek bir kadın var, Liis. Geride bıraktığı sevgilisinin yasını tutarken, bir yandan da Thomas’la yaşadıkları var. Bu ilişki her ikisi de zor bir durum anlayacağınız ama bakalım aşk yine galip çıkabilecek mi? 

Kitabın oldukça akıcı olduğunu, bir solukta okunabileceğini söylememe gerek var mı bilmiyorum. Biz yeni Maddox için beklemeye geçtik, size de keyifle okumalar dileriz. Unutmadan çekilişimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın :)

Sen- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)

Sen- Selvi Atıcı


Sayfa Sayısı: 424
Müptela Yayınları
2015
21 tl


Kitap Tanıtımı

Kardeşinin intikamını almak için çıktığın yolda aşkla karşılaşırsan…

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, bilirsiniz. Üstelik bahsi geçen bir kadın ise, asla! Dövüş sanatları uzmanı olan Süheyla, kardeşinin intikamını almak için çıktığı yolculukta kalbini tam bir baş belasına kaptırdı. Ruhu intikam ateşiyle yanıp tutuşurken kalbi aşk ateşiyle kavruldu…

Süheyla'nın adı, 'iyi huylu, sakin' anlamına gelir ancak aldanmayın, yol boyunca elinde muştasıyla aşk ve intikam duygularıyla örülmüş ince bir ip üzerinde ustalıkla yürüyecek gerçek bir kahramandır aslında. O zeki, yumrukları kadar dili de sert bir kadındır. Romanda Demir'le de tanışacaksınız. Aşkın muhatabıdır kendisi. Süheyla'nın intikam mücadelesinde en büyük yardımcısı olacaktır.


Kitap Yorumu

Selvi Atıcı, Kimliksiz romanıyla tanıdığım bir isim. Arkadaşlarımdan ismini çok sık duymama rağmen Kimliksiz’e kadar kendisini tanıma ve hikayelerini okuma fırsatım olmamıştı. Ancak Kimliksiz kitabından sonra fark ettim neler kaçırdığımı. Neler kaçırdığımı diyorum çünkü Selvi Atıcı gibi bir kalemi okuyamamış olmak kendi adıma büyük talihsizlik. 

Yayınevinin sayfasında “Sen” tanıtımını gördüğümüz anda bu kitaba blog tur düzenlemeliyiz dedik arkadaşlarımla ve şimdi bunu yapıyor olduğumuz için de oldukça mutluyum. Hem kalem olarak hem de ilk turumuzdan beri devam eden sohbetlerimiz sonucunda kişilik olarak inanılmaz sevdiğim bir yazar Selvi abla. 

Sen, alışık olmadığımız bir kadın karakter üzerine kurulu bir kitap. İntikam uğruna çok fazla şey göze olabilecek kadar cesur bir kere. İntikam diyorum ama ne kadar doğru bilemedim belki de araştırmasını yapmak üzere demeliyim. Bu arada kızımızın adı Süheyla ve kapak yazısında isim anlamını okuduktan sonra ne kadar büyük bir ironi olduğunu görüyoruz. Ama şaşırmadım buna, zira Selvi abla deyim yerindeyse eli maşalı bir kadın yazacağından bahsetmişti. Gerçi kızımın elindeki maşa değil de muşta, öyle de minicik bir detayımız var :D 

İster araştırmasının deyin ister intikamının, bu yolda karşısına çıkan bir adam var, Demir. Yakışıklı, zengin ve kelimenin tam anlamıyla aşık olunası bir adam. Haliyle kızımızın da bundan kaçamaması çok normal :D Tüm bu kaçış, kovalayış, arayış arasında dönen bir aşk… Kulağa hoş geliyor sanki ;) 

Kitap İklimi Pınar’ın yorumunu okurken baştan sona katıldım ona. Özellikle de yurt dışına açılma konusunda. Kesinlikle ama kesinlikle Selvi abla bunu hak eden bir insan. Dilerim böyle bir şey yapılır zira bizi kalemiyle, kişiliğiyle en güzel şekilde temsil edeceğinden, dünyanın her bir yerinden okuru olacağından hiç şüphem yok. 

NOT: Bunu eklemezsem, her fırsatta dile getirmezsem ölürüm. Selvi abla nolur bize Adem’le Şirin’i yazzzzz, Çelik biraz daha bekleyebilir bence :D Çelik mi kim? Bunun cevabı en yakın kitapçıda :D

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker, Okuma Etkinliği- Kitap Yorumu(2. Gün)

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker



Kitabın Künyesi

Sayfa Sayısı: 640
Dokuz Yayınları
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı


Hayatından geçen her bir gün, dolu dolu tabirinin karşılığıydı Naz için. Sonu gelmeyen seyahatler, bitmek tükenmek bilmeyen partiler, sıfırlarını dahi saymaya uğraşmadığı bir banka hesabı, anne babası, dedesi ve hatta daha birçok insanın ilgisi… Şimdiyse bunların hepsi yerini mütevazı bir memur hayatına bırakmıştı. Hem de oldukça mütevazı! Artık parasının hesabını kuruşu kuruşuna yapmalı ve hayatını diploması için uğruna yıllarca dirsek çürüttüğü mesleği, öğretmenliği, yaparak kazanmalıydı. Yapabilir miydi peki? Allah biliyor ya herkes onun bu şekilde yaşayamayacağını biliyordu. 

Disiplin, azim ve çeviklik… Belki biraz ukalalık, biraz da hazır cevaplık. Hepsini bünyesinde barındıran bu yakışıklı adamın bir yüzbaşı olduğuna inanmak, oldukça zordu. Yeni görev yerine başarıyla adapte olmuşsa da yeni hayatında hesaba katmadığı bir şeyler vardı. Zaten kim bunu hesaba katıyordu ki? O ne mi? Aslında hepimiz biliyoruz. Hatta birçoğunuz şu an iki dudağınız arasında, bu oyunbozan kelimeyi mırıldanıyorsunuz. 'Aşk' Pek çok şey bildiğini iddia etse de bu konuda ne bir tecrübeye ne de ön bilgiye sahipti Yağız. Ama azimliydi. Takdir etmek ve hakkını vermek gerekir. Aşkı öğreniyordu. Hem de aşkın 'Naz'lı hâlini…


Kitap Yorumu

Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Yorum yazarken zorlandığım anlar olur ama bu derece kilitlendiğim an yoktu öncesinde. Benim için bu kadar önemli ve değerli bir kitap okumamıştım çünkü… 

Öncesinde sıradan hikayelerden biriydi Aşkın Naz’lı Hali. Okudukça ve yazarıyla konuşmaya başladıkça giderek anlamlandı. Kübra Türker gibi bir insanı hayatıma kattığınız için teşekkür ederim Naz ve Yağız… 

Kitabımıza gelecek olursak kızımız Naz azıcık şımarık büyümüştür. Tek çocuk olmanın ve zengin olmanın avantajını sonuna kadar kullanmış, haliyle de azıcık şımarmıştır. Ama sadece azıcık, yanlış anlaşılma olmasın :P Ama bir gün işler ters gider ve kendini moda haftası yerine Kars’ta bulur. Evet evet, doğru duydunuz Kars’ta hem de öğretmen olarak! 

Yağız, ordunun yakışıklı ve de oldukça başarılı bir mensubudur. İnsanı kızdıracak kadar umursamaz ve sinir bozucu bir ukalalığı vardır. Tayini Kars’a çıkar ve ülkenin en soğuk yerlerinden birinde görevini yerine getirmeye gider. 

Her şey önce minik bir tartışmayla başlar. Ama hayatın tesadüfleri bununla sınırlı kalmayacaktır. Bu ikili için inanılmaz planları vardır. Neler dediğinizi duyar gibiyim ama söylemem :P 

Kitabın dili için oldukça akıcı olduğunu söylemek isterim. Naz ve Yağız’ın atışmalarını okurken yüzünüzde size eşlik eden gülümsemeyle sona geliyorsunuz. Kimi zaman da gözünüzden akacak iki damla yaş oluyor, buna da hazırlıklı olun derim. Tabii bir de Şakiremiz ve Hayrettinimiz var ki, ben kendilerinin hikayesinin de kitap olması gerektiği konusunda ısrarlıyım, duyurulur :) Gülbahar teyze, Hasan amca, Sarp, Erkan, Ali derken hikayemiz giderek renkleniyor. 

İlk okumaya başladığım andan beri kitap olacağı anı bekledim ve nihayet elimde kitabım. Hem de yazarından imzalı! İlk imzayı aldığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Onun dışında benim için bir kat daha özel olmasının sebebi var, o da editörlüğünü ben yaptım. Hatalarım varsa da heyecanıma verin :) 

Ben okurken oldukça keyif aldım. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Tarafımdan şiddetle tavsiye edilir ayrıca :)

Benim puanım;




Son olarak çekilişimize katılmak için buyurun....


a Rafflecopter giveaway

Beyaza Tutsak- Ecem Altınok

Beyaza Tutsak- Ecem Altınok


Sayfa Sayısı: 320
Olimpos Yayınları
2015
19 tl


Kitap Tanıtımı

Hazan ve Hakan...

Hayatın acımasız pençesine takılmış iki kardeş.... Et ve tırnak gibiydi ikisi. Birbirlerinden bir an olsun ayrılmazlardı. Ancak zamanla, büyüdükçe araya bambaşka bir engel girdi: Uyuşturucu... Bu beyaz illet kardeşinin ruhunu esir alırken hiçbir şey gelmiyordu elinden Hazanın. Gün geçtikçe ismi siliniyordu bu yaşamdan. 

Ancak Hakanın başına gelenlerden sonra tekrardan yazdı baş harflerini inadına hayata. Fedakârlık kalbinde gün geçtikçe köpürdü, yerini yasak duygulara bıraktı. Araftayken Cennette, Cennetteyken Cehennemde buluverdi kendini. Ve bunun sebebi, kaybolduğu o safir mavisi gözlerin sahibiydi... Hazan kardeşini kurtarmak için girdiği bu yolda hiç beklemediği duygularla karşılaşıp geçmişindeki acıları başkasının karanlığında silebilecek miydi? Bu amansız oyunda beyaz siyaha mı bulana-caktı? Yoksa siyah beyazla mı buluşacaktı? Peki, beyazın yanında siyaha yer var mıydı?



Kitap Yorumu

Hazan daha gencecik yaşta hem kendinin hem de kardeşinin sorumluluğunu üzerine almak zorunda kalmış bir kızdır. Anne ve babasını beş yaşındayken kaybetmiş ve kardeşiyle yetiştirme yurduna gitmek zorunda kalmıştır. Oradan kaçmalarıyla birlikte hayatın acımasız yönleri bir bir devreye girmeye başlar…


Aral… Namı diğer ölüm meleği… Herkesin çekindiği hatta korktuğu genç ve zengin bir adam… Aynı zamanda safir mavisi gözleriyle yakışıklı da… 

İnsan hayatı anlardan ibarettir derler ve doğrudur da. Yağmurlu bir havada korunmak için sıcak bir yer ararken gittiği yerin hayatını değiştireceğinden habersizdi Hazan. Aral ise kapıda gördüğü o beyaz meleğin tüm ömrü olacağını bilemezdi. Hikayemiz burada başlıyor işte. Beklenmeyen karşılaşmalar, umulmadık tesadüfler ve daha fazlası… 

Hazan ve Aral’ın hikayesini bir süredir merak ediyordum ve kitabın çıkmasını bekliyordum. Uzun bir yolculuk yapmak zorundayken yol arkadaşı olarak da kendime Beyaza Tutsak’ı seçtim. İyi de yapmışım zira iyi bir yol arkadaşı oldu bana :) Bir kere konusu alışılmışın dışındaydı, devamında ne olacağını merak ettiriyordu. Benim için tek sıkıntısı Aral oldu. Onun ne hissettiğini, kararlarını nasıl verdiğini, iç dünyasını okumayı da isterdim. 

İzmir fuarında tanışma fırsatı yakaladığım gencecik bir yazar Ecem Altınok ve onun ilk kitabı Beyaza Tutsak… Hem o tatlı kızı tanıdığıma hem de kitabını okuduğuma çok sevindim. İlk kitap olarak bence başarılıydı, zamanla çok çok daha iyi olacağından ise şüphem yok. Yolun açık olsun Ecem, nice kitaplarında görüşmek üzere :)

Benim puanım;

Aşk-ı Lâl

Aşk-ı Lâl- Sebahattin Ceylaner



Hayat Yayınları Kitapseverleri Hayata Aşkla Dokunmaya Davet Ediyor!


Hayat Yayınları, “Aşkla Dokun Hayata” serisi kitapları ile okuyucularını aşkın ayrılıktan kavuşmaya, hüzünden coşkuya kadar tüm duygularını taşıyan bir yolculuğa çıkarıyor. 

Hayat Yayınları’nın, Aşkın tüm renklerini kapsayan "Aşkla Dokun Hayata” serisinin kitapları ''Aşk-ı lal'' - ''Elifname'' - ''Herşeyi Allahtan İste'' - ''Aşk-ı Leyla'' - "Bana Aşkımızı Anlat” – “Aşk-ı Rana" “Yalnızca Rabbine Yönel” ve "Gülsima Ağlama Ne Olursun" çıktı. Ben şimdilik 2 tanesini okudum sanırım diğerlerini de alacağım...

Aşk, insanoğlunun kalbinde hala şarkılarını söylemeye devam ediyor. Siz de Hayata Aşkla Dokunmaya Var mısınız?

İlk yorumum Aşk-ı Lâl için gelecek...



Sayfa Sayısı: 224
Hayat Yayıncılık
2015
15 tl


Kitap Tanıtımı

Dile gelen tüm sözler art arda sıralandığında, üç harfin yan yana gelip de anlatabildiğini anlatır mı? Üç nokta yan yana geldiğinde fark edilir, sonsuzluk deryasının taze serinliği. Anlaşılır ki O'nu anlatmaya dil çaresiz…

Üç nokta gibi gelir üç harf yan yana ve anlatır sonsuzluğu, sonsuz nuru. Tek bir şart arar; nasıl ki sonsuzluğu anlatan üç noktanın kudreti suskunluğundan gelir, öyledir işte... Sonsuzluğu anlatacak yegâne kelam, dile değmeden dolaşır gönülleri.

Bi-lâl ve Lâl… Yana yakıla arayışlardan geçip yanmak derdine düşen iki yâren…


Kitap Yorumu

Anlatmaya nereden başlayacağımı bilmediğim kitaplardan biri oldu "Aşk-ı Lâl". Aynı zamanda satır satır altını çizmek istediğim, her bir cümlesini aklımda tutmak istediğim bir kitaptı. Kapağını kapattığımda ben de o 'Lâl' kısmından payımı almıştım sanki...
İstanbul'da yaşayan sahaflardan biridir Bilal. Aşkı arayan ama aşkı bulmaktan çok aşkı kaleme getirip söze dökmeye çalışan gencecik bir adamdır. Aşkın cefasını da sefasını da başının üstünde taşıyabilecek kadar da cesurdur üstelik...
Küçük yaşta annesizliği, ilk gençlik yıllarında da babasızlığı tadan bir kadındır Lâl. Tek başına koca bir şehirde yaşamaya çalışan biridir.
Kimi tesadüf der kimi kader ama ister tesadüf olsun karşılaşma ister kader, ansızın gelip oturuverir aşk insanın yüreğine. Kimi zaman Necip Fazıl'ın dilinden dökülür kimi zaman da Mevlana'nın Mesnevi'sinden...
Bir sabah sahafta karşılaşır Lâl ile Bilal. İlk sohbetleri bir Necip Fazıl şiiri ile olur. Biri başlar diğeri de devam eder...

Ne hasta bekler sabahı
 Ne taze ölüyü mezar,

İlk görüşte aşktır onlarınki ve sonucunun neye varacağı da meçhuldür. Şiirlerle yaşanan bir aşktır hem de onlarınki. Kendileri susar ama şiirler anlatır dertlerini.
İlk sayfasından itibaren elimden bırakamadım. Hem beşeri aşk hem de yer yer bahsedilen ilahi aşkla, içinde geçen şiirlerle, bilgece hikayelerle ve not alınası sözleriyle  büyüleyen bir kitap oldu benim için. Uzun zamandır bu tarz hikayeler okumamıştım ve ruhumu doyurduğunu hissediyorum şu an. Kitapta da geçen  "Edebiyat karın doyurmaz, çay içirir... Varsın doyurmasın, doyurduğu gönüller yeter." sözünün doğruluğunu anlıyorum bir kez daha. Ya da "Bizler dünlerin ölüsü, yarınların ise doğmamışlarıyız." sözünü hissediyorum.
Daha yazmak istediğim, paylaşmak istediğim pek çok şey var kitapla ilgili. Hele bir dağ hikayesi var ki benim uzun zaman unutamayacağım bir hikaye olacaktır muhtemelen. Adını belki daha önce duymadığınız, yazarını belki hiç bilmediğiniz bu kitap bir şansı hak ediyor. Sonu mu diyorsunuz, ben tahminlerimde yanılmadım. Sizler neler düşünürsünüz bilmem ama...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI