5 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kuma- Şehnaz&Gülşen


Sayfa Sayısı: 480
Dokuz Yayınları
2016
24 tl

Kitap Tanıtımı

Bir evliliği ayakta tutan yegâne güç; adamın sevdası, kadının bu sevdaya sarılışıdır. Mutluluğun formülü birbirini sevmekte saklıdır. Bu formülü bozacak günler Eroğlu Konağı'nın kapısını çaldığında içeri buyur edilir. Bebek hasretinin tutulduğu konakta KUMA rüzgârı eserken kaosa doğru sürükleyen fırtınaya iki kadın, bir adam tutulur.

Hayat ters köşeden vurarak bebeği olamayan, yıllarca bu esikliğin acısını pervasızca çeken, hastaneden hastaneye koşan, umut etmekten ve istemekten yorulmayan kadının hayatına kuma gölgesi düşürür.

Karısının bebeği olmadığı her gün, aşkı daha sağlam ayakta dururken adamın duygularını ve aklını yitirecek kâbus gerçekleşir. Kokladığı gülün üstüne bir kır çiçeği yerleşir, bu çiçek tohumunu verir ve sevdaya tutulmuş adamın kalbi ikiye bölünür!

Konağa düğünsüz derneksiz, üzerinde bir gelinlikle kapıdan içeri alınan kadını beklediğinden daha zor bir hayat, beklediğinden daha kötü bir evlilik karşılar. Zorlu sınavlara tabi tutulur, aşk ve sevgi yoksunu bir evlilikte ayakta durmaya çalışır. Kocası tarafından merhamet dilenen kadın halini alır. 

Sevda bir kadında, tutku bir kadındayken aynı çatı altında zorlu yaşam sürdürülür. Araf'ta kalmış bir adamın, bu adama bağlı iki kadının yaşamı zorlu serüvenlerle akıbeti belli olmayan sona doğru gider. 

Ateş düştüğü yeri yakar, KUMA gelir.
Hasreti kadın dindirir, bebek doğar. Adam ikiye bölünür.
Ve aşkı hangi kadın alacak, sorusu akılları alır.
Ben Ezo! Üzerine kuma gelmiş kadınım.
Şimdi sığındığım limanım, kocamın kalbindeki aşkım.
Ben Şerwan! Bir kadının hayatını kalbine, bir kadının hayatını omzuna alan adamım.
Ben Beritan! Kuma giden kadınım.
Benim tek dünyam, kucağıma aldığım bebeğim.

Kitap Yorumu



“Kitap Arası Kahve Molası” olarak ilk yorumum Dokuz Yayınları’ndan çıkan Kuma için gelsin J Wattpad’de oldukça yüksek okunma sayısına ulaşan, hatta “The Wattys 2015” kazananlarından biri olan Kuma, konusu itibariyle de gerek Wattpad’de gerek Facebook sayfa ve gruplarında oldukça fazla tartışıldı. Kimi sıkı bir Beritan fanı olurken kimi de Ezo’nun yanında olmayı seçti. Her iki grubun birleştiği tek nokta ise Şerwan oldu! Lanet okumaların hedefindeki adam oldu kendisi. 

Ezo ile Şerwan tutkulu bir aşkla altı yılı geride bırakmışlardır. Hayatlarında ve evliliklerinde her şey yolundadır ancak bir bebek sahibi olamamışlardır. Gitmedikleri doktor, denemedikleri tedavi kalmamıştır ancak mutlu sona bir türlü ulaşılamamıştır. Şerwan ve Ezo için çocuk sahibi olamamak tolere edilebilir bir durum olsa da Şerwan ve aşireti için ne yazık ki bu mümkün olamamıştır! 

Konakta artık kuma sesleri yükselmeye başlar. Şerwan her ne kadar bunu kabul etmeyeceğini söylese de engel olmayı ne yazık ki başaramaz ve eve apar topar Beritan gelir. Her genç kızın hayali olan söz, nişan, kına ya da düğün ona kısmet olamamıştır. Üzerine giydiği gelinlik, evlendiğinin belki de tek belirtisidir! Öfkeli bir koca, endişeli bir ev halkı ve kocaman bir yabancılıktan ibarettir artık hayatı. Şerwan en başta ondan bir çocuk sahibi bile olmayacağını söylerken, sonrasında bu koca konakta sahip olabileceği tek şeyin bir çocuk olduğunu açıkça belirtmiştir. Onu kırmaktan, örselemekten hiç çekinmemiştir. 

Ve Ezo… Çocuk sahibi olamamak zaten çok zorken bir de üzerine gelen kumayı kabullenmek zorunda kalmıştır. Kocasının bedenini paylaşmış önce, ardından da kalbini paylaşmak zorunda kalmıştır. Her geçen biraz daha kaybetmeye mahkum olduğunu görmüş, her şeyin ellerinden nasıl da kayıp gittiğini sadece izlemekle yetinmiştir. 

İki kadın arasında kalmamıştır aslında Şerwan. Ailesinin hatta tüm aşiretlerin de arasında sıkışmıştır. Onca lafın sözün arasında kendi benliğinden çıkıp daha öfkeli, daha sert ve hepsinden öte mutsuz bir adam olmuştur. Çocuk sahibi olamamak onun seçimi olmadığı gibi kuma getirmek de onun seçimi değildir. 

Kitabı okurken çok farklı duygular içindeydim. Kimi zaman üzülüp gözyaşı döksem, kimi zaman ufacık gülümsesem de en baskın duygum öfkeydi! Öyle ya, çocuk sahibi olamayan kadın eksikti! Öyle ya, evden gelinlikle çıkan kız ancak kefenle dönerdi! Ne gerek vardı kız çocuklarının okumasına! Ne gerek vardı ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına, ne gerek vardı kendi ayakları üzerinde durmalarına! Töre ne derse onun olması gerekti ne de olsa! Dediği şeyin insani boyutu ya da hissettirdiklerinin ne önemi vardı ki yani! 

Bu sadece bir kitap ama ne yazık ki pek çok kadının da gerçeği. Hayatı ellerinden alınan pek çok kadın var demeye dilim varmıyor zira hayatları hiçbir zaman eline verilmeyen kadınlar var. Ne baba evinde ne koca evinde söz hakkı olmayan kadınlar var. Törelerin esiri olmuş aileler, gözlerini dahi kırpmadan çocuklarının hayatlarını yok edebiliyor. Yapmayın bunu… Bahsettiğiniz bir insan, bir can. Ezmeyin kız çocuklarınızı, okumaları için bir şans verin onlara. Hangi kızın hayalidir ki bir adamın ikinci karısı olmak?! Hangi dünyada yaşıyoruz demeyin sakın, hala var bu uygulamalar ne yazık ki. Mardin’de yaşayan bir tanıdığımız anlatıyor 17-18 yaşındaki kızların ellili yaşlardaki adamlara ikinci hatta üçüncü eş olarak verildiğini! Acı ama gerçek bir tablo ne yazık ki… 

Tekrar kitaba dönecek olursak eğer, olay ve karakterlerin işlenmesi güzeldi. Duygular tam anlamıyla verilmişti. Zaten yazarlar yörenin kültürünü yakından bildikleri için konuyu işlerken bir acemilik yaşamamışlar, çok belli. Taraf tutmadan, kumalığı özendirmeden, şiddeti ve erkek hegemonyasını yüceltmeden bu hassas konuyu oldukça güzel işlemiş Şehnaz ve Gülşen. Kaleminize sağlık efendim. 
Kuma, serinin ilk kitabı. Editörden aldığımız bilgilere göre de ikinci kitap Ocak ayında raflardaki yerini alacakmış. Öyle bir yerde kesildi ki hikaye, devamı için sabırsızlanmamak imkansız!
Dilerim ki kumalık gibi bu çağdışı kalmış uygulamalar artık son bulur diye bitiriyorum yorumumu. Yeni kitaplar, yeni hayaller ve yeni dünyalarda buluşmak üzere!

Son olarak benim Kuma için puanım;



Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)


Sayfa Sayısı: 464
Nemesis Kitap
22 tl
2015

Kitap Tanıtımı

Gecenin karanlığı üzerine en derin koyuluğuyla çöktüğünde Gazel, bir binanın en üst katındaydı. Ve o binadan canlı çıkması imkânsızdı. Hayatta tek bir kez bile olsa, geleceğiyle ilgili bir kararı kendisi verebilmek istedi. Nasıl öleceğini seçebilmek istedi. Onu kovalayan adamlar çoktan o binaya girmiş ve merdivenleri çıkmaya başlamışlardı. Birazdan yakalanacaktı. Ve yine, birilerinin onun adına verdiği kararları uygulamak zorunda kalacaktı. Başkalarının elinde oyuncak olmaktansa, ölmeyi tercih etti. Ve kendini boşluğa bıraktı.

Aynı gece, Ömer'in üzerine de kopkoyu bir karanlıkla çökmüştü. Bütün gün hastalarıyla ilgilenmiş ve ameliyattan ameliyata koşturmuştu. Trafikten kurtulmak için girdiği ara yolda ilerlerken aklından geçen karmakarışık düşünceler, büyük bir gürültü ve sarsıntıyla bölündü. Pat!

Arabasının üzerine bir şey düşmüştü. İlk anda ne olduğunu anlayamadı ama birkaç saniye sonra ön camına doğru uzanan bir kadın eliyle karşı karşıya kaldı. O el Ömer'e, 'beni tut' diye yalvarıyor gibiydi. O eli tuttuğu anda, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne Ömer için; ne de Gazel için…


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba. Bu sefer konuğumuz bildiğiniz üzere Pinokyo’nun Rüyası. Çok mu çok sevdik bu kitabı ne? 

Başınıza yağmur damlası düşer, kar tanesi düşer hatta bahtsız bedevi iseniz dolu bile düşer. Üstünüzü değiştirip saçınızı kuruttuğunuzda tüm etkilerinden kurtulabilirsiniz. Ama tepenize ya kadın düşerse? Şaka yapmıyorum, gayet de ciddiyim hatta :D 

Ömer yoğun geçen nöbet trafiğinden sonra yorgun bir şekilde evine ilerlemektedir. Bir anda tepesine düşen kadınla şaşkına düşse de soluğu hastanede alır. Uzun ve zorlu ameliyat süreci bekler kadını ve kurtulacağı da kesin değildir. Ama azmeder Ömer ve üç ay boyunca deyim yerindeyse başını bekler bu ismini bile bilmediği kadının. 

Peşindeki adamlardan kurtulmak için son çaresi ölmektir Gazel’in. Bir anda kendini bıraktığı boşluktan sonra hastanede açar gözlerini. Ne olduğunu, ne kadar zaman geçtiğini bilemez. Tek derdi peşindeki adamlardan nasıl kurtulacağıdır. 

Genç, yakışıklı ve başarılı bir doktor olan Ömer’in de ilgi alanı kadınlar iken bu kıza karşı zaafının olduğunu fark etmesi uzun sürmez. Aşırı bir korumacı tavırla onu sarıp sarmalarken Gazel için daha önce hiç yaşamadığı kadar güzel başlar. Ancak içinde hep bir korku vardır ve hep bir soru: Ya o adamlar onu bulursa? 

Kalemini de kendini de oldukça çok sevdiğim biri Selvi Atıcı. Bu kitabında da yine kalemini konuşturmuş ve 464 sayfalık bu kitapta yine yeni maceralara, yeni aşklara sürüklemiş bizi. Başladıktan sonra bitene kadar elden düşmeyen bir kitap yazmış yine, kalemine sağlık yazarımm… 

Ömer’i de, Gazel’i de çok sevdim. Kitabın konusunu ve işlenmesini de çok beğendim. Ama en bayıldığım nokta neresi derseniz, Adem’in geçtiği kısımlardı. Seviyorum seni adam diye söylenip durduğum doğrudur. Senin de bir kitabın olsa nasıl güzel olur dediğim bir gerçektir :D 

Benim için oldukça keyifli bir okuma oldu. Dilerim okuyacak olanlar için de öyle olur…

Benim puanım;

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Kitap Yorumu- Okuma Etkinliği (1. Gün)


Sayfa Sayısı: 352
Nemesis Kitap
2015
18 tl

Kitap Tanıtımı

Derek Tyler, oldukça başarılı bir komiserdir. Fakat mesleği artık neredeyse tüm hayatını ele geçirmiştir. Öyle ki, karşısındaki daireye yeni taşınan Ginger Peet'ten etkilendiği anda, onun bütün kişisel bilgilerine ulaşabileceği bir araştırma yapar; o güne kadar aldığı trafik cezaları da dahil…

Ginger, kız kardeşiyle birlikte uzak bir şehirden Chicago'ya taşınmıştır ve yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. İhtiyacı olan son şeyse, tam karşı dairesinde oturan çekici, yakışıklı ve meraklı bir komiserdir. Sıkı durun, burası karışacak!


Kitap Yorumu


Zor bir gün geçirdiyseniz ve ne yazık ki hala bitmediyse, sanırım başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biridir bağırıp çağırarak taşınmaya çalışan komşular. Sessiz ve sakin bir apartmana getirdikleri gürültü de neyin habercisi acaba? 

Anneniz, annelik yapacak kapasitede bir kadın değilse ve deyim yerindeyse burnu pisliklerden kurtulmuyorsa son çareniz kardeşinizi de alıp başka bir şehre taşınmak olabilir. Aşağıdan pislik diye seslendiğiniz adamın karşı komşunuz olduğunu ve üstüne bir de polis olduğunu fark ettiğinizde kötü şans sizi hala terk etmemiş demektir. 

Derek Tyler başarılı bir komiserdir. Yalnızlığı seçen adamın hayatındaki tek renk işidir. Haliyle apartmana taşınan bu renkli kızlar dikkatini çeker. Yaptığı araştırma sonucunda ulaştığı bilgiler ise bir anda ilgisini çeker… 

Ginger daha yirmi üç yaşında gencecik bir kızdır. Annesinin ilgisiz tavrı ne yazık ki çok çok erken yaşlarda ayakları üzerinde durması için onu mecbur bırakmıştır. Zira tek düşünmesi gereken kendi değildir, bir de kız kardeşi Willa vardır. Taşındığı apartmanda karşı komşusu polis çıkınca ve bu adam çok yakışıklı, seksi de olunca, Ginger’ın işi oldukça zordur. 

Bir gece Ginger’ın evinden gelen hareketlilik üzerine Derek kendini dışarı atar ve onu görür bir kez daha. Ama bu kez oldukça savunmasızdır genç kadın. İşte onlar için değişimin ilk adımı da burada atılır. O hareketlilik ne diyorsanız, söylemem :D 

İşim gereği eskisi kadar çok vakit ayıramıyorum kitap okumaya. Ancak okuduğum bu kitap sanırım ayırdığım her saniyeye değdi. Uzun zamandır okuduğum en eğlenceli kitaplardan biri oldu. Zaten kitap o kadar akıcı ki bir anda bittiğini fark ediyorsunuz üzülerek. Keşke daha uzun olsaydı da biraz daha okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu Sen Benimsin. Çeviri ve redaksiyon olarak da beğendim ben. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Dilerim kısa zamanda yazarın diğer kitaplarıyla da buluşturur bizi Nemesis Kitap.

Benim puanım;

Bana Şans Dile- Sinem Akça, Kitap Yorumu - Okuma Etkinliği (2. Gün)


Bana Şans Dile- Sinem Akça



Sayfa Sayısı: 448
Böğürtlen Yayınları
2015
20 tl

Kitap Tanıtımı

Kadın olmanın rengi hep başkadır. Sevince pembe, âşık olunca kırmızı, fincanda kahverengi, alışveriş poşetlerinde gök kuşağı gibi rengârenktir kadın…

En yakın dostu Eros’un da okunu nereden fırlatacağı hiç belli olmaz… Tıpkı otuz iki yaşına gelmiş ve bu yaşına gelirken boş oturmayıp ikinci kocasını da nihayet kaçırmış;
vurdumduymazlığı, hiperaktivitesi ile arkadaşlarına illallah dedirtmeyi başarmış Didem'in kalbine saplanan ok gibi!
Önce ‘Neyse hâlim çıksın falım,’ deyip kapattığı fincanda görüldü yakışıklısı, sonra da kaza yaptığı arabada. Dedik ya ilk ok, tabir yerindeyse dünya umurunda olmayan, sadece kendi keyfi için nefes alan, evinin etrafındaki tüm restoran kuryelerinin yakinen tanıdığı Bağdat Caddesi kokoşu Didem'e...

İkincisi ise İstanbul Emniyeti’nin gözbebeği, deli lakaplı, tuttuğunu koparan, tutarlı, disiplinli baş komiser Bora'ya isabet ediyor...
Didem’in en yakın arkadaşı olma talihsizliğini yaşayan Yasemin'in evliliği ve bebek heyecanı ile renklenen hayatı...
Seçtiği playboy sevgililerinin aksine, aşkın masumiyetine olan inancını hiç yitirmeyen Elif.
‘OLMAZ AMA OLDURURUZ!’ diyerek istediğini alan, aşkta her yolu mubah sayan kadınların komik hikâyesi...


Kitap Yorumu


Yeni okuma etkinliğimizden herkese merhaba. Bu seferki konuğumuz uzunca bir zamandır beklediğim bir kitap olan Bana Şans Dile. 

Ah Didem ah diyorum şu anda. Sen nasıl bir şeysin diye sorasım var kendisine. Yasemin'le alıp veremediğin ne senin diyesim var. Ne güzel seni evlendirip yurt dışına göndermiştik hadi oradan döndün, sonra yine evlendirip İzmir'e yolladık. Oradan neden döndün ki sen? İyiydin İzmir'de sen :D 

Didem insanın ciddi anlamda sabrını zorlayan bir karakter. Yazarın tabiriyle 250 gr ağırlığındaki konsantre köpeğiyle Didem kocasından boşanıp Yasemin'in çocukluğunun geçtiği evin üst katına yerleşir. Erhan'ın da yurt dışında işinin çıkmasıyla başlıyor bahtsız bedevi Yasemin'in dramı. Ne gecenin körü ne sabahın bir vakti demeyen Didem, istediği her an Yasemin'e damlar. Umursamazlığı ve vurdumduymazlığı ile sinir sınırlarını ciddi anlamda zorluyor. Valla okurken ben kriz geçirdim, Yasemin nasıl dayandı bilmem :D 

İki kocasından da boşanan Didem yine falcı, kuaför ve alışveriş merkezi üçlüsü arasında Yasemin'i de sürükleyerek yaşamaya başlar yeniden. Hayatına girecek bir komiser ise en uzak hayallerinde bile yer almaz. Bencilliğin zirvesinde yer alan Didem, tesadüfen karşılaştığı bu yakışıklı ve karizmatik komiserin etkisinde kalır ve bir anda solan hanımefendisine dönüşür. Tabii sadece Bora'nın yanında, yoksa Yasemin'e hayatı zehir etmekten vazgeçmek gibi bir niyeti yok. 

Bora zorlu bir hayat yaşamış ama her şeye rağmen tek başına ayakta durmayı başarmış bir komiser. Oldukça yakışıklı bir adam biraz da maço hatta. Didem'i gördüğünde o da kendine engel olamaz ve ikili arasında oldukça ilginç bir ilişki başlar. 

Kavgalar, atışmalar, güleriz ağlanacak halimize modunda diyaloglarıyla yine kalemini konuşturmuş Sinem Akça. Son sayfasına kadar kâh gülerek kâh sinirlenerek okuyorsunuz ve her Sinem Akça kitabında olduğu gibi yine bir şokla kapatıyorsunuz kitabı. Uzunca beklemiştik bu kitabı ve beklediğimize değdi kesinlikle. 

Benim puanım;


*** 

Yıllar önce bir kitap sayfasında bir hikayenin ilk bölümüne rastlamıştım ve tamamen can sıkıntısına okumuştum. Sonrasında yeni bölüm gelmesini merakla bekleyeceğimi, yazarın müdavimi olacağımı tahmin etmemiştim. O ilk bölümden sonra yazarın ilk kitabı olan Pamuk Şeker'i sipariş edip okumuştum. Yazar Sinem Akça'yı da o zaman tanıdım işte. O günden sonra da sürekli bir taciz halinde yeni kitapla ilgili soru sordum. 

Kişiliğiyle, o güzel muhabbetiyle gönlüme taht kurdu deyim yerindeyse Sinem Akça. Sonrasında da ilişkimiz biraz boyut değiştirdi. Benim editör olmam, Sinem Hanım'ın bizim yayınevimizle anlaşmasıyla okur-yazar ilişkimiz editör-yazar ilişkisine döndü. Böylesine iyi kalpli bir kadınla tanıştığıma çok memnundum ve pek tabii çalışma şansına eriştiğim için de. Yolun açık olsun Sinem Abla, daha nice kitaplarda birlikte çalışabilmek dileğiyle. Okurumuz da yorumumuz da bol olsun inşallah :)) 

Unutmadan bizi takip etmeye devam edin, yakında yeni sürprizlerimiz olabilir :)) 

Çekilişlerimize katılmak ve bu güzel kitaba sahip olmak isterseniz 

Tatlı Yalan- Jamie McGuire, Kitap Yorumu(5. Gün)

Tatlı Yalan


Sayfa Sayısı: 376
Yabancı Yayınları
2015
21 tl
The Maddox Brothers, #2


Kitap Tanıtımı

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarının #1 New York Times Çoksatan Yazarından. Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis'in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis'i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas'ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas'a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby'nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis'e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox'un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.


Kitap Yorumu


Uzun zamandır merakla ve hevesle beklediğimiz kitaplardan biriydi “Tatlı Yalan”. RKBT kızları olarak yeniden bir Maddox kardeşin hayatıyla karşınızdayız :) 

Tatlı Sır kitabını okuyanlar bilir ki Thomas için biraz sıkıntılı bir şekilde sona ermişti olaylar. İşte o sıkıntılı durumlar hala devam etmekte. Sevdiği ya da sevdiğini zannettiği kadın kardeşiyle birlikte olunca, uzunca bir süre evinden ve ailesinden uzak durmakta bulur çareyi. Herkesten gizli yürüttüğü FBI ajanlığı görevi ile birlikte stresi üst düzeyde yaşar. 

Thomas için tesadüfler ya da sürprizler bitmiyor. Bir gece hayatına bir kadın giriyor. Ve bu kadın onun alt komşusu. Ama sürpriz bununla bitiyor mu, bitmiyor! Liis ile Thomas’ı sabah çok daha büyük bir sürpriz bekliyor. O sürpriz ne diyorsunuz şu an ama söylemem :D 

Maddox kardeşlerdeki ilk göz ağrımız Travis, olaylı geçmişinin faturasını şimdi ödemek zorunda kalıyor. Ya hapse girecek ya da FBI ajanı olacaktır. Bakalım Travis hangisini seçecek? 

Thomas sert bir adam, yaşadıklarından sonra gerçi çok da şaşırmamak lazım. O katı adamı bile yola getirecek bir kadın var, Liis. Geride bıraktığı sevgilisinin yasını tutarken, bir yandan da Thomas’la yaşadıkları var. Bu ilişki her ikisi de zor bir durum anlayacağınız ama bakalım aşk yine galip çıkabilecek mi? 

Kitabın oldukça akıcı olduğunu, bir solukta okunabileceğini söylememe gerek var mı bilmiyorum. Biz yeni Maddox için beklemeye geçtik, size de keyifle okumalar dileriz. Unutmadan çekilişimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın :)

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker, Okuma Etkinliği- Kitap Yorumu(2. Gün)

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker



Kitabın Künyesi

Sayfa Sayısı: 640
Dokuz Yayınları
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı


Hayatından geçen her bir gün, dolu dolu tabirinin karşılığıydı Naz için. Sonu gelmeyen seyahatler, bitmek tükenmek bilmeyen partiler, sıfırlarını dahi saymaya uğraşmadığı bir banka hesabı, anne babası, dedesi ve hatta daha birçok insanın ilgisi… Şimdiyse bunların hepsi yerini mütevazı bir memur hayatına bırakmıştı. Hem de oldukça mütevazı! Artık parasının hesabını kuruşu kuruşuna yapmalı ve hayatını diploması için uğruna yıllarca dirsek çürüttüğü mesleği, öğretmenliği, yaparak kazanmalıydı. Yapabilir miydi peki? Allah biliyor ya herkes onun bu şekilde yaşayamayacağını biliyordu. 

Disiplin, azim ve çeviklik… Belki biraz ukalalık, biraz da hazır cevaplık. Hepsini bünyesinde barındıran bu yakışıklı adamın bir yüzbaşı olduğuna inanmak, oldukça zordu. Yeni görev yerine başarıyla adapte olmuşsa da yeni hayatında hesaba katmadığı bir şeyler vardı. Zaten kim bunu hesaba katıyordu ki? O ne mi? Aslında hepimiz biliyoruz. Hatta birçoğunuz şu an iki dudağınız arasında, bu oyunbozan kelimeyi mırıldanıyorsunuz. 'Aşk' Pek çok şey bildiğini iddia etse de bu konuda ne bir tecrübeye ne de ön bilgiye sahipti Yağız. Ama azimliydi. Takdir etmek ve hakkını vermek gerekir. Aşkı öğreniyordu. Hem de aşkın 'Naz'lı hâlini…


Kitap Yorumu

Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Yorum yazarken zorlandığım anlar olur ama bu derece kilitlendiğim an yoktu öncesinde. Benim için bu kadar önemli ve değerli bir kitap okumamıştım çünkü… 

Öncesinde sıradan hikayelerden biriydi Aşkın Naz’lı Hali. Okudukça ve yazarıyla konuşmaya başladıkça giderek anlamlandı. Kübra Türker gibi bir insanı hayatıma kattığınız için teşekkür ederim Naz ve Yağız… 

Kitabımıza gelecek olursak kızımız Naz azıcık şımarık büyümüştür. Tek çocuk olmanın ve zengin olmanın avantajını sonuna kadar kullanmış, haliyle de azıcık şımarmıştır. Ama sadece azıcık, yanlış anlaşılma olmasın :P Ama bir gün işler ters gider ve kendini moda haftası yerine Kars’ta bulur. Evet evet, doğru duydunuz Kars’ta hem de öğretmen olarak! 

Yağız, ordunun yakışıklı ve de oldukça başarılı bir mensubudur. İnsanı kızdıracak kadar umursamaz ve sinir bozucu bir ukalalığı vardır. Tayini Kars’a çıkar ve ülkenin en soğuk yerlerinden birinde görevini yerine getirmeye gider. 

Her şey önce minik bir tartışmayla başlar. Ama hayatın tesadüfleri bununla sınırlı kalmayacaktır. Bu ikili için inanılmaz planları vardır. Neler dediğinizi duyar gibiyim ama söylemem :P 

Kitabın dili için oldukça akıcı olduğunu söylemek isterim. Naz ve Yağız’ın atışmalarını okurken yüzünüzde size eşlik eden gülümsemeyle sona geliyorsunuz. Kimi zaman da gözünüzden akacak iki damla yaş oluyor, buna da hazırlıklı olun derim. Tabii bir de Şakiremiz ve Hayrettinimiz var ki, ben kendilerinin hikayesinin de kitap olması gerektiği konusunda ısrarlıyım, duyurulur :) Gülbahar teyze, Hasan amca, Sarp, Erkan, Ali derken hikayemiz giderek renkleniyor. 

İlk okumaya başladığım andan beri kitap olacağı anı bekledim ve nihayet elimde kitabım. Hem de yazarından imzalı! İlk imzayı aldığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Onun dışında benim için bir kat daha özel olmasının sebebi var, o da editörlüğünü ben yaptım. Hatalarım varsa da heyecanıma verin :) 

Ben okurken oldukça keyif aldım. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Tarafımdan şiddetle tavsiye edilir ayrıca :)

Benim puanım;




Son olarak çekilişimize katılmak için buyurun....


a Rafflecopter giveaway

Aşk-ı Lâl

Aşk-ı Lâl- Sebahattin Ceylaner



Hayat Yayınları Kitapseverleri Hayata Aşkla Dokunmaya Davet Ediyor!


Hayat Yayınları, “Aşkla Dokun Hayata” serisi kitapları ile okuyucularını aşkın ayrılıktan kavuşmaya, hüzünden coşkuya kadar tüm duygularını taşıyan bir yolculuğa çıkarıyor. 

Hayat Yayınları’nın, Aşkın tüm renklerini kapsayan "Aşkla Dokun Hayata” serisinin kitapları ''Aşk-ı lal'' - ''Elifname'' - ''Herşeyi Allahtan İste'' - ''Aşk-ı Leyla'' - "Bana Aşkımızı Anlat” – “Aşk-ı Rana" “Yalnızca Rabbine Yönel” ve "Gülsima Ağlama Ne Olursun" çıktı. Ben şimdilik 2 tanesini okudum sanırım diğerlerini de alacağım...

Aşk, insanoğlunun kalbinde hala şarkılarını söylemeye devam ediyor. Siz de Hayata Aşkla Dokunmaya Var mısınız?

İlk yorumum Aşk-ı Lâl için gelecek...



Sayfa Sayısı: 224
Hayat Yayıncılık
2015
15 tl


Kitap Tanıtımı

Dile gelen tüm sözler art arda sıralandığında, üç harfin yan yana gelip de anlatabildiğini anlatır mı? Üç nokta yan yana geldiğinde fark edilir, sonsuzluk deryasının taze serinliği. Anlaşılır ki O'nu anlatmaya dil çaresiz…

Üç nokta gibi gelir üç harf yan yana ve anlatır sonsuzluğu, sonsuz nuru. Tek bir şart arar; nasıl ki sonsuzluğu anlatan üç noktanın kudreti suskunluğundan gelir, öyledir işte... Sonsuzluğu anlatacak yegâne kelam, dile değmeden dolaşır gönülleri.

Bi-lâl ve Lâl… Yana yakıla arayışlardan geçip yanmak derdine düşen iki yâren…


Kitap Yorumu

Anlatmaya nereden başlayacağımı bilmediğim kitaplardan biri oldu "Aşk-ı Lâl". Aynı zamanda satır satır altını çizmek istediğim, her bir cümlesini aklımda tutmak istediğim bir kitaptı. Kapağını kapattığımda ben de o 'Lâl' kısmından payımı almıştım sanki...
İstanbul'da yaşayan sahaflardan biridir Bilal. Aşkı arayan ama aşkı bulmaktan çok aşkı kaleme getirip söze dökmeye çalışan gencecik bir adamdır. Aşkın cefasını da sefasını da başının üstünde taşıyabilecek kadar da cesurdur üstelik...
Küçük yaşta annesizliği, ilk gençlik yıllarında da babasızlığı tadan bir kadındır Lâl. Tek başına koca bir şehirde yaşamaya çalışan biridir.
Kimi tesadüf der kimi kader ama ister tesadüf olsun karşılaşma ister kader, ansızın gelip oturuverir aşk insanın yüreğine. Kimi zaman Necip Fazıl'ın dilinden dökülür kimi zaman da Mevlana'nın Mesnevi'sinden...
Bir sabah sahafta karşılaşır Lâl ile Bilal. İlk sohbetleri bir Necip Fazıl şiiri ile olur. Biri başlar diğeri de devam eder...

Ne hasta bekler sabahı
 Ne taze ölüyü mezar,

İlk görüşte aşktır onlarınki ve sonucunun neye varacağı da meçhuldür. Şiirlerle yaşanan bir aşktır hem de onlarınki. Kendileri susar ama şiirler anlatır dertlerini.
İlk sayfasından itibaren elimden bırakamadım. Hem beşeri aşk hem de yer yer bahsedilen ilahi aşkla, içinde geçen şiirlerle, bilgece hikayelerle ve not alınası sözleriyle  büyüleyen bir kitap oldu benim için. Uzun zamandır bu tarz hikayeler okumamıştım ve ruhumu doyurduğunu hissediyorum şu an. Kitapta da geçen  "Edebiyat karın doyurmaz, çay içirir... Varsın doyurmasın, doyurduğu gönüller yeter." sözünün doğruluğunu anlıyorum bir kez daha. Ya da "Bizler dünlerin ölüsü, yarınların ise doğmamışlarıyız." sözünü hissediyorum.
Daha yazmak istediğim, paylaşmak istediğim pek çok şey var kitapla ilgili. Hele bir dağ hikayesi var ki benim uzun zaman unutamayacağım bir hikaye olacaktır muhtemelen. Adını belki daha önce duymadığınız, yazarını belki hiç bilmediğiniz bu kitap bir şansı hak ediyor. Sonu mu diyorsunuz, ben tahminlerimde yanılmadım. Sizler neler düşünürsünüz bilmem ama...

Körebe- Lena Diaz, Kitap Yorumu ve Çekiliş(3. Gün)

Körebe- Lena Diaz


Sayfa Sayısı: 416
Eksik Parça Yayınları
2015
24 tl
Deadly Games, #4


Kitap Tanıtımı

Lena Diaz, heyecan verici bir başka Ölüm Oyunları romanı ve karanlık bir soruyla geri dönüyor: Özgürlüğünüz bütün hayatınıza mal olursa ne yaparsınız?

Karanlıkta saklananın düşman olduğunu tahmin edebilirsin. Ama peki ya düşmanların sayamayacağın kadar çoksa? Devlin'in geçmişi düşmanlarla doluydu ve dâhil olduğu bir polis soruşturmasıyla birlikte bu düşmanların her biriyle yüzleşmek zorundaydı. Ama bu sefer tehlikede olan sadece kendi canı değildi, sebebini çözemediği bir çekim hissettiği yeni yetme polis Emily'nin de canı tehlikedeydi.

Kadınlara akıl almaz işkenceler yapan azılı katilin yeni hedefi ise Devlin ve yanından bir an olsun ayırmadığı Emily gibi görünüyordu. Tuzak kurulmuştu ve ölüm oyunu yeni kurbanlarını arıyordu.


Kitap Yorumu


Uzunca zamandır beklediğim kitaplardan biriydi Körebe ve şimdi elimde olduğu için benden mutlusu da yoktur diye düşünüyorum. Lena Diaz öyle bir kalem ki bana bile polisiye okuttu ve serinin devamını heyecanla bekletti. 

Serimizde bu kez sıra Devlin’de. Diğer kardeşlerden biraz farklı Devlin. Ne iyi diyebiliyorsunuz ne de kötü. Suçlu mu yoksa masum mu karar veremiyorsunuz. İyi bir adam gibi duruyor ama suçlu gibi de duruyor ama masum gibi de duruyor hani. Öyle garip bir durum işte :D 

Devlin’in başının belası da Emily oluyor. Emily ise alışkın olduğumuz polislerden biraz farklı. Kararsız, panik ama aynı oranda da cesur. Nerede ne yapacağı pek de belli olmuyor. 

Bu ilginç çiftimiz yine bir seri katil vakasıyla karşı karşıya geliyor. Suçlular, haklılar, yakalananlar, ölenler, itiraflar derken kendinizi kocaman bir bulmacanın içinde buluyorsunuz. Aklınızdaki acabalarla ara ara tırsıp sonunu merakla bekliyorsunuz. 

Serinin diğer kitapları gibi yine oldukça akıcı bir kitaptı. Genelde merak ögesi ön planda olan kitaplar gibi elinizde nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Lena Diaz’ı diğerlerinden ayıran en önemli şey ise tüm bu karmaşanın içinde işlediği aşk. Konu ve karakterleri ustaca işleyen yazarlardan biri oluyor böylece benim için. 

Turumuzu takip edenler bilirler ki Lena Diaz’ın tüm kitaplarına blog turu biz düzenledik. Bu anlamda Eksik Parça Yayınları’nın bize göstermiş oldukları ilgi ve güven için de kendilerine çok teşekkür ederim. Geçen turumuzda yazarla bir söyleşi yapmak istedim ve kendisi çok sevineceğini söyledi. Söyleşi diye başlayıp uzunca sohbet etme şansım oldu. Kitaplarını bir kenara bırakırsak kişilik olarak inanılmaz sıcakkanlı ve mütevazı bir yazar. Kendisine bayıldığımı söylemezsem olmaz :D Yapmış olduğumuz yorumları kısaca çevirip kendisiyle paylaştım, arkadaşlarımın hazırlamış olduğu afişleri de gönderdim ve çok beğendiğini söyleyip kendi sayfasında da paylaştı. Ayrıca turumuzdan sonra göndermiş olduğu imzalı kitapları, kalemleri ve ayraçları da güzel birer hatıra olacak bizim için. 

Bu kitabı tavsiye eder miyim, kesinlikle ederim. Lena Diaz her kitaplıkta olması gereken kalemlerden biri bence. Bir şey de yayınevimize söylemek isterim; lütfen yazarın başka kitaplarını da basınnnn :)

Benim kitap için puanım;




Ve çekiliş için;

a Rafflecopter giveaway

Sevginin Büyüsü- Beth Hoffman, Okuma Etkinliği(Kitap Yorumu - 3. Gün)

Sevginin Büyüsü- Beth Hoffman


Sayfa Sayısı: 400
İndigo Kitap
2015
19 tl


Kitap Tanıtımı

Hayatın zorluklarını yenip hayatta kalabilen kadınlar daima güçlü ve güzeldir.

Bazen hayat kötüye gider, her şey içinden çıkılmaz bir hal alır. Yapılacak bir şey yokmuş gibi görünür, sanki çıkmaz bir sokaktasınızdır.İnancınızı yitirdiğiniz, bitti dediğiniz, dua etmekten bile vazgeçtiğiniz anda, hayat size inanmanız, umut etmeniz ve yeniden başlamanız için göz kırpar. Sevginin Büyüsü her şeye rağmen hayata tutunmanın hikâyesi…

"Acıların, insanları gerçek dostluklara ve sevgiye sürükleyişinin büyüleyici hikâyesine tanıklık edeceğiniz, sımsıcak bir roman..."
-Kristin Hannah-

"Sevginin Büyüsü okuyucularına paha biçilmez bir değeri hatırlatıyor: Her şey içinden çıkılmaz göründüğünde bile, birkaç iyi arkadaş hayatınızı bunun tam tersine çevirebilir."
- People-

"Sevginin Büyüsü'nü okurken kalbim CeeCee adına defalarca kırılırken bile, kendimi gülmekten alamadığım zamanlar oldu. CeeCee'nin kaybettiklerini unutamayacaksınız, ama onun cesaretini ve iç dünyasının derinliğini de aklınızdan çıkaramayacaksınız."
- Luanne Rice-

"İnsanın içine işleyen dokunaklı bir roman. Güney'in yaz akşamlarındaki manolya kokuları gibi cazip, kendini sevdiren ve tatlı tadındaki bu kitabı okumak gerçek bir keyif."
- Mary Kay Andrews-


Kitap Yorumu

Okuma etkinliğimizin üçüncü gününden herkese merhaba. “Sevginin Büyüsü” kitabını yorumlama sırası bugün ben de ama nereden başlayacağımı hala bilemiyorum :) Kitabımı bitireli dakikalar oldu henüz. Elimden bırakmaya da gözümden ayırmaya da kıyamadığımdan yorum yazmaya çalışırken bile göz ucuyla onu süzüyorum. 

Arka kapağı okuduktan sonra konu itibariyle size belki tanıdık gelebilir “Sevginin Büyüsü”. Evet, daha önce de kaybedişlerin hikayesini okumuş olabilirsiniz. Ancak kaybedişlerin, vazgeçişlerin, gidişlerin ve dibe battıktan sonra yeniden yüzeye çıkışların hikayesini bir çocuğun gözünden okudunuz mu? 

Cecelia, daha küçük bir çocukken annesinin rahatsızlığıyla tek başına mücadele etmek zorundadır. Annesi akıl hastası bir kadındır ve onunla yaşamak her geçen gün çok daha zorlaşır. Her seferinde yaptığı utanç verici şeylerin hesabını Ceece ödemek zorunda kalır. Babası zaten varla yok arası bir yerdedir. Zira sürekli seyahat etmek zorunda olduğu bir işi vardır ya da seyahat etmek zorunda olduğunu söyleyerek Ceece’yi kandırıyordur. Bu bahaneyle de evden uzun zaman uzak kalıyor ve karısının tüm sorumluluğu küçücük bir kızın omuzlarına yükleniyordur. 

Sonra bir gün… Ceece için her şey değişir. Hayatı tam anlamıyla tepe taklak olur. Hiç bilmediği bir yere ve hiç tanımadığı insanların içinde yaşamak zorunda bırakılır. Ama hayat işte, kimin karşısına ne çıkaracağı belli olmaz! Tanımaya başladığı teyzesi ve onun arkadaşlarıyla birlikte sevmeyi, sevilmeyi, değer görmeyi ve göstermeyi öğrenir Ceece. Tabii bunları keşfederken ki maceralarını okumak çok keyifliydi benim için. 

Okurken altını çizerek okumak istediğim kitaplardan biriydi “Sevginin Büyüsü”. İçinde geçen bazı cümleler ve onların düşünmeye zorladıklarıyla, hiç sevmediğim halde kitabımın bazı yerleri çizdim. Ve birkaçını da paylaşmak isterim :) 



“Erkekler bana yüksek topuklu ayakkabı giymek gibi geliyor. Kendimi güzel hissettirmeleri çok hoşuma gidiyor. Ancak gecenin sonunda bir an önce onlardan kurtulmak için de sabırsızlanıyorum.” 


“İnsanların bizi nasıl gördüğünü belirleyen şey, bizim kendimizi nasıl gördüğümüzdür.” 


“İnsanlar nasıl bilge olur, biliyor musun? Dışarıya çıkıp dünyaya karıştıklarında, yaşamaktan korkmadıklarında… Bilgelik deneyimle kazanılır. Her günü bir armağan olarak görüp sevinç ve şükürle karşılarsan eğer, gerçekten yaşar ve deneyim kazanırsın. ”



Benim "Sevginin Büyüsü" için puanım;



Son olarak çekilişimize katılmak için buyurun :)



a Rafflecopter giveaway

Ismarlama Bebek- Fatih Murat Arsal

Ismarlama Bebek


Sayfa Sayısı: 504
Ephesus Yayınları
2014
25 tl


Kitap Tanıtımı

Bir masal kahramanı kadar yakışıklıydı belki! Sıcacık bakışlarıyla, tecrübeli yürekler için bile tehlikeliydi. Aşkı hiç tanımayan vahşi bir kıza göre ise, engellenemez iradesiyle tutkulu bir zorbaydı o...

Korunaklı hayatına büyük bir cesaretle dalmıştı. Ondan çılgınca şeyler istiyordu bu uzun adam... Öncelikle kollarından kaçamayacağı gerçek bir evlilik...Ve annesine benzeyen güzel bir bebek...İsyan eden kalbini istemiyordu belki! Ama...Her an göğsünden koparıp alacak kadar da fırsatçıydı.

Zoraki de olsa evlenmeyi kabullendi... Ve ısmarlama bebeği için ona boyun eğdi. Ama delicesine ağrıyan kalbi için...sonuna kadar mücadele etmeye kararlıydı! Tüm korkusuyla aşka karşı dirense de... ne yazık ki bu tatlı despottan nefret etmek, baştan çıkarıcı öpücüklerini sevmemek kadar zordu!

İki inatçı yüreğin heyecan dolu savaşında, sizi aşk ve tutku dolu sayfalara bağımlı kılacak, kaybedenin olmadığı bir FMArsal romanı daha!


Kitap Yorumu

Yıllar önce internet üzerinden okuyup şimdi basılı haliyle kitaplığımda bulunan bir FMA klasiği daha tekrar okundu bitti. Hem de yapılması gereken son okumalar dururken!!! 

“Anlaşma” kitabından sonra en sevdiğim FMA kitabı “Ismarlama Bebek”. Vildan’ın huysuzluğuyla, Ataman’ın inadıyla severek okuduğum bir kitap. Vildan’ın huysuzluğu diyorum çünkü kızımız baya bir çektiriyor Ataman’a. Kabullenemediği bir adam, ardından da ona dair hislerindeki karışıklıkların faturasını hep Ataman ödedi kitap boyu. Ataman ise gülümseyen gri gözlerinin altında sakladığı aşk dolu kalbiyle uzunca zaman ona direndi ve tam pes ettiği noktada geldi Vildan’ın attığı adım. 

Vildan zengin bir ailenin tek kızıdır. Genç yaşının verdiği enerji ve güzelliğiyle oldukça dikkat çeken bir tiptir ve haliyle üzerinde pek çok göz vardır. Ataman ise başarılı bir iş adamı olmasının yanında oldukça yakışıklıdır da. Bir şeyi istediğini anlaması saniyeler alırken, onu elde etmek için her yolu denemekten de kaçınmaz. Buna tehdit de dahil hem de! Zira Vildan’a yaptığı tam da buydu çünkü onun kalbini çalmak için bekleyecek zamanı yoktu. Aşkını istese de ondan önce gelen bir isteği, o da bir bebek! 

Hikayemiz böyle başlıyor işte. Ataman’ın Vildan’ı zorlamasıyla başlıyor kitabımız ve birbirine deli gibi aşık bir çiftle son buluyor. Tabii aileye katılan yepyeni bireylerle :) 

Kitabın dili oldukça akıcıydı, elinize aldığınızda bırakması kolay olmuyor. Zira yirmi dört saati doldurmadan ben çoktan bitirmiştim. Redaksiyon olarak da başarılı bulduğum bir kitaptı. Yazanın da redaksiyonu yapanın da eline sağlık diyorum. Okumadığım tek bir FMA kitabı kaldı, o da “İki Renk Aşk” ve en kısa zamanda onu da alıp okuyacağım. Bu kitabı henüz okumayanlara da şimdiden keyifli okumalar dilerim…

Benim puanım;

Akıllı Kadınlar Yanlış Seçimler- Dr. Connel Cowan & Dr. Melvyn Kinder

Akıllı Kadınlar Yanlış Seçimler


Sayfa Sayısı: 232
Olimpos Yayınları
2015
17 tl


Kitap Tanıtımı

"Karşılaştığım tüm erkekler ya evli, ya gay, ya çılgın ya da sıkıcı." Eğer bu size tanıdık geliyorsa, muhtemelen akıllı, başarılı ve hâlâ Bay Doğru'yu arayan birisiniz; ama hep yanlış yerlerde. Kendinizle hesaplaşmanızı sağlayarak sizi harekete geçirecek bu kitap, aşkı kaybetmenize neden olan tutumlarınızla ve önyargılarınızla nasıl başa çıkmanız gerektiğini ve onları nasıl değiştireceğinizi gösteriyor. Aşk ve özlem arasındaki farkı öğreneceksiniz. Bir adamın size kur yapmayı bırakmasının neden iyi bir işaret olduğunu, bir erkeğe bağlılık sözü verdirmenin en iyi yolunu ve en önemlisi, siz istediğiniz sürece devam edecek tatmin edici, mutlu ve güzel bir ilişki kurmak için aklınızı kullanmayı ve nereden başlamanız gerektiğini öğreneceksiniz. Bu kitap kadın ve erkekler arasındaki sorunları ele alıyor, olmaları gerektiği gibi değil, oldukları gibi...


Kitap Yorumu

“Biz bu kitabı sadece psikolog olarak değil, aynı zamanda erkek olarak yazdık; oğullar, kocalar ve babalar. Bu kitap kadın ve erkekler arasındaki sorunları ele alıyor; olmaları gerektiği gibi değil, oldukları gibi.” Kitabın giriş bölümünde yazıyor bu sözler. Biz kadınları ve ilişkilerimizde yaşadıklarımızı, yani bizi bize anlatıyor bu iki doktor.

Kadın ve erkek ilişkileri asırlardır tartışılır ama henüz bunu çözebilen olmadı maalesef. Net bir reçetesi yok bunun zira her insan her olayı farklı algılayabiliyor, her olaya karşı farklı tepkiler veriyor. Hal böyle olunca da bir çözüm yerine onlarca çözüm yolu çıkıyor ortaya. Connel Cowan ve Melvyn Kinder bu kitabında kadınların ilişkileri üzerine tespitler ve bunlara karşı yapılabilecekleri anlatıyorlar.

Günümüzde kadınlar büyük bir sıkışmışlık içinde ne yazık ki. Bir taraftan toplum tarafından ince ince işlenen korunma ihtiyacı güdüsü bir taraftan da kendi ayakları üzerinde durma çabası… Birbiriyle zıt kavramlar ve kadınlar bu iki kavram arasında bir denge kurmak zorundalar. Bu dengeyi kuramamaktan kaynaklanıyor aslında en büyük ilişki sorunları. Geleneksellikten çağdaşlığa geçiş bu anlamda en çok kadını yoruyor, yanlış ilişkiler içinde ve haliyle yanlış kişilerle yaşamaya çalışırken buluyor. İşte bu durum üzerinde duruluyor kitapta. Ne yapmalı, nasıl davranmalı sorularına hayattan alınan örneklerle cevap veriliyor bu kitapta.

Son dönemde en başarılı bulduğum kişisel gelişim kitaplarından biri oldu “Akıllı Kadınlar Yanlış Seçimler”. Gerek anlatım dili, gerek de işlediği konu itibariyle çok severek okudum ve sanırım bu yüzden de yorum yazarken zorlanıyorum. Kitapla ilgili anlatacağım eksik bir şey olmasın diye sürekli notlarıma göz atmak zorunda kaldım :D

Aile yaşamımızdan hayatımıza giren erkekler, onların bize tepkileri ve bizim yaşadıklarımız… Doğrularımız… Yanlışlarımız… Yaptıklarımız… Yapamadıklarımız… Yapmamız gerekenler… ve çok daha fazlası bu kitap içinde saklı. Bu iki uzman doktorun önerilerine kulak verin diyorum ben. Okuyacak olanlara şimdiden keyifle okumalar dilerim…

Benim "Akıllı Kadınlar Yanlış Seçimler" için puanım;

Senden Bebek İstiyorum- Aslıhan Akagöz, Kitap Yorumu ve Çekiliş (2. Gün)

Senden Bebek İstiyorum



Sayfa Sayısı: 615
Postiga Yayınları
2015
28 tl

Kitap Tanıtımı

Senden Bebek İstiyorum 

Çünkü seni hiç unutmadım.

Bir adam neden baba olmak ister? Mutlu ve sıcacık bir yuvada kendinden bir parçaya hayat verip onu büyütmek için, olabilir mi? Ama Yiğit ve Mert'in baba olmayı kabul etmelerinin sebebi bu değildi. Büyükanneleri Pakize Hanım gülümseyerek, "İlk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur," deyince Mert, sırf Yiğit'e bir konuda daha üstünlük sağlayabilmek adına kabul etmişti bu isteği. Tek niyeti Yiğit'i her konuda alt edebilmekti. Peki, Yiğit buna izin verecek miydi? Mert'in kendisini alt etmesine göz yumacak mıydı? Peki iş anne adaylarını ikna etmeye gelince neler olacak dersiniz? Aslıhan Akagöz'ün çok okunan romanlarından aldığınız tadı sürdürmeye devam edebilirsiniz. Eğlenceli ve bir an bile kesilmeyecek heyecanıyla elinizdeki kitapla yazara hayranlığınızın artacağını garanti ederiz.

"Benim size verebilecek hiçbir şeyim yok," dedi güçsüz bir sesle. "Hayır, yanılıyorsun Sedef." Adını adamın ağzından duymak garipti. Rahatsızlık vericiydi. "Sen şu sıra bana çok lazım olan o en önemli şeyi verebilirsin." "Ben anlayamıyorum. Mert Bey siz benden ne istiyorsunuz?" "Ben senden bir bebek istiyorum."



Kitap Yorumu


Yıllar önce tesadüf eseri bir forum keşfetmiştim. Haftalık hikayelerin yayımlandığı, genç yazarların yer aldığı bir platformdu ve bir hikaye ilgimi çekmişti orada, ismi ‘Bir Damla Aşk’ idi. O hikayeyle benim kalbimi ve beğenimi kazanmıştı Aslıhan. Hele ki hikayesinde geçen küçücük bir Afyon detayı ile deyim yerindeyse tam on ikiden vurmuştu beni. O günden beri de sürekli takip ettiğim ender isimlerden biri oldu ‘clevergirl’. 

İlk tanıtımını okuduğumda beğenmiştim konuyu ve her hafta yeni bölümü bekleme başlamıştım. Hatta bölüm gelmedikçe de yazarımızın birazcık kafasını şişirmiş olabilirim :) Üzgünüm yazarım, meraklı bir okurum ben :) Her bölümünü severek okuduğum hikayenin kitap olacağını duyduğumda ise “Sen benim olmalısın!!!” derken turunu yapma imkanımız oldu, iyi ki de oldu :) 

Yiğit ve Mert, ikisi de babaannesi tarafından büyütülmüş -ki burada söz konusu olan yalnızca biyolojik yaş zira hala ikisi de çocuk gibiler- iki kuzendir. Küçüklüklerinden beri bir sürtüşme içine girmişler, incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerden ötürü de rakip haline gelmişlerdir. Tek amaçları birbirlerini alt etmek haline gelen kuzenleri büyük bir sürpriz bekler: tabii ki babaanneleri Pakize Hanımın onlara sunduğu bir tekliftir ya da hafif teklifimsi hafif de şantaj içeren bir durumdur. 

Bugüne kadar birbirleriyle yarışmak kolay olmuştur ama artık iş zordur hatta imkansız gibi bir durum söz konusudur. Zira babaannesi bu kez kimin daha önce çocuğu olursa onu mirasıyla ödüllendirecektir. 

Yiğit, uzun düşünceler sonunda Feyza’da karar kılar. Yarım kalmış yaşanmışlıkların üzerine gitmeye kararlıdır. Ancak bu konuda Feyza ne düşünür, bilinmez… 

Mert için durum biraz daha sıkıntılıdır. İlk başlarda kuzenini ciddiye almayan genç adam bir anda tutuşur ve Sedef’i gördüğü anda ona can yeleği bulmuş edasında sarılır. Ama Sedef bundan memnun mudur acaba? 

Kitabımızın konusu böyle işte. Olayların finali ilgili elbette tahminler vardır ama o finale gidiş yolu için okumalısınız. Bazen güleceksiniz, bazen de gözlerinizin dolduğunu hissedeceksiniz. Ama hepsinden öte genç bir yazarın kaleminden dökülen aşka şahit olacaksınız… 

Bunca lafın üzerine kitabı beğendiğim ortaya çıkıyor tabii. Ama eklemek istediğim bir şey var, ben bu kitabı beğenmekle kalmadım ciddi ciddi bayıldım. Hem de ikinci okuyuşumda bile! 615 sayfalık bir kitap elinizde akıp gidiyor sanki. 

Eğer Aslıhan’ın kalemiyle hala tanışmadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç olacaktır. Bir şansı hak eden özel bir isim zira kendisi. Yazım hayatında başarılar dilerim yazarımıza, nice hikayelerde nice kitaplarda görüşmek üzere… 

Not: Sıradaki hikaye ve kitabı ben de merak ediyorum ve kendisiyle yapacağım söyleşide cevapları alabilmeyi umuyorum. Takipte kalın!

Benim puanım;




Son olarak çekiliş için;




a Rafflecopter giveaway

Unutma Beni- Lisa Genova, Kitap Yorumu ve Çekiliş(1. Gün)

Unutma Beni


Sayfa Sayısı: 340
Artemis Yayınları
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı

Artık dünü yoktu, belki yarını da. Sadece bugüne sahipti. Ama o, hatırlayacağı son anı için savaşmaya kararlıydı.

Elli yaşındaki Alice Howland hayatıyla gurur duyuyordu. Harvard'da bilişsel psikoloji profesörüydü ve dilbilim alanında dünyaca tanınan bir uzmandı. Aynı zamanda başarılı bir eşi ve üç yetişkin çocuğu vardı. Ancak Alice, unutkanlığının arttığını, aklının giderek karıştığını hissetmeye başlamıştı. Derken trajik bir teşhis hayatını geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

Etkileyici olduğu kadar rahatsız edici bir hikâye olan Unutma Beni, sizi Alzheimer hastalığının üzücü yolculuğuna çıkarıyor. Akıl Oyunları kadar sarsıcı, Sıradan İnsanlar kadar unutulmaz bir eser.

"Unutma Beni'yi okuduktan sonra içimden, yabancılarla dolu trende ayağa kalkıp bu kitabı almanız lazım, diye bağırmak geldi."
- The Boston Globe-

"Herkese anlatılması gereken bir hikâye."
- Brunonia Barry, New York Times Çoksatarı Yazar-



Kitap Yorumu



Henüz kırklı yaşların başındasınız. Harvard’da yirmi beş yıldır psikoloji profesörüsünüz. Evlisiniz ve üç çocuğunuz var. Hayat sizin için mutluluklarla ve başarılarla dolu. Ancak bir sabah uyanıyorsunuz ve yaşadığınız unutkanlıkların aslında normalde insanların yaşadığı unutkanlıktan farklı olduğunu görüyorsunuz. Konuşmanızda ısrarla hatırlayamadığınız bir kelime, çıktığınız koşuda bir anda nerede olduğunuzu fark edememe durumu sizin hasta olduğunuzu gösteriyor. Hem de Alzheimer hastası… 

Alice böyle bir kadın işte. Dehşet içerisinde keşfettiği bu durum sonucunda gittiği klinikte Alzheimer teşhisi konuyor ve sonrasında hayatı her geçen gün daha kötü bir hale geliyor. Henüz kesin tedavisi ya da önleyicisi olmayan bu hastalık için pek çok deneysel tedavi mevcut ve bunları denemeye karar veriyor. Tedavi süresi ise on beş ay… Bu on beş ay içerisinde neler olduğu, sonucun ne olduğu ise elbette kitabımızda saklı ve pek tabii filminde… 

Kitaba başladığımda bu kadar etkileneceğimi hiç ama hiç tahmin etmemiştim. Özellikle başlardaki teşhis sürecinde yer alan bilimsel terimlerden sonra bir süre tereddüde de düştüm ama sonrasında gelenler ciddi anlamda sarstı beni. İnsanın yıllarını verdiği şeyleri, yıllarını geçirdiği yerleri hatta onları da geçtim çocuklarını, eşini tanıyamaması nasıl bir his görmüş oldum. Hem de ne görmek… Son sayfaları resmen gözyaşlarım eşliğinde bitirdim. 

Konu olarak hoşuma gitmişti “Unutma Beni” zaten ilk başlarda. İlk sayfalardan sonra bu kitaba tur yapmak istediğimizde ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi düşündüm. Son zamanlarda beni en derinden etkileyen ve yaşadığım pek çok şeyi gözden geçirmeme neden olan bir kitap oldu. Sevdiklerimi bir gün hatırlayamayabilirim belki ve bu sebeple ben de Alice gibi yaşadığım her andan tat almaya çalışmaya karar verdim. Dün unutsam da bugünlerin elimde olduğunu gördüm. Bu anlamda bana bazı gerçekleri yeniden görme fırsatı verdiği için mutluyum. 

Son sayfasına kadar bir çırpıda okursunuz diyemiyorum zira muhtemelen aralarda siz de gözyaşlarınızı silmek için okumayı bırakacaksınız. Bu hastalığın yaşayan kadar yanındakiler için de ne kadar zor olduğunu göreceksiniz. İlk başlardaki bilimsel terimler sizin için bir şey ifade etmese de duyguları içinizde hissedeceksiniz. 

Siz bu yorumu okurken ben filmini izliyor olacağım. Unutmadan filmin başrol oyuncusu Jullianne Moore’un gösterdiği performansla ödül aldığını da söyleyeyim ve filmi izlemeye kaçayım. Okumak ve izlemek isteyenlere şimdiden iyi okumalar ve iyi seyirler dilerim…

Benim puanım;




çekilişin için buyurun :)


a Rafflecopter giveaway
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI