RKBT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RKBT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Düşlerimin Prensi II. Cilt- Buse Gümüş, Kitap Yorumu


Sayfa Sayısı: 512
Nemesis Kitap
2016
22 tl


Kitap Tanıtımı


Masal devam ediyor…
Bir zamanlar asla inanmam dediğim bir şey vardı. Benden asla ama asla bir prenses olmazdı. Gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm düşlerim vardı benim. Bana göre; aşk bana uğramaz, mutluluk beni teğet geçerdi.

Tüm umutsuzluğuma rağmen yine de hayat beni yanıltmış, aşkı ve mutluluğu bir kişide toplamıştı. İmkânsız dediğim aşk, beni sarıp sarmalamış ve her şeyi baştan sona değiştirmişti. Onunla olmak, aşkı onunla yaşamak düşlerimin de ötesinde bir mucizeydi.

Ancak her şey hayallerimdeki gibi tozpembe gitmiyordu. Mutlu sona ulaşmadan önce önümüze birçok engel çıkacaktı. Hayat bizi sınarken, birlikte tutunabileceğimiz tek şey sevgimizdi. Kavgalar, küslükler, barışmalar, ayrılıklar… Ve daha nicesi. Yaşanacaklar gözümü korkutmuyordu, çünkü gerçekliğinden emin olduğum bir şey vardı: Mert, benim Düşlerimin Prensi'ydi ve bizim masalımız, her şeye rağmen mutlu sonla bitecekti.


Kitap Yorumu


İlk kitabın yorumunda ikinci kitabınız olmadan başlamayın demiştim, hala aynı fikirdeyim. İlk kitap biter bitmez ikinciye başladım zira öyle bir noktada bitmiş ki merak etmemek ne mümkün! Okuduğunuz ikinci sayfadan sonra bir, “Aaa!” nidası dökülecek ardından da sizi bir rahatlama alacak. Neden mi? Tabii ki söylemem :D 

İlk kitapta Rüya ve Mert ilişkisi bir düzene girmişti zaten. O ilk tanıma sürecini, sancılı dönemi geride bırakmışlardı. Ama bu kez de onları bekleyen gelecekleri söz konusuydu. İlişkilerinin seyri, evlilik düşüncesi, iş hayatları derken sorumluluk alma dönemleri gelmişti. Tabii can dostlarıyla birlikte! Rüzgar olmadan ya da Gizem’siz bir hikaye düşünemedim. Figen, Gökhan ve Masal olmadan da asla! 

Çok fazla bir şey söylemek de istemiyorum aslında işin büyüsünü bozmamak için. Ama bu çiftler okunmalı, diye düşünüyorum...

İnişler, çıkışlar, kalp kırıklıkları hatta hayal kırıklıkları, kıskançlıklar ve dostluklar… Bir hayatın tanımı belki de bu kavramlarda saklı. Bu üç çift üzerinden anlatılan hikaye de hayatın bir parçası. Onlar Düşlerinin Prensi’ni bulmuşlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevitine diyesim var :D Benim keyifli okuduğum bir seri oldu. Okuyacak olanlara da şimdiden keyifli okumalar dilerim... 

Unutmadan, bu güzel kitapları kazanabilmek için çekilişimiz devam ediyor. Sayfamızı ziyaret etmeniz yeterli :)

Düşlerimin Prensi II. Cilt - Buse Gümüş, Ön Okuma (5. gün)

Düşlerimin Prensi ön okuması ile beraberim bugün. Keyifli okumalar dilerim :)


Düşlerimin Prensi (1. Kitap) - Buse Gümüş, Kitap Yorumu, (3. Gün)


Sayfa Sayısı: 512
Nemesis Kitap
2015
22 tl


Kitap Tanıtımı

"Gerçekleşmeyeceğini bile bile kurulan düşler, insanın canını acıtmaktan başka bir işe yaramıyor." Aşkın hiç uğramadığına ve uğramayacağına emin olduğum bir durakta beklerken, hiç ummadığım bir anda düştüm aşkın içine. Hem de hiç olmayacak bir insanla; Mert Demiroğlu'yla… Üstelik bu öyle bir düşüştü ki, sadece üç saniye sürmüştü; ne olduğunu bile anlayamamıştım. Aşkın zor olduğunu biliyordum ama söz konusu Mert ise sadece zor değil, imkânsızdı benim için aşk. O, insanların düşündüğünden daha fazlasıydı. Düşünceli, nazik ve sevecendi. Onun masmavi gözlerinin derinliklerine düştüğümde, tutunduğum yine oydu. Yine de imkânsızdı işte. Mert ve ben sadece arkadaş olabilirdik, benim kalbim her ne kadar daha fazlasını istese de… Ancak hayatın benim için daha farklı planları olduğunu bilmiyordum; benim masalım henüz yazılmamıştı. Hepsinde olduğu gibi bu masalın da bir prensese ve bir prense ihtiyacı vardı. Benim masalım da Düşlerimin Prensi'ni bulduğumda başlayacaktı.


Kitap Yorumu

Kitabı okudukça ilk aklıma gelen şey ne kadar tanıdık olduğuydu. Seneler önce bir forumda okuduğum ama sonrasında unuttuğum bir hikayeymiş meğer. Her sayfadan sonra şimdi şu mu olacaktı, diye bitirdim kitabı. Kaybettiğim bir şeyi yeniden bulmuşum hissi verdi. 

Rüya on sekiz yaşında, yeni bir üniversitelidir. Yeni okul, yeni ortam, yeni arkadaşlar derken karşısına Mert çıkar, Mert Demiroğlu. Kendisi zengin, yakışıklı ve tam bir playboy. Ha bir de başının belası Merve. Dünyalar tatlısı Gizem, grubun neşelisi Figen ve erkek arkadaşı da var. Efendim bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya okuması zevkli bir kitap çıkmış. 

Üniversite hayatı belki de insan için hayatının en önemli dönemi. Ne tam anlamıyla büyümüşsünüzdür ne de hala annenizin küçük çocuğu da değilsinizdir. Orada yaşadıklarınız ve öğrendikleriniz bundan sonraki hayatınızın belirleyicisi oluyor. Haliyle kurduğunuz dostluklar, yaşadığınız aşklar, kalp kırıklıklarınız ömrünüz boyunca aklınızın hep bir köşesinde oluyor. Hazır lafı açılmışken ben de buradan can arkadaşlarıma selamlarımı göndereyim, sizi seviyorum! İşte tam anlamıyla Rüya için de geçerli bu durum. Yeni bir hayata alışırken yeni insanlar tanımayı, aşkı, kırılan kalbiyle yaşamayı öğrenir. Tüm gücünü yitirdiği anlarda yeniden ayakta kalmanın mücadelesini verir çünkü karşısındaki adam Mert Demiroğlu’dur. Düşlerinde bile kavuşamadığı biridir hatta belki de imkansızdır. Ama aşk işte, engel tanımıyor ve bu kez de tanımayacaktır! 

Yorumumdan da anlaşılacağı üzere benim için karışık duygular uyandırdı Düşlerimin Prensi. Kendi öğrencilik yıllarıma döndüm. Yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hayal kırıklarım canlandı gözümde. Karakterler o kadar bizden ki, o kadar yaşamın içinden ki böyle hissetmemek pek de mümkün değil. 

Kitabın konusuyla ilgili daha fazla bir şey söylememe gerek bence. Okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Unutmadan, sakın ikinci kitabı da almadan başlamayın. Öyle bir yerde bitiyor ki meraktan çatlama ihtimalinize karşı baştan uyarayım. E ben kaçayım artık, ikinci kitap beni bekler. Herkese keyifli okumalar!

Düşlerimin Prensi- Buse Gümüş, Yazar Söyleşisi



RKBT: Merhaba, öncelikle zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. İlk sorumuz Buse Gümüş kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

BG: Merhaba. 1993 yılının son günlerinden birinde İstanbul’da doğmuşum. Şimdi 22 yaşındayım ve üniversite son sınıf öğrencisiyim. Fazlasıyla sabırsız bir insanımdır. Buluşma yerine herkesten önce giden kişiyi arayacak olursanız, o kesin benim mesela. Aynı zamanda iflah olmaz bir hayalperestim, yazmayı ve kitap okumayı hobiden çok hayat amacı haline getirmiş biriyim.



RKBT: Sizin takip ettiğiniz yazarlar kimler? Okumak için öncelikli bir tercihiniz var mı?

BG: Türk ve yabancı olmak üzere çok fazla yazar takip ediyorum. En sevdiklerimden biri Nora Roberts’tır. Okumak için bir tercihim var elbette, içinde aşk olması ve mutsuz sonla bitmemesi. Konu beni içine çekerse kitabın türü çok da önemi değil, genelde her tarz kitap okuyorum.



RKBT: Yazmaya nasıl başladınız ve yazdıklarınızın kitap olma süreci nasıl işledi?

BG: Çoğu kişinin aksine benim komik sayılabilecek bir başlangıcım var. On beş yaşındayken okuduğum fantastik bir kitap için, “Ben bundan daha iyisini yazarım,” diyerek elime kalemi aldım ve ilk kurgumu kağıtlara aktardım. Günün birinde, üçleme olarak planladığım fantastik romanımı da okurlara sunmak istiyorum ama şimdilik uzak hayallerimden bir tanesi bu. Düşlerimin Prensi serisi ise 2012 yılında bir hikaye forum sitesini keşfetmemle ortaya çıktı, uzun soluklu bir hikaye oldu ve paylaştığım ortamlarda sevilip beğenilmesi beni inanılmaz mutlu etti. Kitap sürecinde birçok yayıneviyle görüştüm ve sonucunda Nemesis Kitap’la anlaştım. Yayınevimle birlikte Düşlerimin Prensi serisini kitapseverlerin beğenisine sunduk. Basılı kitaplarımın olması hala rüya gibi geliyor.



RKBT: Yazdıklarınızı ilk önce kimle paylaşıyorsunuz?

BG: İlk yazdığım fantastik kurguyu sadece birkaç kişi okudu. Sosyal ortamlarda hikaye paylaşmaya başladıktan sonra ise çok sayıda okuyucuya ulaştım. Genelde yazdıklarımı önce arkadaşım Burcu’ya yolluyorum, sonra da okuyucularla buluşturuyorum.



RKBT: Yazmak için tercih ettiğiniz bir zaman dilimi ve mekân var mı? Yoksa ilham perileri

BG: Ziyarete bağlı olarak gelişiyor. Genelde akşamları evdeyken yazıyorum ama bazen önümde bilgisayarım saatlerce açık kalsa dahi tek kelime yazamadığım anlar oluyor, bazen ise gündüz dersin ortasında aklımda sahneler beliriyor ve ben, anlatılan dersi unutup aklımdakileri kağıda geçiriyorum.



RKBT: İşlediğiniz konuları ve karakterleri neye göre belirliyorsunuz?

BG: Hiç oturup da şunu yazayım demişliğim yoktur. Bir anda aklıma bir sahne geliyor, oradan yola çıkarak kurguyu oluşturuyorum, tanıtımı yazıyorum ve kurgunun tamamı aklımda şekilleniyor. Yazmaya başladığımda hikayenin başı, ortası ve sonu belli oluyor zaten. Aradaki olaylar, konuşmalar vs. kurguya bağlı olarak yazdıkça ortaya çıkıyor. Karakterler de kurgu gibi aklımda bir anda şekilleniyor ama tabii onların özelliklerini yazmaya başladıktan sonra değiştirdiğim de oluyor.



RKBT: Kitabınızı elinize aldığınızda ve ilk imza gününüzde neler hissettiniz? Ve tabii ilk imza kime gitti?

BG: İlk kitabımı elime almak fuarda nasip oldu. O anı anlatacak yeterli sayıda kelime yok bana göre. Yıllarca yazdıktan sonra, en büyük hayalinizi ellerinizin arasında tuttuğunuzu düşünebiliyor musunuz? Muhteşem bir duygu, anlatılamaz yaşanır derler ya işte tam olarak böyle bir şey. Yaklaşık sekiz yıl önce yazmaya başladım ve o zamanlar, bugünleri yaşayacağımı düşünemiyordum. Hayaller gerçek olduğu anda inanması zor oluyor. İlk imza günüm ise çok bulanık :D Heyecandan ellerim titriyordu, imza atarken ne yazacağımı bilememiştim mesela ama her şeye rağmen harikaydı. İlk imza annemin oldu.



RKBT: Düşlerimin Prensi’ne gelecek olursak, efendim bu Mert ve benzerlerini nerelerde bulabiliyoruz? Malum her eve lazım kendisi de :D

BG: Mert’in benzerini ne yazık ki bulamıyoruz :D Şaka bir yana, Mert gibi bir karakteri hayal ederken keşke gerçek hayatta da olsa diye düşünüyordum. Mert, benim gözümde her genç kızın hayal ettiği kadar mükemmel ama aynı zamanda mükemmel olamayacak kadar gerçekçiydi. Çok fazla sevdi, aşkı için pek çok kez fedakarlıkta bulundu ve hata yaptığı zamanlar oldu. Onu, Mert Demiroğlu yapan da bütün bunların bir arada olmasıydı.



RKBT: Yeni çalışmalarınızı sorsak bir de? Mesela Gizem ve Rüzgar ikilisi için beklemeye geçebilir miyiz?

BG: Aklımda birçok fikir var ama hepsini aynı anda uygulamaya koyamıyorum. Mert’in bakış açısından gelecek olan kitap, çok sevilen bir hikayem, Düşlerimin Prensi’nde yer alan karakterimiz Aslı’nın SIR olarak saklanan hikayesi ve henüz kimseyle paylaşmadığım diğer kurgularım sırayla gelecek diye umuyorum. Gizem ve Rüzgar’ı Düşlerimin Prensi’nde çok detaylı olmasa da misafir ettik, şu ana dek onlar için ayrı bir kitap düşünmedim, okuyucular çok isterse günün birinde gelebilir ama henüz gündemde öyle bir şey yok.



RKBT: Sosyal medyayla aranız nasıl? Okurlarınız size nasıl ulaşabilir?

BG: Sosyal medyayı çok yoğun kullanıyorum. Okurlarımın bana ulaşabileceği adresler ise:

Facebook sayfası: Buse Gümüş

Facebook grubu: Buse Gümüş’ün Kaleminden

İnstagram ve Twitter: busevgumus
ziyaretine bağlı olarak mı gelişiyor?



RKBT: Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?

BG: Onları çok sevdiğimi söylemek isterim. Yanımda oldukları, beni destekledikleri ve yazdıklarımı okudukları için onlara teşekkür ediyorum.

Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer, Yazar Hayatı (3 Gün)



ABD, Boulder, Colarado doğumlu yazar uzun yıllardır tarihi aşk romanı yazmaktadır. Kitaplarını yayımlarken Katherine Vickery ve Kathryn Hockett isimlerini kullanmıştır. Yazmış olduğu kırk kitabı vardır ve bu kitaplar Almanca, Portekizce, İtalyanca, Hollandaca, Türkçe, Romence, Japonca ve İbranice dillerine çevrilmiş, oradaki okurların da beğenisine sunulmuştur. Kitaplarıyla birkaç yıl üst üste Romantic Times Reviewers Choice Ödülü’nü kazanmıştır. 

Yazmış olduğu 40 kitabın 38 tanesi ebook formatında da sunulmuştur ve yazarın sitesinde yer almaktadır. 

Yazarlık kariyerinden önce bir cazz grubunda yer almış ve tiyatro eğitimi almıştır. Ve ülkesinde hatırı sayılır bir üniversiteye burslu olarak kabul edilmiş, müzik eğitimini orada tamamlamıştır. Ayrıca kitap kapaklarından biri için de modellik yapmış ve kendi resimleri kullanılmıştır. 


Annesi ile 1982 yılından bu yana yazarlık yapan Kramer, 2003 yılında annesini kaybettikten sonra kariyerine tek başına devam etmektedir.

Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer


Sayfa Sayısı: 480
Novella Yayınları
2015
22 tl

Kitap Tanıtımı


Saklı bir tutkunun ardındaki kıvılcımlar aşkı tutuşturacak, maskelerin ardına saklansan bile… Stephen Valentine, İngiltere kralından kendine ait toprakları istemek üzere saraya gider. Orada güzeller güzeli, menekşe gözlü, masumiyet timsali Madrigal ile karşılaşır ve aralarında muhteşem bir aşk doğar. Ancak Madrigal'ın baş düşmanının kızı olduğunu öğrenince Stephen'ın dünyası başına yıkılır. Madrigal ise çok sevdiği krala bir komplo kurulduğunu yanlışlıkla öğrenir ve kendini ozan kılığında yollarda bulur. Masumiyetle şehvet, aşkla intikam, macerayla tutku bu yolda ona eşlik edecek…

"Yürek çarpıntılarıyla okuyacağınız, heyecanlı bir tarihi roman."
-Amazon-

"Tarihi bir atmosferde nefes almak, tutkulu bir aşkı hissetmek ve hayatın rüzgârında savrulmanın acısını tatmak için bu kitabı okumalısınız."
-Booklist-

"Kathryn Kramer tarihi bilgisi ve deneyimiyle harikalar yaratmış. Bir Masum Menekşe kolay kolay unutulmayacak."
-Goodreads-


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba :) Bu turumuzun konuğu Novella Yayınları’ndan çıkan Bir Masum Menekşe. Ortaçağ Avrupasında geçen bir historical kitabımızın türü de. 

Madrigal soylu bir ailenin kızıdır. Ailesini kaybettikten sonra dönemin İngiltere Kralı Richard tarafından himaye altına alınmış, mutlu ve sakin yaşam sürmüştür. Ta ki o geceye kadar. O gece önce bir adama âşık olmuş, ardından da kapılı kapılar ardında konuşulanları duymuştur. Duyduklarını bir an önce muhatabına iletmeli ve ülkesini olası bir felaketten korumalıdır. Ancak bunu yapması çok kolay olmayacaktır. Anlık bir dalgınlıkla kendini açık etmiş ve hainler peşine düşmüştür. Kralına ulaşana kadar dayanmalıdır. Hatta bu uğurda erkek kılığına girip halk ozanı gibi davranmak da dâhildir! 

Stephan bir zamanların asillerinden birinin oğludur. Ancak Güller Savaşı döneminde yaşamış olması ve kanlı taht kavgaları arasında yenilen tarafta olmaları hem topraklarını kaybetmesine sebep olmuştur hem de ailesini kaybetmesine. Bu yıkımın yerini ise derin bir nefretle doldurmuştur. 

Gün gelmiş ve Stephan kaybettikleri arazileri kraldan istemeye karar vermiştir. Bu elbette o kadar olmayacaktır. Hatta bu uğurda aşkını bile görmezden gelmek zorunda kalacaktır. 

Ortaçağ’da Avrupa’da yaşanan kirli ve kanlı taht oyunlarından bir kesit aslında Bir Masum Menekşe. İnsanların hırsı uğruna neler yaptıklarının örneği. York ve Lancaster arasında geçen bu kanlı dönemle ilgili çok şey okumuş ve tarihe meraklı biri olarak kitabı zevkle okuduğumu söylemeliyim. Bu dönemde geçen bir aşkı okumak, hele ki bunu uzun süredir yapamadığım düşünülürse, benim için güzel saatler anlamına geldi. Bu dönemde yazılmış çok fazla historical de olmadığından ayrı bir değerde benim için. Arada geçen Türk kısımları için olmasa da olurmuş diyorum, gereksiz bir detaymış. 

Uzun lafın kısası ben kitabı severek okudum. Arada Stephan’a saydırmış olabilirim ama bu konu dışı :P Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Unutmadan, siz de bu kitabı okumak isterseniz sayfamızdan çekilişe katılabilirsiniz.

Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Karakter Söyleşisi (4. Gün)

Herkese merhaba! Bomba gibi bir kitapla geldik bu kez. Önce Kimliksiz ile aşık olduk Selvi Atıcı'nın kalemine, ardından Sen ile karasevdaya tutulduk. Şimdi de işte Pinokyo'nun Rüyası zamanı geldi. Hatta bize göre geç bile kaldı. Madem bu kalemi de bu kalemin karakterlerini de çok sevdik, o halde neden onlarla bir söyleşi yapmıyoruz ki dedik. Sonuç mu? İşte burada :D





RKBT: Sevgili Deniz, boynuzların artık atmosferde yeni bir delik açıp dünyayı ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmak üzereydi. Değdi mi bu olanlara peki? Sen inandın mı cidden istediğini alabileceğine?

DENİZ: Elbette inandım! Neden inanmayayım ki? Eğer Gazel denen o… Neyse! O, aramızı bozmasaydı tüm planlarım takır takır işleyecekti. Ayrıca ne o öyle boynuz filan? Sen, bana bir kahve yapar mısın, şekerim? Burada ağzım kurudu!



RKBT:  Merhaba Salih Bey. Ömer gibi bir deliyle uğraşacağınıza deli raporu alıp kurtulmayı düşünmediniz mi hiç? Ya da doğru söyleyin, siz o hep bahsedilen sabır taşı mısınız?

SALİH BEY: Aslında düşünmedim değil! Deli raporu kesinlikle işimi görürdü. Bazen o hergelenin tutup kulağından çekmek istemiyor da değilim. Arada bir parladığıma göre- arada bir mi dedim?- sabır taşı olmadığım bir gerçek. Fakat Ömer’in kalbine inip, oradaki berraklığı gördüğümde her şeye değer, diye düşünmeden edemiyorum.



RKBT:  Adem der susarım ben. Bu kitapta daha fazla yer almayı düşünmedin mi hiç? Ben bu kitabı tamamen ele geçirirsiniz diye ummuştum, sende vardı o potansiyel.

ADEM:  Bende o potansiyelin babası var, var olmasına! Ama arkadaşın hikâyesinde, arkadaşı gölgede bırakmak racona ters! Şimdi… Ben olsaydım; Ömer’in dövmesiymiş, yok o koca burnunun ucundaki gözlüğüymüş, yok Katerina kasırgasının dağıttığı saçlarıymış, yok dere yeşili gözleri- Çimen mi? Yazara hanıma öyle gelmiş o! Bildiğin kurbağalı dere yeşili! Her neyse… Seksiliği filan vız gelirdi. Hem gizemli olmak daha havalı!



RKBT:  Gelelim güzeller güzeli Gazel’e… Ömer gibi bir adama sahip olmak ve elinde tutmak için neler yaptın, neler yapıyorsun? Bu işin sırrını bizimle de paylaşır mısın? 

GAZEL:  Sır mı? Öyle bir şey mi varmış? Aslında hiçbir fikrim yok. Sadece sevdim. Onu elimde tutmayı değil, onu yaşamayı istedim. Şans bana bir kere, en güzel yerden çarptı diyebilirim. Belki yanlışlıkla oldu, ama oldu. Hâlâ arada bir rüya mı görüyorum diye düşünmüyor değilim. Adam rüya gibi olunca! 



RKBT:  Sevgili Ömer… Senin gibi adamlar nerede bulunur canım, nereden alabiliyoruz? 

ÖMER:  Hım… Neden en zor soru bana geliyor? Şimdi türümün tek örneği olduğumu söyleyerek ukala, kendini beğenmiş bir görüntü çizeceğim. Ama gerçekler… Benzerim varsa kesinlikle taklittir. Lütfen aldanmayınız! 



RKBT:  Siz kötü adamlar… (Burada soruyu soran kişi kötü kadın kahkahası atar) Sizin karşınızda Ömer var, Doktor Ömer. Onun elinden Gazel’i alabileceğinizi düşündüren nedir? Gerçekten inandınız mı buna?

KÖTÜ ADAMLAR:  Biz nereden bilelim doktor adamın mayın gibi olduğunu! Bastık, resmen patladık!



RKBT:  Avukat hanımcım. Şimdi ilk görüşmede Yunus Beye laf sokmanız pek hoş olmadı kanımca ama kendisiyle bir daha görüşmeyi düşünür müsünüz?

AVUKAT HANIM:  Laf sokmak mı? Lütfen! Sadece merak, başka bir şey değil. Pek sanmıyorum. Zira gülemeyen adamlardan pek haz etmiyorum.



RKBT: Yunus Bey ne dersiniz, Selvi Hanım hazır başlamışken size de bir kitap yazıverse nasıl olur? İster miydiniz bunu?

YUNUS BEY:  İstediğimi pek söylemem. Öyle herkesin içimi dışımı bilmesi taraftarı değilim. Ancak… Yazar hanım arada bir zihninin içindeki toplantıya çağırınca el mahkûm gidiyoruz… Benim zor bir karakter olduğumu, azıcık kendimden ödün vermem gerektiğini söylüyor. Çok bekler! Çok istiyorsa uğraşacak, çözecek ve yazacak.



RKBT:  Aaaa Adem bana kızmış, neden benim için ayrı kitap sorusunu sormadın diye? Sen iste sormaz mıyım ben hiç?! Sevgili Adem, canım, ilk göz ağrımmm… Sen de ister miydin kendine ait bir kitabın olsun? Böyle konuk sanatçı olmaktansa kendinin olsun ister misin?

ADEM:  Öncelikle öyle canım, ciğerim gibi sevgi sözcüklerine pek girmeyelim. Sonra kafasına tüylü, sivri topukları yiyen ben oluyorum! Rengi de pembe! Soruya gelirsek… Ben öyle bir gelmeliyim ki! Yazar hanım beni ince ince, dantel gibi işlemeli. Biz onunla anlaşmaya vardık. Adam gibi yazacaksan yaz, yoksa hiç yazma dedim. Kendisi de kabul etti. Eh. Cazibemizin gözü kör olsun.


Ben hem soruları hazırlarken hem de cevapları okurken fazlaca keyif aldım. Selvi Hanıma bize zaman ayırdığı ve böylesine içten verdiği cevapları için çok teşekkür ederim. Eğer siz de Pinokyo'nun Rüyası kitabını kazanmak isterseniz sayfamızı bir ziyaret edin derim. Herkese keyifli okumalar dilerim. Yarın yorumumla görüşmek üzere!

Her Güne Yeni Bir Öpücük- Rachel Gibson, Kitap Yorumu (5. Gün)

Her Güne Yeni Bir Öpücük- Rachel Gibson


Sayfa Sayısı: 336
Nemesis Kitap
2015
18 tl


Kitap Tanıtımı

Miami'de barmaid olarak çalışan Stella Leon'un hayatı, Beau Junger ile karşılaşınca altüst olur. İşini ve evini terk etmek zorunda kalması sorunun sadece küçük bir parçasıdır. Hayatı bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmektedir ve onu koruyacak tek kişi Beau'dur. 

Beau Junger sadece işini yapıyor ve Stella ile kısa bir görüşme planlıyordur ancak verdiği yanlış karar ona pahalıya patlayacaktır. Yalnızlığı seven, özellikle kadınlardan uzak duran Beau, artık Stella'yı canı pahasına korumalıdır. Hem de her gün… 

İçinde bulundukları tehlikeli durum bile aralarında oluşan çekime engel olamaz. Bir süre sonra Beau'nun Stella'yı korumak zorunda kaldığı tek kişi peşindeki mafya üyesi olmaz. Artık onu kendisinden de korumak zorundadır. Hem de her gün…


Kitap Yorumu


Rachel Gibson ismini hep duyduğum bir yazardı. Hatta Kitap İklimi Pınar’ın çok sevdiği yazarlardan biridir ve ben onun yorum ve zevkine güvendiğim için epeyce kitabını almıştım ama okumak kısmet olmamıştı. O da bu güneymiş. Rachel Gibson’la ilk tanışmam tur vasıtasıyla oldu :) 

Kitabın kapağına bayıldığımı söylemeliyim. Tam yaz kapağı ve gel beni okuyan cinsten. Tasarımı kim yaptıysa ellerine sağlık. Gerçi kitap üzerinde kimin emeği geçtiyse hepsine teşekkür etmeli. Çevirisi, redaksiyonu da oldukça iyiydi. Bunlara bir de iyi bir konu, sevilesi karakterler eklenince okuması oldukça keyifli oldu. 

Stella yirmi sekiz yaşında ve başarılı bir barmaiddir. Hayatı normal akışında devam ederken belki de aşık olmak o an için aklından bile geçmez. Hayatının bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmesi ya da Beau birlikte olmak hayal bile etmeyeceği bir şeydir. 

Beau ise otuz sekiz yaşında ve eski bir askerdir. Şimdiki görevi ise Stella’yı korumaktır. Ama kalbini koruyabilecek midir, o muamma :D 

Okuduğum ilk Rachel Gibson kitabıydı ve eminim ki son olmayacak. Yoğun tempom içerisinde illa ki yer vereceğim yazarlardan biri. Israrlı tavsiyeler için teşekkürler arkadaşlar, bundan sonra ben de son derece ısrarla tavsiye edeceğim. Tek şikayetim çoook hızlı gelişmesiydi. Biraz daha uzun bir kitap olsaydı ve biz biraz daha bu ikiliye doysaydık iyiydi ama, olsun. Efendim tarafımdan tavsiyedir, şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.

Benim puanım;

Her Güne Bir Öpücük- Rachel Gibson, Ön Okuma (1. Gün)

Her Güne Bir Öpücük- Rachel Gibson


Yeni turumuzdan herkese merhaba. Bu kez konuğumuz Nemesis Kitap'tan Her Güne Bir Öpücük. Rachel Gibson'ın kaleminden yepyeni bir hikayeyle beraberiz :)

Ön Okuma;


Tatlı Yalan- Jamie McGuire, Kitap Yorumu(5. Gün)

Tatlı Yalan


Sayfa Sayısı: 376
Yabancı Yayınları
2015
21 tl
The Maddox Brothers, #2


Kitap Tanıtımı

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarının #1 New York Times Çoksatan Yazarından. Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis'in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis'i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas'ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas'a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby'nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis'e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox'un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.


Kitap Yorumu


Uzun zamandır merakla ve hevesle beklediğimiz kitaplardan biriydi “Tatlı Yalan”. RKBT kızları olarak yeniden bir Maddox kardeşin hayatıyla karşınızdayız :) 

Tatlı Sır kitabını okuyanlar bilir ki Thomas için biraz sıkıntılı bir şekilde sona ermişti olaylar. İşte o sıkıntılı durumlar hala devam etmekte. Sevdiği ya da sevdiğini zannettiği kadın kardeşiyle birlikte olunca, uzunca bir süre evinden ve ailesinden uzak durmakta bulur çareyi. Herkesten gizli yürüttüğü FBI ajanlığı görevi ile birlikte stresi üst düzeyde yaşar. 

Thomas için tesadüfler ya da sürprizler bitmiyor. Bir gece hayatına bir kadın giriyor. Ve bu kadın onun alt komşusu. Ama sürpriz bununla bitiyor mu, bitmiyor! Liis ile Thomas’ı sabah çok daha büyük bir sürpriz bekliyor. O sürpriz ne diyorsunuz şu an ama söylemem :D 

Maddox kardeşlerdeki ilk göz ağrımız Travis, olaylı geçmişinin faturasını şimdi ödemek zorunda kalıyor. Ya hapse girecek ya da FBI ajanı olacaktır. Bakalım Travis hangisini seçecek? 

Thomas sert bir adam, yaşadıklarından sonra gerçi çok da şaşırmamak lazım. O katı adamı bile yola getirecek bir kadın var, Liis. Geride bıraktığı sevgilisinin yasını tutarken, bir yandan da Thomas’la yaşadıkları var. Bu ilişki her ikisi de zor bir durum anlayacağınız ama bakalım aşk yine galip çıkabilecek mi? 

Kitabın oldukça akıcı olduğunu, bir solukta okunabileceğini söylememe gerek var mı bilmiyorum. Biz yeni Maddox için beklemeye geçtik, size de keyifle okumalar dileriz. Unutmadan çekilişimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın :)

Tatlı Yalan- Jamie McGuire, Maddox Kardeşler- Serinin Kitapları(3. Gün)

Maddox Kardeşler- Serinin Kitapları


1- Tatlı Sır (Beautiful Oblivion)


Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu. Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu. Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...


2- Tatlı Yalan (Beautiful Redemption)


Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis’in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis’i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas’ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas’a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby’nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis’e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox’un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.


3- Beautiful Sacrifice



Falyn Fairchild her şeyden vazgeçebilir. Tıpkı arabasını, eğitimini, ailesini, yeni Colorada Valisi’nin kızını bıraktığı ve beş parasız kalıp Bucksaw Cafe’de garsonluk yaptığı gibi. Her vardiyadan sonra parasını ayakkabı kutusuna atıp uçak bileti almaya yeteceği anı bekler.

Taylor Maddox, Falyn’in bölümüne oturduğunda genç kız onun bela olduğunu anlar. Taylor büyüleyici, tatlı dilli ve muhteşemdir. Falyn onun istatistiklerinde yer alan kızlardan biri olmayla ilgilenmez ve bir Maddox için ilgisiz bir kız, nihai bir mücadeledir.

Falyn, Maddox’ın evini aradığını öğrendiğinde her şey değişir. Maddox, Falyn ile tanışmakta inat eder ve Taylor belki de ilk kez yanabilir.


4- Beautiful Burn

Dördüncü ve serinin finali olan Beautiful Burn kitabında üçüncü büyük kardeş Tyler ve Ellison Edson aşkı anlatılır.

Sen- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)

Sen- Selvi Atıcı


Sayfa Sayısı: 424
Müptela Yayınları
2015
21 tl


Kitap Tanıtımı

Kardeşinin intikamını almak için çıktığın yolda aşkla karşılaşırsan…

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, bilirsiniz. Üstelik bahsi geçen bir kadın ise, asla! Dövüş sanatları uzmanı olan Süheyla, kardeşinin intikamını almak için çıktığı yolculukta kalbini tam bir baş belasına kaptırdı. Ruhu intikam ateşiyle yanıp tutuşurken kalbi aşk ateşiyle kavruldu…

Süheyla'nın adı, 'iyi huylu, sakin' anlamına gelir ancak aldanmayın, yol boyunca elinde muştasıyla aşk ve intikam duygularıyla örülmüş ince bir ip üzerinde ustalıkla yürüyecek gerçek bir kahramandır aslında. O zeki, yumrukları kadar dili de sert bir kadındır. Romanda Demir'le de tanışacaksınız. Aşkın muhatabıdır kendisi. Süheyla'nın intikam mücadelesinde en büyük yardımcısı olacaktır.


Kitap Yorumu

Selvi Atıcı, Kimliksiz romanıyla tanıdığım bir isim. Arkadaşlarımdan ismini çok sık duymama rağmen Kimliksiz’e kadar kendisini tanıma ve hikayelerini okuma fırsatım olmamıştı. Ancak Kimliksiz kitabından sonra fark ettim neler kaçırdığımı. Neler kaçırdığımı diyorum çünkü Selvi Atıcı gibi bir kalemi okuyamamış olmak kendi adıma büyük talihsizlik. 

Yayınevinin sayfasında “Sen” tanıtımını gördüğümüz anda bu kitaba blog tur düzenlemeliyiz dedik arkadaşlarımla ve şimdi bunu yapıyor olduğumuz için de oldukça mutluyum. Hem kalem olarak hem de ilk turumuzdan beri devam eden sohbetlerimiz sonucunda kişilik olarak inanılmaz sevdiğim bir yazar Selvi abla. 

Sen, alışık olmadığımız bir kadın karakter üzerine kurulu bir kitap. İntikam uğruna çok fazla şey göze olabilecek kadar cesur bir kere. İntikam diyorum ama ne kadar doğru bilemedim belki de araştırmasını yapmak üzere demeliyim. Bu arada kızımızın adı Süheyla ve kapak yazısında isim anlamını okuduktan sonra ne kadar büyük bir ironi olduğunu görüyoruz. Ama şaşırmadım buna, zira Selvi abla deyim yerindeyse eli maşalı bir kadın yazacağından bahsetmişti. Gerçi kızımın elindeki maşa değil de muşta, öyle de minicik bir detayımız var :D 

İster araştırmasının deyin ister intikamının, bu yolda karşısına çıkan bir adam var, Demir. Yakışıklı, zengin ve kelimenin tam anlamıyla aşık olunası bir adam. Haliyle kızımızın da bundan kaçamaması çok normal :D Tüm bu kaçış, kovalayış, arayış arasında dönen bir aşk… Kulağa hoş geliyor sanki ;) 

Kitap İklimi Pınar’ın yorumunu okurken baştan sona katıldım ona. Özellikle de yurt dışına açılma konusunda. Kesinlikle ama kesinlikle Selvi abla bunu hak eden bir insan. Dilerim böyle bir şey yapılır zira bizi kalemiyle, kişiliğiyle en güzel şekilde temsil edeceğinden, dünyanın her bir yerinden okuru olacağından hiç şüphem yok. 

NOT: Bunu eklemezsem, her fırsatta dile getirmezsem ölürüm. Selvi abla nolur bize Adem’le Şirin’i yazzzzz, Çelik biraz daha bekleyebilir bence :D Çelik mi kim? Bunun cevabı en yakın kitapçıda :D

Körebe- Lena Diaz, Yurt Dışı Yorumlar(4. Gün)

Yurt Dışı Yorumlar

Yurt dışı yorumlar postundan herkese merhaba :) Körebe kitabı için yorumlara baktım ve hatta yurt dışındaki bloglardaki yorumlardan da seçtim. Bakalım okuyanların fikri nasıl olacak?




İyi bir hikaye potansiyeli vardı ama ne yazık ki bana eksikleri varmış gibi geldi. Gizem ögesi işlemesini ve karakterleri tek yönlü buldum. O sebeple puanım 2 oldu.




Kitabın başlangıcını çok sevdim. Gerilimiyle beni kendine bağladı diyebilirim. Ancak sonuna geldiğimde aynı şeyi düşünmedim ne yazık ki. Lena Diaz daha iyisini yapan bir yazar olduğundan beklentimi biraz yüksek tutmuş olabilirim. Ama yine de okunmalı dediklerimden biri oldu kitap.




Körebe, temposu ve gerilimi yüksek bir kitaptı. Oturduğunuz yerde kemerinizi bağlayın ki bir sıkıntı yaşamayın :) Tahminlerimde yanılmadım ve karakterleri inanılmaz sevdim. Emily gerçek bir dedektifti, o olmadan olmazdı bence de ve tavrını tutumunu çok beğendim. Ayrıca Devlin inanılmaz sıcak bir adamdı! Ve ikisi birlikte mükemmeldi. Gerçekten tekrar dönüp Buchanan erkeklerine göz atmalıyım….





Bu muhteşem gerilimi elimden bırakamadımmmm. İyiler ve kötüler arasında bir tahminde bulunamadım sonuna kadar ve bu durumu seviyorum. Böyle kitaplar okumak için de sabırsızlanıyorum. 

Devlin ince bir çizgide duran bir adamdı. İyiye de kötüye de bir adım uzaklıktaydı sadece. Bu ince çizgideki seçimleri ve kararları ciddi anlamda merakta bıraktı beni. Emily için her şeyden önce söyleyebileceğim şey huzur vereci bir yanı olduğu sanırım. Cesareti ve zekasıyla da birleşince sevmemek imkansızdı. 

Diyalogları, gerilimi ve karakterlerin kimyası oldukça iyi işlenmiş. Yazarın yeni kitapları için sabırsızlanıyorum.

Körebe- Lena Diaz, Kitap Yorumu ve Çekiliş(3. Gün)

Körebe- Lena Diaz


Sayfa Sayısı: 416
Eksik Parça Yayınları
2015
24 tl
Deadly Games, #4


Kitap Tanıtımı

Lena Diaz, heyecan verici bir başka Ölüm Oyunları romanı ve karanlık bir soruyla geri dönüyor: Özgürlüğünüz bütün hayatınıza mal olursa ne yaparsınız?

Karanlıkta saklananın düşman olduğunu tahmin edebilirsin. Ama peki ya düşmanların sayamayacağın kadar çoksa? Devlin'in geçmişi düşmanlarla doluydu ve dâhil olduğu bir polis soruşturmasıyla birlikte bu düşmanların her biriyle yüzleşmek zorundaydı. Ama bu sefer tehlikede olan sadece kendi canı değildi, sebebini çözemediği bir çekim hissettiği yeni yetme polis Emily'nin de canı tehlikedeydi.

Kadınlara akıl almaz işkenceler yapan azılı katilin yeni hedefi ise Devlin ve yanından bir an olsun ayırmadığı Emily gibi görünüyordu. Tuzak kurulmuştu ve ölüm oyunu yeni kurbanlarını arıyordu.


Kitap Yorumu


Uzunca zamandır beklediğim kitaplardan biriydi Körebe ve şimdi elimde olduğu için benden mutlusu da yoktur diye düşünüyorum. Lena Diaz öyle bir kalem ki bana bile polisiye okuttu ve serinin devamını heyecanla bekletti. 

Serimizde bu kez sıra Devlin’de. Diğer kardeşlerden biraz farklı Devlin. Ne iyi diyebiliyorsunuz ne de kötü. Suçlu mu yoksa masum mu karar veremiyorsunuz. İyi bir adam gibi duruyor ama suçlu gibi de duruyor ama masum gibi de duruyor hani. Öyle garip bir durum işte :D 

Devlin’in başının belası da Emily oluyor. Emily ise alışkın olduğumuz polislerden biraz farklı. Kararsız, panik ama aynı oranda da cesur. Nerede ne yapacağı pek de belli olmuyor. 

Bu ilginç çiftimiz yine bir seri katil vakasıyla karşı karşıya geliyor. Suçlular, haklılar, yakalananlar, ölenler, itiraflar derken kendinizi kocaman bir bulmacanın içinde buluyorsunuz. Aklınızdaki acabalarla ara ara tırsıp sonunu merakla bekliyorsunuz. 

Serinin diğer kitapları gibi yine oldukça akıcı bir kitaptı. Genelde merak ögesi ön planda olan kitaplar gibi elinizde nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Lena Diaz’ı diğerlerinden ayıran en önemli şey ise tüm bu karmaşanın içinde işlediği aşk. Konu ve karakterleri ustaca işleyen yazarlardan biri oluyor böylece benim için. 

Turumuzu takip edenler bilirler ki Lena Diaz’ın tüm kitaplarına blog turu biz düzenledik. Bu anlamda Eksik Parça Yayınları’nın bize göstermiş oldukları ilgi ve güven için de kendilerine çok teşekkür ederim. Geçen turumuzda yazarla bir söyleşi yapmak istedim ve kendisi çok sevineceğini söyledi. Söyleşi diye başlayıp uzunca sohbet etme şansım oldu. Kitaplarını bir kenara bırakırsak kişilik olarak inanılmaz sıcakkanlı ve mütevazı bir yazar. Kendisine bayıldığımı söylemezsem olmaz :D Yapmış olduğumuz yorumları kısaca çevirip kendisiyle paylaştım, arkadaşlarımın hazırlamış olduğu afişleri de gönderdim ve çok beğendiğini söyleyip kendi sayfasında da paylaştı. Ayrıca turumuzdan sonra göndermiş olduğu imzalı kitapları, kalemleri ve ayraçları da güzel birer hatıra olacak bizim için. 

Bu kitabı tavsiye eder miyim, kesinlikle ederim. Lena Diaz her kitaplıkta olması gereken kalemlerden biri bence. Bir şey de yayınevimize söylemek isterim; lütfen yazarın başka kitaplarını da basınnnn :)

Benim kitap için puanım;




Ve çekiliş için;

a Rafflecopter giveaway

Hilekâr- R. Gaye Önel, Kitap Yorumu(5. Gün)

Hilekâr- R. Gaye Önel


Sayfa Sayısı: 352
Postiga Yayınları
2015
20 tl
Ateşli Kanatlar, #1


Kitap Tanıtımı

"O kız bir avcı. Minik, hırçın, şeytanı bile baştan çıkarabilen bir baş belası. Ondan kurtulmalıyım, bu taş kalbimde bir ateş yanmadan onu yok etmeliyim. Ağabeyimin yaptığı hatayı yapmayacağım. Hiçbir dişi için değmez. Sıradaki veliaht benim ve kral olacağım."

Aidanhell
"Aidanhell kana susamış kaçığın teki. O kadar karanlık bir ruhu var ki onu durmadan tekmelemek istiyorum. Onunla beraber olduğum her saniye cehenneme bir adım daha yaklaşıyorum. Ama yine de ondan korkmuyorum

Ben... Sanırım...Ona alışıyorum. Bu vazgeçemeyeceğim kadar yakıcı bir ateş. Şeytanımın derin kahverengi gözlerinde bazen kurtuluşumu görüyorum. Ama biliyorum, gerçeği öğrendiğinde beni affetmeyecek. Kim bir hilekârı affedebilir ki?"
Cassie


Kitap Yorumu

RKBT&KGBT ortak yapımı gururla sunar diyorum bu kez düzenlediğimiz blog tur için. Daha önce yapıldı mı bilmiyorum ama ben bu işi çok sevdimmmm :) 

Hilekâr için tur fikri ilk ortaya atıldığında bir süre durdum. Ben ve fantastik kitap aynı cümlede nasıl geçiyoruz diye merak ettim. Zira ben fantastik okumayan biriydim ama yeni şeyler denediğimde onları da sevebildiğimi gördüm. Romantik gerilim okumaya mesela yine blog tur sayesinde başlamış ve çok sevmiştim. Bir de fantastik denemeli o zaman dedim ve başladım kitabı okumaya… 

Avcılar, periler, iblisler, vampirler… ne ararsanız var bu kitapta. Fantastik türün ögeleriyle ilk tanışmam olduğundan başlarda biraz garip gelseler de sonrasında kendimi onların büyülü dünyasına kaptırdım ben de. 

Cassie kendi grubu tarafından öldürülmeye çalışılmış bir avcıdır. Onu ölüm meleğinin elinden ise Aidan kurtarmıştır. Ve Aidan bir avcı değildir, o bir iblisdir. Ve bu ikisi birbirine düşman gruplardandır. Aidan’ın elde etmek istediği bir şey vardır ve kâhinin söylediğine göre de bunu başarabilmek için Cassie’ye ihtiyacı vardır. Olaylar bu şekilde başlıyor işte. 

Kitapla ilgili ilk söyleyeceğim şey çok akıcı olduğu olur sanırım. Sayfalar elinizde akıp gidiyor. Aidan’ın odunluklarını okurken zaten ona söylenip durdum ve nasıl bittiğini anlamadım bile :D Redaksiyon olarak da benden geçer not aldı, ufak tefek birkaç hata dışında sorunu yoktu. 

Kitabı sevdim mi derseniz okurken severek okudum. Fantastik kitaplara karşı bu kadar önyargılı olmayacağım da kesin. Türün yabancısı olduğumdan başka kitaplarla karşılaştırma şansım yok ama başlamak için ideal bir seçim olacaktır “Hilekâr”. Hele ki bir Türk yazarından kaleminden çıktığını bilmek ayrı bir güzellik. Başarılarının devamını dilerim Gaye :)

Hilekar- R. Gaye Önel, Karakter Söyleşisi(3. Gün)

Hilekar- R. Gaye Önel


Yepyeni bir blog turdan daha herkese merhaba :) Bu kez bir ilki gerçekleştirdik biz, Kitap Gurmeleri ile ortak yapıyoruz turumuzu. Birlikte bir şeyler yapmaktan kendi adıma çok mutlu oldum ve pek tabii hepsini tanıma fırsatı bulduğum için de.

Şimdi gelelim karakter söyleşimize :)


İlk olarak Aidan ile başlayalım...


RKBT&KGBT: Bir iblis olarak bir avcıyı kurtarmak nasıl bir duygu? 
AIDAN: Avcı ya da değil, Cassie benim ilk kurtardığım kişiydi. Genelde insanları tehlikeli durumlardan kurtarmam aksine onları tehlikeli durumlara sokan benimdir. Cassandra bu açıdan beni yeni bir farkındalığa sürükledi. 

RKBT&KGBT: Koskoca şeytanın varisi olarak, ölümlü bir fareden etkinlenmek nasıl bir his? 
AIDAN: Bu beni...aciz hissettirdi. Aşk, şehvet ya da sevgi tüm bu duygular bir şeytan için oldukça karmaşık duygular. Benim hayatımda duygu yoktur. Çünkü duygular kişiyi zayıf kılar. Ben zayıf değilim. 

RKBT&KGBT: Aidanın intikam planları arasında neler var? 
AIDAN: Bir ölümlü gibi intikam planları peşinde koşmuyorum ama ödül-ceza sistemini destekliyorum. Bana göre bireyler yaptıklarının sonucuna katlanmalı. Cassandra yaptığı şeyin cezasını ödeyecek.şimdilik sadece bu kadarını söyleyebilirim. 

RKBT&KGBT: Kıskançlık nasıl bir duygu? 
AIDAN: Berbat bir duygu. İnsan gibi hissettiriyor. Ve ben insanlardan nefret ederim. 

RKBT&KGBT: Yazara söylemek istediğin bir şeyler var mı peki? Seni soktuğu bu durumlar için. 
AIDAN: Gaye ne yapacağını iyi biliyor. Tek tesellim Cassie'ye bir şekilde bunu ödetecek olması. Yoksa yanına mı bırakacak? Hey bir dakika bırakmaz değil mi? 

RKBT&KGBT: Gelecek kitaplar için beklentilerin neler? 
AIDAN: Sonunda tahtıma oturmak istiyorum. Hepimiz biliyoruz ki gerçek lider benim. Hilekarlara krallığımda yer yok.


Söz sırası Cassie'de...


RKBT&KGBT: Bir iblis avcısı olarak bir iblis tarafından kurtarılmak nasıl bir duygu? 
CASSIE: İblis tarafından derken beni kurtaran bir dev olsaydı tabii daha farklı hissedebilirdim mesela gururum kırıldı derdim ama Tanrı aşkına Aidan'dan bahsediyoruz! Bu sadece hoş hissettirebilir. 

RKBT&KGBT: Aşık olduğu adam ona düşman gözüyle bakarken şimdiki planı ne,neler yapacak? 
CASSIE: Hakettiğim yere gelmek istiyorum. Yeni bir dönem başlıyor. Lideri değiştirmenin zamanı geldi. 

RKBT&KGBT: Gelecek kitaplar için beklentilerin neler? 
CASSIE: Gelecek kitaplarda sanıyorum hakkımdaki bir çok gizem çözülecek. Ayrıca diğer romanın karakteri Misha ile karşılaşacağız. Cehennem cadıları yeni düzende ihtiyacımız olan bir şey.


Benden şimdilik bu kadar diyorum ve cuma günü yorumumla birlikte geleceğim. Çekilişimize katılmayı unutmadınız değil mi???


Kesişen Hayatlar Kafesi- Deborah Smith, Yurt Dışı Yorumlar(4. Gün)







Kesişen Hayatlar Kafesi- Yurt Dışı Yorumlar

Turumuzun son gününden merhaba! Bugün "Yurt Dışı Yorumlar" ile geldim. Uzun zamandır yapmıyordum, özlemişim... Keyifli okumalar dilerim ve hatırlatmak isterim ki çekilişimizin bitmesine kısacık bir zaman kaldı. Acele edin katılmak için :)






Kadınların güçlenmesi, güzellik, yeni başlangıçlar, sevgi, güven, benlik duygusu ve daha pek çok şeyi içeren bir kitap. İçinde ne ararsanız bulabileceğiniz tarzda yani. Yaşam ve yaşamın iniş çıkışları var içinde. İlk başladığımda fazla ilerleyemeden bıraktım. 50 sayfa kadar okuduktan sonra komodinin üzerine koymuştum. Bir süre sonra yeniden elime aldığımda ise büyülendim sanki. Okurken kendimi hayatla ilgili, ilişkilerle ilgili sorgularken buldum. Hayatımda yaptığı değişiklikler açısından oldukça sevdiğim bir kitaptı.






Benim okuduğum ilk Deborah Smith kitabı oldu Kesişen Hayatlar Kafesi. Çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim aslında kitap için, çünkü kelimelere yeteri kadar anlam yükleyebileceğimi sanmıyorum. Kitabın sonuna kadar kendimi sadece kitaba verdim ve dünyadan soyutlandım sanki. Kitabın potansiyelini başından hissetmiştim çünkü. 

Kitabın konusu, karakterleri ve yazarın üslubunu çok sevdim. Daha bile fazla olsa okuyabilirdim, karakterlerle biraz daha zaman geçirmek isterdim. Özellikle de fırtına dindikten sonraki kısımları.






Benim puanım 3,5 oldu bu kitap için. Bu hayatta yaşanabilecek en korkunç şeylerden biri olan trafik kazasını yaşayan bir grup insanın komik halleriyle yer aldığı bir kitap. Zorluklara rağmen karakterin bunu aşmasını okuyoruz. Hem erkek hem de kadın o kadar eğlenceli ki yaşanan dramı geride çabucak geride bıraktırıyor. Tam olarak “oku ve kendini iyi hisset” tarzı bir kitaptı anlayacağınız.




Yolda uykuma yenik düşmemek için kindle’a attım ve yola öyle çıktım. Sırf romantizm için bile okunur diyerek yanıma almıştım. Ama beklentimin biraz aşağısında kalan bir kitap oldu. İlgimi uzun süre üzerinde tutmakta zorlansam da bitirdim :)




Deborah Smith’in kitaplarını daha önce severek okumuştum ama bunu okurken baya zorlandım ve nihayet bitirdim. Bana hitap etmeyen tek kitabı bu oldu.

Kesişen Hayatlar Kafesi- Deborah Smith, Kitap Yorumu ve Çekiliş(1. Gün)

Kesişen Hayatlar Kafesi- Deborah Smith


Sayfa Sayısı: 512
Novella Yayınları
2015
22 tl


Kitap Tanıtımı

Hollywood'un parlayan yıldızı, modern zamanların Elizabeth Taylor'ı Cathy Deen'in rüya gibi, ışıltılı hayatı paparazzilerle girdiği bir kovalamacanın ardından yaptığı trafik kazasıyla bir kâbusa dönüşür. Thomas ise New York'ta başarılı bir mimarken, 11 Eylül saldırılarında ailesini kaybetmesiyle hayata küser ve Kuzey Carolina'nın dağlık bölgesindeki şirin bir kasabada inzivaya çekilir. Bu iki yabancının birbirleriyle ve kendileri gibi olanlarla kesişen hayatları onları hiç bilmedikleri, mütevazı bir hayata sürükler. Aşkı, güzelliğin önemini yahut önemsizliğini, kaybetmeyi, pişmanlıkları ve hayata tutunmayı sorguladıkları, umutla dolu yepyeni bir dünya Kesişen Hayatlar Kafesi'nde onları beklemektedir şimdi…

"Kesişen Hayatlar Kafesi sımsıcak, eğlenceli, çok yönlü, duygusal, romantik ve derin… Deborah Smith'in en büyük, en iyi ve en iddialı romanı."
-BelleBooks-

"Hiç ummadık bir vefanın ve yaralı iki insanın hayatta kendi yollarını aramasının baş döndürücü hikâyesi…"
-Publishers Weekly-

"Deborah Smith çağdaş, romantik kurgu geleneğinde unutulmayacak, dokunaklı bir hikâye yaratmış."
-Booklist-


Kitap Yorumu

Dünyalar güzeli bir kadın düşünün. Genç, yetenekli ve de oldukça popüler biri. Cathy Deen de işte onlardan biri. Kariyerinin zirvesindeki bir Hollywood yıldızı o. Her şey tam anlamıyla yolunda giderken magazincilerden kaçarken bir kaza geçirir, tam kurtuldum sanırken patlayıp alev alan arabadan ötürü sahip olduğu her şeyi kaybeder. Çünkü kariyerinin devamını sağlayacak güzellikte bir bedene sahip değildir. 

Thomas yıllardır yalnız yaşayan bir mimardır. 2011 saldırıları sırasında eşi ve oğlunun trajik ölümüne şahit olur. O günden sonra da kendini ülkenin dağlık bölgelerinin birinde inzivaya çeker. Günleri artık son derece sıradandır. Bu dönem içerisinde televizyondan takip ettiği bir film yıldızı vardır ve hayranlıktan çok daha farklı duygular besler zamanla. Ve ne tesadüftür ki bu kadın, çok yakın bir arkadaşının kuzenidir! 

Kazadan sonra her şeyini yitiren Cathy için hayat oldukça zordur ancak onu hayata bağlayan bir ses ulaşır kulaklarına önce. Sonra da eline ulaşan fotoğraflar. Onun çocukluğunu geçirdiği, kendini gerçekten mutlu hissettiği, sevildiğinden emin olduğu eve aittir bu fotoğraflar. 

Kendini herkese ve her şeye kapatan Cathy, fotoğrafları gönderen gizemli sesin sahibiyle görüşecek midir? Thomas, bu kadından istediği ve yıllardır peşinde olduğu şeyi elde edebilecek midir? Ve aşk… böyle bir ilişkinin neresinde ve ne zaman gelişecektir? 

Kitabın konusu genel itibariyle böyle. Okurken hatta aklıma sık sık Aşık Veysel’in dizeleri geldi. Hani onun da dediği gibi ‘Güzelliğin on par’etmez, bu bendeki aşk olmasa…’. Okudukça hakikaten de aşkın güzel bir yüz ve bedenden öte güzel bakan gözden ve iyilikle atan kalpten geldiğini düşündüm. Konu ve karakterleri açısından beğendiğim bir kitap oldu. Ancak 511 sayfa olunca biraz uzun geldi, daha kısa bir kitap olsaymış bence çok daha iyi olabilirmiş. Redaksiyon olarak da birkaç ufak hata dışında sıkıntısı yoktu ki bu benim için çok önemli bir şey. Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar dilerim…


Son olarak çekilişimize katılmak için;


a Rafflecopter giveaway

Bırakma Ellerimi- Ayşegül Çiçekoğlu, Kitap Yorumu(4. Gün)

Bırakma Ellerimi- Ayşegül Çiçekoğlu


Sayfa Sayısı: 440
Olimpos Yayınları
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı

Birlikte büyüdüğü, ilk aşkı ile evlenerek mutlu sonu yakaladığına inanan genç bir kızdı Elif... Peşinden hiç ayrılmadığı, 'bir gün mutlaka seninle evleneceğim' dediği, biricik aşkı ile evlenerek mutlu olacağına inanan genç bir erkekti Toprak...

Sadece romanlardaki evliliklerin mutlu sonu oluyordu. Oysa daha evliliklerinin üzerinden iki yıl geçmeden Toprak gitmek istiyordu. Elif'i arkasında bıraktığında gerçekten mutlu olabilecek miydi? Bunu bilmiyordu, ama bildiği tek şey artık Elif ile de mutlu değildi. Elif, Toprak'ın gitmesiyle birlikte ailesini, işini, arkadaşlarını bırakarak hiç bilmediği başka bir şehirde ilk aşkını unutmaya çalışacaktı. Bu sefer bırakılan elleri bir başkası tarafından tutulduğunda gerçek aşkı bulacak mıydı? Yoksa ilki gibi o da bir yanılsama mıydı? Hayatına giren ikinci Toprak, birincinin acılarını silebilecek miydi?


Kitap Yorumu

Elif yirmi üç yaşında gencecik bir içmimardır. Çocukluk aşkına inanmış ve evlenip iki yılı birlikte devirmişlerdir. Her şeyin yolunda gittiğini zannederken de anısızın kocasından duyduğu bir cümle tüm hayatını alt üst edecektir. 

Toprak yirmi beş yaşında yakışıklı bir adamdır. Zengin bir ailenin oğludur ve kendine meslek olarak iç mimarlığı seçmiştir. On beş yaşındayken görüp aşık olduğu, sonrasında da mezun olur olmaz evlendiği Elif’ten boşanmaya karar verdiğinde sonucunun böyle olacağını o da tahmin edemez. 

Kitabımız böyle başlıyor işte. Görünürde sorunsuz devam eden ama aşağılara inildikçe çok küçük gibi görünen ama hayatı yaşanmaz kılan şeyler çıkar ortaya. Bunu ilk fark eden de Toprak olur ve bir anda on yılını geride bırakır. Ama hayat işte bazen elindekinin kıymetini uzaktayken anlarsın ve geri dönersin. Ancak geldiğinde bıraktığın orada mıdır bilinmez. Orada olsa da senin bıraktığın insan mıdır anlaşılmaz. Toprak sıkılır ve gider. Onun için bu süreç nasıl işleyecektir diyorsunuz kitabımıza buyurun :) 

Elif için her şey kusursuzken terk edilmek zordur. Yıllarını verdiğini ve hayatında tanıdığı tek adam Toprak’tır ama o da gitmek istemiştir. Gitmek isteyene izin vermek en zoru olsa da en doğrusudur. Elif için işte orası tam olarak dönem noktasıdır. Eşini, evini, işini, hayatını bırakıp Ankara’dan İstanbul’a gider. Kitapta da geçtiği gibi gitmek hep düşüyor… 

Toprak ama bu kez Toprak Dağhan değil bahsedeceğim kişi, Toprak Ünlüer… Ünlü iş adamı Toprak Bey, otuzlu yaşlarının ortasında oldukça başarılı ve yakışıklı bir adamdır. Hayatında da Masal adında, masal gibi bir kadın vardır ve mutludur. 

Toprak Dağhan, Elif Bulut, Toprak Ünlüer, Masal ve diğerleri… Farklı yollardan da olsa hepsi de aşkı arayan insanlar. Yanlışlarıyla, doğrularıyla, aşklarıyla onların hayatına tanık oluyoruz kitapta. 

Kitabın konusunu ve ilerleyişini çok beğendim. Yazarın araya kattığı minik aksiyonlar da arada güzel gitti. Karakterlerine ise bayıldımmmm. Hele bir tanesi vardı ki, off offf. Bu arada sevgili Kitap İklimi Pınar’a bir mesajı var Toprak’ın, canım adam Şefika varken ben Elif’i ne yapacağım diyor :P 

Bunca güzel şeylerden sonra şu cümleyi yazmaktan hiç hoşlanmıyorum ama yazmak zorundayım. Redaksiyon anlamında ne yazık ki hatalıydı. Dilerim ikinci baskıda bunlar da düzeltilir. 

Benim okurken oldukça keyif aldığım bir kitap oldu Bırakma Ellerimi. Çiçeği burnunda yazarımıza başarılar dilerim. Umarım kaleminden çıkan daha pek çok kitap okuyabiliriz.

Benim puanım;



Çekilişimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın....
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI