Kör Talih- Müjde Aklanoğlu

Kör Talih



Sayfa Sayısı: 720
Parola Yayınları
2014
28 tl

Kitap Tanıtımı

Büyük holdinglerin karizmatik başkanı, sınırsız servetin despot sahibi: Arda Mertoğlu! Topluma mal olmuş eşsiz bir Ceo, kadınların yüreğine taht kurmuş pervasız bir kral, çalışanlarının iyilik timsali sert görünümlü müsamahasız patronu...

Ama işler hiç ummadığı anda tersine döndü! Ufacık bir kız; es kaza hayatına sürpriz bir giriş yaptı, yaşamının tüm merkezine bir kraliçe idamesinde izinsizce oturarak, yüreğindeki yasak toprakları savaşmadan teslim aldı. Ve tüm dengeler altüst olurken, terazinin kantarı kaçtı. Evet, Arda patavatsız oldu, Hazal düşünceli… 

Arda milyarla banyo yapıyordu; Hazal babası para vermezse meteliğe kurşun değil, kurusıkı bile atamıyordu. Asiydi ama gurursuz değil… Tamam, mahalle arası, edep yuvası, her çetrefilli işin olduğu arka mahalle bir ortamda büyümüş, ünlüleri televizyonda görüp, beyaz atlı prensle ilgili hayaller bile kurmamıştı. Keza asosyal hayatında, masalların gerçekleşmeyeceğini bilen ender genç kızlardandı.

Okulunun birincisi, babasının şamar oğlanı, abisinin bezelye beyinlisi, annesinin biricik kuzusu, ailenin dil yumağı, asi bebeciği…

Çirkin ördek yavrusu: Hazal…
O, daracık kaderin çemberinden inadına geçmek isteyince, isteklerinin arasında sıkışıp kalarak, Kör bir Talih'e denk geldi!


Kitap Yorumu



   Gözleri görmeyen birine “Kör müsün?” demek sanırım insan başına gelebilecek en utanç verici şeylerden biridir. Hatta bir de adama sapık muamelesi yaparsınız eyvah eyvah! Bunu bir de ikinci kez söylediğinizi düşünün tabii bir de buna o adamın patronunuz çıktığını ekleyin. Bu toplama işleminde eşitliğin karşısında Hazal’ı bulacaksınız :D 

   Hazal yirmi yaşında gencecik bir kızdır. Biraz heyecanlı, az sinirli, hafiften de sakardır hem de. Ailesinin göz bebeği, güzel kızı olsa da kendisini güzel bulmaz ve bu konuda takıntılıdır. Başarılı bbir mimarlık öğrencisidir ve kendini geliştirmek için bir yerde çalışmaya kararlıdır. Mimarlarla birlikte çalışacağını sanırken de kendini bir anda yönetici asistanı olarak bulur. 

   Arda otuzlu yaşların başında, genç ve başarılı bir CEO’dur. Biraz inatçı ve oldukça da kararlıdır. Ön sezileri kuvvetli ancak insanlara karşı ciddi bir güvensizlik içindedir. Yaşadığı bir olay dünyayla olan kuvvetli bir bağını kesmiş, artık görme duyusunu yitirmiştir. Kendine bir asistan aramıyordur aslında ama bir anda sesini duyduğu kadına bunu teklif ederken bulur kendini. Artık dünyayı onun sesinden görecek, işlerini onun sesiyle halladecektir. 

 Kitabın en sevdiğim kısmı karakterleri oldu. Arda, kalbini kadınlara kapatmış biri olsa da bir kere oldukça kibar bir adam. Yanında çalışanlara oldukça saygılı aynı zamanda. Hazal ise evet genç ve heyecanlı bir kız ama inatçılığı da sakarlığı da kıvamında. Son dönemler de okuduklarımın aksine bu tip karakterlerle karşılaşmak oldukça hoşuma gitti. Okurken ara ara hafif sıkıldığım anlar olsa da genelinde keyif alarak okudum. İkilinin diyaloglarını, ilişkilerini okumak güzeldi ve konu olarak ilerleyişini de sevdim. Kapak resmini ve renklerini de oldukça beğendim ayrıca. 

Kitabın sonu ile ilgili yazara bir şey söylemezsem çatlarım. Ama Müjde Hanım burada bırakılmaz ki yani, yazık biz okuyuculara. Umarım ikinci kitabın çıkışı fazla uzun sürmez.

Benim puanım;

Aşka Rehin- Sümeyye Akarçay, Söyleşi(6. Gün)

Sümeyye Akarçay- Söyleşi


Turumuzun son gününden herkese merhaba :) Tur kapsamında yazarımız Sümeyye Akarçay ile hoş bir sohbet gerçekleştirdik ve sizinle bunu paylaşacağım. Kendisine bize vakit ayırdığı ve samimi cevapları için çok teşekkür ederim. Yazarlık yaşamında kendisine başarılar dilerim, yolu açık olsun.




RKBT: Öncelikle merhaba. Söyleşimize klasik bir soruyla başlayalım, Sümeyye Akarçay kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

S.A: Merhabalar, ben Sümeyye Akarçay, mütevazılığım neticesinde sadece iki özellikten bahsetmek istiyorum. En büyük iki özelliğim hayalperest olmam ve mor renk sevdam. Mor tutkum yüzünden birçok arkadaşımın bana ‘Mor Prenses’ diye hitap etmeye başladılar. Mor bir yaşayış biçimidir benim için. Yazmayı başka bir dünya olarak gördüğüm için hayalperestliğim içinde ele alabiliriz sanırım.Detaylı tanımak isteyenler benimle tanışsın lütfen… :)



RKBT:  Yazmaya nasıl başladınız ve bunu bir sayfa üzerinden yayınlama süreci nasıl gelişti?


SA: Daha önceleri aklımda hiç yazmak yoktu. Ben aktif okuyuculuğumu muhafaza ediyordum ama bir gün bir yayınevinin yarışmasına katılmaya karar verdim. 15 sayfalık bir hikaye yazacaktık ve benim yazdığım hikaye çok uzun oldu. Kesemedim, bıraktım. Aradan bir ay geçti. Gece uyku tutmadı ve sürekli olarak dönüp durdum. Bedenim huzursuz, kafamın içinde ise gelişmeye başlayan karakter, olay kurgusu dönüp duruyordu. Komodinden telefonu alıp aklıma gelen cümleleri not aldım. Ertesi günü, aynı karakterler tekrar kafama doluştular. “Tamam sizinle uğraşamam yazıyorum. Mutlu olun” dedim ve kolları sıvayıp Word dosyama parmak bastım :D



RKBT:  İlk hikayeniz bildiğim kadarıyla “Rehine” ve yanlış hatırlamıyorsam bununla ilgili bir hikayeniz var. (Sanırım babaannenizden kalan bir kolyeniz vardı ve buradan yola çıkmıştınız. Umarım doğru hatırlıyorumdur) Bu konuda size ilham veren şeyi öğrenmek isteriz.

SA: İlk hikayem Rehine değil. İlk kitabım Rehine. Rehine’den önce dört tane hikaye yazdım. İlk hikayemAşkbazı dışında hep yabancı karakterler yazardım. Bir gün “tamamen Türk hikayesi yazacağım” dedim. Tam o sırada eve gelen misafirlerle birlikte oturuyordum. Çayımı elime almış, yüzüme oturttuğu sahte gülümsememle misafirlere bakarken aklıma yeni kurgular doluştu. Dinlediklerim ile kurguladıklarım arasında zerre benzerlik yok. Fakat nedense teyzeleri dinledikçe ve – itiraf ediyorum – sıkıldıkça kendimi farklı diyarlarda buldum. Ortaya Rehine çıktı. Kolye, babaannemin bir ay sonra vefat ederek antika eşyalarının arasında bulup, hikayenin sonunda ve kitap olma fikrinde baş ucumda duran bir objeydi. Ona bakarak kitap çıkartacağıma karar verdim.



RKBT:  Ve ilk hikayenizin kitaplaşma sürecine gelirsek. Verilmesi güç bir karar sanki, bize bu süreçten bahseder misiniz?

SA: Rehine, iki buçuk sene önce bir an da patlayan bir hikayem oldu. Okuyucularım arttı. Dönüm noktası yaşadım ve aldığım güzel yorumlar beni “Ne bekliyorsun, denemekten ne kaybedersin?” sorularına yöneltti. Her zaman arkamda duran okuyucularımın destekleriyle beraber kitabı çıkartmayı düşündüm ve başardım. Onlar iyi ki varlar.



RKBT:  İlk kitabınızı elinize aldığınızda neler hissettiniz ve ilk imzanız kime gitti? (Rehine bende de imzalı mevcut ki, mutluyum bu konuda :) )

SA: Oh! Öyle mi ? Bu harika :) İlk imzam, bir okuyucuma gitti. Kimdi o ?!

Kitabımı elime ilk aldığımda ağladım ^^ Gözlerimden şıp şıp damlalar düştü. Sonra bağrıma bastım. Gerisini hatırlamıyorum… ^^ Ben Rehine’yi yarısında sayfadan çekip devamını gece gündüz demeden yazdım. Bu yazma sürecim çok sıkıntılıydı. Neredeyse hayatımdaki ilk başarı öykümü oluşturacak bir logoydu. Ben onun parçaları için kendimden ödün verdim. Ailemden koptum. Aynı evde olsak bile yemekler haricinde görüşemiyorduk. Kısa bir zaman içerisinde bitirdim. Bittikten sonra birkaç ay ara verdim, yavaş yavaş düzenledim ve Haziran ayında yayınevine teslim ettim.



RKBT:  Hikayelerinizi takip eden biri olarak farklı türlerde yazdığınızı biliyorum. Fantastik, historical ve günümüz aşk… Bunlar içerisinde sizi en çok zorlayan hangisi oldu?

SA: Aslında hiçbiri zorlamadı. Çünkü ben hikayelerimi yazarken gayet rahat hissediyorum. Deneme gibi düşünün. Kimseye hesap vermeden gelişi güzel, içinizden geçenleri yazıyorsunuz. Yazmaktan hoşlandığım tür şüphesiz fantastik. Çünkü onda tamamen gerçekten kopabiliyorsunuz ve tüm enerji parmaklarınızın ucunda oluyor. Günümüz yazarken biraz daha belli kalıplarda durmanız gerekir.



RKBT:  Arkası yarın tarzında hikayeler yazmak zor olsa gerek. Belirli düzende yazmak ve paylaşmak zorunluluğu sizi nasıl etkiliyor? Tabii bir de aldığınız yorumlar var ki olumlu olduğu kadar olumsuz yorumlar da gelebiliyor. Bu durumda neler hissediyorsunuz ve şimdiye kadar gelen en ilginç yorum hangisi oldu sizin için?

SA: Bu konuyu okuyucularıma sormak lazım :D “Burada kesilir mi?” diyerek gerek sayfamdan gerekse özel mesajla profilimden dönerler. Halbuki yazarken ben çok eğleniyorum ^^ Eğer bir bölümde ortası ve sonrası durağan geçiyorsa “işte burayı hareketlendirmek lazım” diyerek adrenalini yükseltiyorum. Sonra baktığımda bölüm sınırına ulaşmış oluyor. Hem okuyucu için hem de yazar için bu gibi durumlar gerekli. Ben aynı zamanda okuyucuyum ve durgun bölümleri hiç sevmem, öyle bitiyorsa arkasını beklemek için can atmam.

Eleştiriye her zaman açığım. Yazarı besler ve olgunlaştırır. Ama hakaret ile eleştiri çizgisini iyi çizmek gerekiyor. Aşağılayan bir yoruma tahammülüm yoktur.

”Sen benim idolümsün” :) Bu sözden çok etkilenmiştim. Hala o kişiler bana mesaj atar ve onlar için başarılı bir insan olarak örneğimdir.



RKBT:  Rehine ve Aşka Rehin kitaplarına dönecek olursak eğer karakterlerinizi oluştururken en çok neye dikkat ettiniz ve sizi yazarken en fazla zorlayan hangisi oldu? Ki burada Yağmur için ayrı bir parantez açmalıyım, o nasıl bir tatlılıktır yahu! Bayıldım onu okurken resmen.

SA: İsim konusunda, belli isimler çevremdeki kişilere ait ama karakterleri tamamen kopuktur. Onları ben yazdım ama oluşturmadım. “Ha şu mavi gözlü, kaslı olsun. Bu da eğlenceli yakışıklı,” demedim. Baran ve Esma oluştu. ‘Rehine’ diye bir kurgu kuruldu ve arkasından annesi, babası, Betül, Tolga ve Burak geldi. Yağmur ise çok sevdiğim Tuğçe Ablamın biricik kızıdır. Bazı küçük diyaloglar ona ait ama geneli kurgudur. Ve itiraf ediyorum, en çok Yağmur’u yazarken mutlu oldum. Keşke Burak onu sevsevdi. Ah yaş farkı… ^^



RKBT:  Ve serinin son kitabı… Bunun hikayesini okuyamadım ve konu hakkında hiçbir bilgim yok. Bu durumda sizden küçük tüyolar duyabilir miyiz acaba merak ediyorum. Kitabın hangi aşamasında olduğunuzu, çıkış tarihinin belli olup olmadığını da sorsam bir de?

SA: Okumamanız normal çünkü yayınlanmış bir hikaye değil. Rehine ve Aşka Rehin kitaplarından tanıdığımız Ömer karakteri ile Aşka Rehin kitabında gördüğümüz yeni karakter Hayat’ın hikayesi olacak. 1.kitapta olan bir olayın perde arkasını göreceğiz. ( Rehine’yi okumayanlar olabilir diye tüyoları az tutuyoruz ^^ ) Ve yeni bir olay.. Aşka Rehin çok merak edilen bir yerde kesildi. Bunun sonucunu göreceğiz. Yazımı bir süre beklemede ^^



RKBT:  Yeni projelerinizden de bahsetmek isterim. Yazmayı planladığınız yeni kitaplarınız ve hikayelerinizle ilgili bizi neler bekliyor?

SA: Hikayem olarak Mavi Göz adında bir hikayeye başlayacağım, eğer zaman konusundaki ayarlamayı yapabilirsem. Karakterler Benimle Dans Et hikayesindeki Buse ve Ali karakterinin zoraki evliliğini konu ediniyor. “Evlendiler, ya sonra?”

Kitap olarak çok farklı bir kurgu sizlerle buluşacak. Şu an onun için hazırlıklar tamam ve yazımında yarısına varmak üzereyim. Birkaç aya okuyabilirsiniz :)



RKBT:  Yazmanın sizin için önemli olduğunu biliyoruz, peki okumak hayatınızın neresinde duruyor? Takip ettiğiniz yazarlar kimler?

SA: Yazmak önemli ama benim için çok farklı bir yerde. Siz çocuk sahibi olduğunuz zaman onu bırakmak isteseniz bile vicdanınız ve duygularınız buna asla müsaade etmez. Ben çok kere bıraktım ama o benden asla kopamadı. Uzaklık bitince yine hayatım oldu, baş köşeme oturdu. Yazmak ilk sıraya yerleşince, okumak iki de kaldı. Kitap veya hikaye fark etmez, yazmadan önce mutlaka bir kitap okurum. Çünkü sizi –yazmak ve hayal etmek anlamında- besler. Son birkaç aydır düzenli kitap okuyamıyorum. Rutin bir hayatınız yoksa, hayat çok zor ^^

Takip ettiğim yazarlar genelde yok. “Kitabı çıksın da ilk günden alayım” diye beklemiyorum. İlgimi çekiyorsa ancak o şekilde çıkış tarihiyle ilgileniyorum. Ya da kitap alacağım zaman karşıma çıkıyorsa alıp okuyorum.



RKBT:  Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

SA: İlk olarak şunu söylemek istiyorum. Ben Wattpad yazarı değilim! Şu aralar ünlü olan akıma kapılıp kitap çıkartmayı amaçlayan ve arkasındaki büyük destekle, kendisini bir yerlere getirmeye çalışan kişilerin arasında değilim. Şimdiki yazarları popülarite yarışına sokup zirveye çıkartıyorlar. Sadece kendi kitaplarım için demiyorum, okunması gereken değerli eserleri elinin tersiyle itip hiçbir amacı olmayan kitapları başa çıkartmamalarını istiyorum. Herkes yazar olabilir, bunu destekliyorum. Hayallerinizi gerçekleştirin ama lütfen sırf yazarı şişirmek amacıyla sahte yorumlarda bulunmayın. Gereken neyse onu gösterin. Bu hem yazar için hem de okuyacakların gelecekleri için çok yararlı olacaktır.

Ehem… Sanırım uzun bir yazı oldu :) Ve sevgili Şefika bana bu fırsatı tanıdığın için çok teşekkür ederim. ^^



Çekilişlerimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın!!!

Öksüzler Treni- Christina Baker Kline

Öksüzler Treni



Sayfa Sayısı: 368
Arkadya Yayınları
2014
17 tl


Kitap Tanıtımı

Bazen içinizdeki çocuk geçmişinizde hapsolur ve siz o çocuğu kurtarmak için tüm umutlara sımsıkı sarılırsınız…

Binlerce çocuk düşünün, ya ailesini hiç tanımamış ya da ailesini kaybetmiş. Kimsesiz çocukları düşünün, gülen gözleriyle size bakan. Tek istedikleri sıcak bir yuvayken, tek umutları ise onları bilinmeyen geleceklerine taşıyan Öksüzler Treni'dir.

1929 yılı Amerika'sında Vivian Daly de o trende yolculuk eden çocuklardan sadece biridir. Küçük yaşta hayatın zorluklarıyla karşılaşan Vivian, bir şekilde kaderine yön vermek zorundadır. Bunu gerçekleştirme gücünü de ona nereden geldiğini hatırlatan aile yadigârı kolyesinde bulacaktır…

On yedi yaşındaki Molly Ayer, son şansını da tüketmek üzere olduğunun farkındadır. Ona bakmakla yükümlü olan aileyle arası iyice açılan Molly'nin tek şansı, kamu hizmeti adına doksan bir yaşındaki yaşlı bir kadının çatı katını temizlemeye bağlıdır. Molly bu işi gönülsüzce yapacak olsa da aslında o yaşlı kadınla ne kadar çok ortak yönleri olduğunu yaşayarak öğrenecek ve geçmişte hapsolan ruhlarını özgür bırakma yollarını onunla birlikte keşfedecektir.

Öksüzler Treni ikinci şansları, beklenmedik dostlukları ve bizi kim olduğumuzu keşfetmekten alıkoyan sırları barındıran muhteşem bir roman.

"Sürükleyici… Bir eve ait olma hissini arayan iki kadının yürek burkan hikâyesi."
-Publishers Weekly-


Kitap Yorumu


Bazı şeyler vardır ki siz onu düşünmeye bile cesaret edemezken kimileri onu yaşıyordur. Çok kısa bir an bile olsa o düşünceleri yaşadığınızı hayal ederken kanınız donar ama bir taraftan bilirsiniz ki bazıları tam da onları yaşıyordur. Öksüzler treni de böyle işte, ailesi olmayan çocukların hikayesi ya da dramı demek daha doğru sanki. Bir an durup ailemsiz olmayı hayal bile edemezken, okurken içim burkuldu resmen. 

Yıl 1929… Kızıl saçlı, dokuz yaşında daha küçücük bir çocuk Niahm. Ama o yaşında yetişkin olmak zorunda kalmış bir çocuk. Önce ailesini sonra kimliğini ve hatta adını bile kaybetmiş bir çocuk… 

Yıl 2011… Molly on yedi yaşında, sorunlu bir genç kız. Ailesini kaybetmiş, geçmişine dair hiçbir iz taşımayan bir hayatı yaşamak zorunda. Çektiği sıkıntılar onu vurdumduymaz, sinirli ve de hepsinden ötesi umutsuz kılmış. 

Bu iki kızın öyküsü gibi görünse de aslında pek çok çocuğun öyküsü Öksüzler Treni. Anne ve babasını kaybeden çocukların, bir trenle başlayan öykülerini anlatıyor. Bu trenin gerçekten var olduğunu bilmek ise ayrı bir anlam katıyor kitaba. Her durakta duruyor bu tren ve resmen insanlar aralarından çocuk seçiyor kendine. Kimi özlemi çektiği bir evlada sahip olmak için, kimi hizmetçilik yaptırmak için kimi de işinde çalıştırmak için. 

İki ayrı zamanlı öyküleri okumayı seviyorum. Her iki zamanın nasıl kesişeceğini düşünmek daha keyifli hale getiriyor kitabı benim için, hele ki kitabın çevirisi güzel, redaksiyonu da iyiyse. Yazarın konu seçimini ve konuyu işleyiş biçimini de çok sevdim ayrıca. Ajitasyonsuz, doğal bir gözlemle aktarmış olayları ki bence bu büyük bir artı. 

Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biri oldu Öksüzler Treni. Umarım böyle bir yazarın kaleminden çıkmış daha çok kitap okuruz. Şiddetle tavsiye ederim dememe gerek var mı?

Benim puanım;

Güz Okuma Şenliği

Güz Okuma Şenliği





Güz okuma şenliğinden herkese merhaba. İlk ayı geride bıraktık ve şimdi neler okuduğumuzu yazma zamanı. Bakalım bu bir ay boyunca ben hangi kategorilerde hangi kitapları okumuşum ve toplamda kaç puan toplamışım?











3. Kategori (10 puan): Bir deneme veya inceleme veya gezi kitabı.
Yalnızlığın Mavisi-İrem Nazlınur Çetin/ Sinada Kitap/ 96 sayfa

Bu kitapla ilgili birkaç şey söylemek isterim. Bundan tam bir yıl önce bir grup edebiyat sever bir hayal kurmuş ve bunun sonunda da Sinada Dergisi gerçek olmuştu. Ve şimdi de Sinada Kitap etiketiyle kitaplar raflarda yerini almaya başladı. Dilerim bunun devamında daha büyük başarılara imza atarız ekip olarak.


4. Kategori (10 puan): Adında bir meslek geçen bir kitap.
Pastacı Güzeli- Claudia Jameson/ Harlequin/ 160 sayfa


13. Kategori (10 puan): Türkiye'de herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap. 
Nü Peride-Hakan Akdoğan/ Doğan Kitap/ 120 sayfa
1998 Yunus Nadi Roman Ödülü


14. Kategori (10 puan): 700 sayfadan uzun bir kitap.
Bir Şans Daha-Müjde Aklanoğlu/ Parola Yayınları/ 720 sayfa



17. Kategori (10 puan): Bir aşk romanı. 
Hissiz- Lemariz Müjde Albayrak/ Postiga Yayınları/ 528 sayfa


18. Kategori (10 puan): 2014 yılında çıkmış bir kitap.
Mektubunda Diyorsun ki- Jessica Brockmole/ Epsilon Yayınları/ 280 sayfa


19. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 40 puan): İsminde bir şehir/ülke adı geçen bir kitap ve buna ek olarak o şehrin yer aldığı ülke edebiyatından bir kitap. 
Asla Bir İskoçyalı Sevme-Maya Banks/ Koridor Yayıncılık/ 336 sayfa
Bu Yerin Ötesinde-A.J. Cronin/ Kastaş Yayınları/ 327 sayfa


21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Kimliksiz- Selvi Atıcı/ Müptela Yayınları/ 520 sayfa
 Son Adım Aşk-Kimberly Fisk/ Martı Yayınları/ 448 sayfa
 Aklını En İyi Şekilde Kullan-Tony Buzan/ Olimpos Yayınları/ 264 sayfa
 Evvel Zaman Olur ki-Hasan Başdemir/ Tilki Kitap/ 144 sayfa


Toplamda 3943 sayfa okumuşum ve 199 puan toplamışım. Umarım doğru hesaplamışımdır. Bu ay istediğim sonucu elde edemedim, darısı diğer ayların başına artık :)

Dart Ödülü!!!

Dart Ödülü


Herkese merhaba. Bu kez bu postun sebebi almış olduğum dart ödülü. Hem de beni bu ödüle üç blog birden layık görmüş :)) Part of the Book, Fuşyamsı Düşünceler ve Kitap Meltemi bloglarının sahipleri bana bu ödülü vermişler, kendilerine çok teşekkür ederim :))


Dart ödülünün kuralları var, öncelikle onlara bir bakalım isterseniz.
1-Ödülün fotoğrafını yayınlamak.
2-Size ödül veren blogun bağlantısını eklemek.
3-15 bloga bu ödülü dağıtmak




Benim bu ödülü verdiğim bloglar şöyle;

13- Zamska

Aşka Rehin- Sümeyye Akarçay, Kitap Yorumu ve Çekiliş(1. Gün)

Aşka Rehin


Sayfa Sayısı: 608
Optimum Kitap
2014
25 tl


Kitap Tanıtımı

"Aşk perdenin arkasına saklanmış güçlü bir ışıktır. Perdeyi çekince gözlerin kamaşır." 
Bir yanda platonik bir âşık, diğer yanda aşkı arayan bir kız! Betül asla aşık olamayacağını düşünüyordu. Beklenmedik bir zamanda Tolga ile yakınlaşmaları, kalbinin ona oynadığı en büyük oyundu. Hayatının oyununu düğün günü bozarak gözlerindeki perdeyi kaldırır.

Burak, dört senedir içinde büyüttüğü aşkını usulca yüreğinde yaşamış, hiç kimsenin bilmesine izin vermemiştir. Sevdiği kişinin, hayatını değiştiren patronunun biricik kız kardeşi olması, birçok açıdan sorundur. 

-Yıllardır ağabeylik yaptığı kıza böyle güzel duygular besleyebilir mi? 
-Ona dokunmadan bu kadar güçlü karşılıksız sevebilir mi? 
-Aşk, platonik olmaktan çıkıp sevdiğini haykırabilecek midir?


Kitap Yorumu

Sümeyye Akarçay uzun zamandır takip ettiğim yazarlardan biri. İlk hikayesi olan Rehine ile başlamıştım okumaya ve en son Küçüğüm hikayesini okudum. Hatta Rehine’yi okurken yarım kaldığı için çoooook kızmıştım!!! Ardından gelen Burak ve Betül’ün hikayesi iyi gelmişti :) 

Yıllar önce hikayeyken okuduğum Burak ve Betül’ü elimde basılı halde tutmak bir kere çok güzeldi. Yeniden onların dünyasına adım atmak, aşklarını okumaksa keyifliydi. 

Betül yalnız bir kadındır. Anne ve babasını küçükken kaybetmiş ve hayatta tutunacağı tek dalı abisi Baran’dır. Annesini kaybetmesi ise onda farklı bir travma yaratmıştır ki bunun sıkıntısını ileride epeyce bir çekecek ve çektirecektir. 

Burak da anne ve babasını kaybetmiş bir gençtir. Ama o ne Baran ne de Betül kadar şanslı değildir, hayat onun için çok daha acımasızdır. Ancak birgün yolu Baran ile kesişir ve hayatının kırılma noktası o andır. O andan sonra Burak, Baran’ın sağ kolu olur. Bu ikisinin ilişkileri uzun yıllar böyle devam eder ancakkkkk bir süre sonra Burak için işler bir hayli zorlaşır. Neden mi? Çünkü Betül’e aşık olmuştur. Patronunun kız kardeşine aşık olmak zordur onun için ve içinde yaşamak zorundadır. İşte hikayemiz burada başlıyor bizim de. Bu ikilinin arasında aşk nasıl başlayacaktır, ilk adımı kim nasıl atacaktır, dahası Baran buna nasıl tepki verecektir? 

Burak baya sevilesi hatta aşık olunası bir adam. Doğru, düzgün, dürüst, yakışıklı, kaslı, güçlü, kuvvetli, çalışkan, temiz kalpli ya tamam işte hayallerin bir araya gelmiş hali. Betül ise ele avuca sığmayan, azıcık şımarık, biraz dik kafalı, hafiften inatçı(çarpılmam an meselesi keçi gibi inatçı kendisi :P) ama güzeller güzeli bir kız. Haliyle böyle iki karakterin aşkını okumaktan daha keyifli ne olabilir dediğinizi duyar gibiyim. Ama var, bunları okumaktan daha keyiflisi Yağmur’u okumak. O nasıl bir tatlılık nasıl bir sevimlilik anlatamam, yanımda olsa sanırım öpücük yağmuruna falan tutulurdu çocuk. Yarım yarım cümleleriyle pes dedirtti zekası bana. Bu yeni nesil çocuklarından korkulur azizim. 

Bol aksiyonlu, bol aşklı, bol gülümsemeli, hafif de iç burkan bir kitap olmuş Aşka Rehin. Başarılı bir kurgu ve güzel bir üslupla birleşince ortaya okunası bir kitap çıkmış. İki şikayetim var; kapağı çok sevmedim nedense diğeri de puntosu biraz küçük geldi. 

Sümeyye Akarçay’ın ikinci kitabı bu ve kendisine yazarlık yaşamında başarılar dilerim. Dilerim daha çok hikayesi daha çok kitaplarını okuma şansımız olur. 

Aşka rehin olmaya hazırsanız eğer, “Aşka Rehin” kitapçılarda sizi bekliyor :)

Benim puanım;



Çekilişimiz için;


a Rafflecopter giveaway

Gecenin Ardından Gün Doğar- Anna McPartlin

Gecenin Ardından Gün Doğar



Sayfa Sayısı: 416
Martı Yayınları
2014
19 tl


Kitap Tanıtımı

Gecenin Ardından Gün Doğar

Ölümün ardından yaşam doğar

En karanlık zamanlarında etrafına bak

Çünkü hiçbir zaman yalnız değilsin Seviliyorsun

Kıyısında acının ve mutluluğun taşlarını biriktiren bir nehirdir hayat…

Hayata dair umut ışığını yitiren genç bir kadın…

Ve onu bir an olsun yalnız bırakmayan vefakâr dostları…

Emma için gelecek belirsizliklerle doludur. Trajik bir vedanın, yeni başlangıçlar için ona yol gösteren bir rehbere dönüşebileceği aklının ucundan bile geçmezken, hayat onu şaşırtmaya devam etmektedir. Tabii en yakınındaki insanları da.

Mutluluğun elinden kayıp gittiğine ve onu bir daha bulamayacağına inanan Emma'nın yeniden gülümseyebilmesinin acı tatlı hikâyesinde kendinizden çok şey bulacaksınız.

"Aşk, dostluk, ölüm ve yaşam gibi hayata dair pek çok konuyu merkezine almayı başarabilmiş, samimi ve duygu yüklü bir roman."
-Publishers Weekly-

"Ölüm kadar gerçek, hayat kadar yaşanası bir hikâye."
-Booklist-

"Bu roman sizi bazen ağlatacak bazen de öylesine güldürecek ki ağlamayı unutacaksınız. Okurken hüzünlü kahkahalar atarsanız şaşırmayın."
-Amazon-

"Keder ve mutluluk gibi birbirine zıt iki duygu kusursuz bir mizahi anlatımla bir araya getirilmiş. Anna Mcpartlin'in üslubu için ne desek az."
-Romantic Times-



Kitap Yorumu



“Ölümün ardından yaşam doğar. En karanlık zamanlarında etrafına bak. Seviliyorsun.” Kapakta yazan bu sözdü sanırım kitabı okumaya karar vermemin sebebi. Hayatın bir dakika sonrasında ne getireceğini bilemiyoruz ve her şeyden sonra yaşamaya devam etmek zorundayız. Buna nereden başlanacağı ve nasıl başarılacağı ise ciddi bir muamma! 

Kapak yazısından sonra bir ölüm yaşandığını tahmin etmiştim ve sonrasında olayların nasıl gelişeceğini merak ederek başladım okumaya. Son sayfasına gelene kadar da elimden bırakamadım bu hikayeyi. 

Emma ve John 26 yirmi altı yaşında gencecik insanlar. Birbirlerinin ilk aşkı olmuşlar ve mutlu bir hayatları olmuş. Ta ki John bir kaza geçirip hayatını kaybedene kadar. Emma için bu bir dönüm noktası ve şimdiye kadar hayatı John’dan ibaretken yaşamaya nereden başlayacağını bulmak zor. Evet çok sevilen bir kadın belki ama baktığı her arkadaşının gözünde John’u görmek durumunda. Onun bu zorlu sınavını okumaya hazır mısınız? 

En karanlık anlar aydınlığa da en yakın anlardır ya hani, Emma en karanlık anı yaşamıştır. Ve aydınlığa nasıl ulaşacaktır? Mutluluk en yakınındayken görebilecek midir ya da arayışlarına devam mı edecektir? Ve dahası John ile ilgili hisleri ve düşünceleri ne olacaktır? İşte bu sorularla son sayfasına kadar gelip kapattım kitabımı. 

Kitabı nasıl bulduğuma gelirsem eğer yayın evi redaksiyon konusunda cidden başarılı ve çevirmenleri de harika işler çıkarıyor. Hepsinin emeklerine sağlık. Konusu güzel, hem asıl karakterler hem de yan karakterler başarıyla işlenmiş. Kapak zaten çok çok hoş olmuş. Sadece bir şey var aklıma takılan John öldükten sonraki süreç biraz hızlı geldi bana ya da belki de sadece süreci okuyacağıma dair bir beklentim olduğundan, bilemedim. Tavsiye eder miyim, tabii ki ederim. Şimdiden herkese keyifli okumalar :)

Benim puanım;

Mektubunda Diyorsun ki- Jessica Borckmole, Yurt Dışı Kapaklar(3. Gün)

Mektubunda Diyorsun ki- Yurt Dışı Kapaklar


Yeni turumuzdan herkese merhaba. 36. blog turumuzun yurt dışı kapaklar postuyla bugün buradayım. Bakalım hangi ülkede hangi kapakla yayınlamış kitabımız?


Amerika Birleşik Devletleri





İtalya





Almanya





Hollanda





İngiltere





Portekiz





Çek Cumhuriyeti




Macaristan






Hem facebook sayfamızda hem de rafflecopterda çekilişlerimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın!!!

Mektubunda Diyorsun ki- Jessica Brockmole, Kitap Yorumu ve Çekiliş(1. Gün)

Mektubunda Diyorsun ki


Sayfa Sayısı: 280
Epsilon Yayınları
2014
18 tl


Kitap Tanıtımı

Yıllarca sürecek yazışmaları ateşleyen bir mektupla, sayfalardaki her kelimede aşkın mürekkep lekelerini bulacağınız bir macera başlıyor…

Şiirleri yayımlanmış olan yirmi dört yaşındaki genç şair Elspeth Dunn, İskoçya'nın ufak adalarından biri olan Skye'ın dışına hiç çıkmamıştı. Okyanusun diğer yakasındaki bir üniversite öğrencisi olan David Graham'dan aldığı ilk hayran mektubu onu hem utandırmış hem de sevindirmişti. İkili mektuplaşmaya devam ettikçe arkadaşlıkları yerini sıcacık bir aşka bırakacaktı. David ambulans şoförü olarak büyük bir heyecanla Batı Cephesi'ne gittiğinde Elspeth'in elinden gelen sadece beklemek ve onun sağ salim eve dönmesi için dua etmekti. 


Kitap Yorumu

  
Kitabı açınca görüyorsunuz ki tamamen mektuplardan oluşmuş. Biraz daha ilerlediğinizde iki ayrı zamandan gelen mektuplar olduğunu görüyorsunuz. Mektupların sonunda neye varacağı merakıyla okurken buna ek olarak bu iki ayrı zamanın nasıl birleşeceğine dair de tahminlerde bulunuyorsunuz. İlk sayfaları okuduktan sonra bitene kadar elinizden bırakamıyorsunuz kısaca.

Elspeth kitapları basılmış bir şairdir. Aynı zamanda da eşini ve kardeşini savaşa göndermiş bir kadındır. Kendini yaşadığı adaya hapsetmiş, oradan dışarıya hiç çıkmamıştır. Kim bilir belki de çıkmak için gerekli sebebi hiç olmamıştır. Ancak gelen bir mektupla bu durum değişebilir belki de!

David yirmi bir yaşın verdiği gençlik heyecanıyla bir şaire hayrandır. Hem de kendi halinde yaşayan, yüzünü bile daha önce görmediği bir kadına! Biraz merak biraz da cesaretle ilk adım olarak bir mektup yazar. Gelen karşılık onu şaşırtırken aynı zamanda mutlu da etmiştir. Peki bunun sonu nereye varacaktır?

Elspeth ve David’i okurken araya farklı karakterler de girmektedir ve bunların da mektupla devam eden bir ilişkisi vardır. Hem I. Dünya Savaşı hem de II. Dünya Savaşı dönemlerine ait bu mektupları okurken bir anda kendinizi o savaşın içinde buluyorsunuz. Savaşa katılmak elbette zor ama ya geride kalan olmak? Elinizden bir şey gelmeden gözünüzün çalacak kapıda olmasının çaresizliğini ama aynı zamanda gelecek mektubun da heyecanını yaşıyorsunuz. Aşkın zaman ve mekan dinlemediğini, kalplerin bir araya geldiğinde farklılıkların yok sayılabileceğini görüyorsunuz. Aşkla atan kalbin tabuları nasıl yıktığına şahit oluyorsunuz. Çalan bir kapının ya da gelen bir mektubun hayatınızı nasıl karartacağını öğreniyorsunuz. Aşkla aile arasında kalmanın ve hatta ihanet hissinin acısına ortak oluyorsunuz. Kısacası bu mektuplar arasında duygudan duyguya sürekleniyorsunuz.

Konusu ve karakterleri açısından çok beğendiğim bir kitap oldu. Çevirisi mükemmel yapılmış ve de oldukça akıcı. Son zamanlarda okuduklarımın aksine redaksiyon olarak da çok başarılı bir kitap oldu “Mektubunda Diyorsun ki”. Okumaya başladıktan sonra bir 1914’te bir de 1940larda buluyorsunuz kendinizi. Bunun dışında yazarın bir kitabı daha var ve umarım onunla birlikte yazarın yeni kitaplarını da okuma fırsatımız olur.

Benim puanım;





Çekiliş için;


   
a Rafflecopter giveaway

Pembe Pabuçlar- Can Hikmet Değirmenci

Pembe Pabuçlar


Sayfa Sayısı: 288
Neden Kitap
2010


Kitap Tanıtımı

Pencereye doğru yürüdüm ve dışarı baktım.
Biraz önce dinen yağmur yeniden başlamış.
"Eylül yağmurları" diye yüksek sesle mırıldandım.

Bir kaç saniye denizin dalgalarını kamçılayan yağmur damlalarını izledikten sonra pencerenin önünden ayrılarak karşısındaki koltuğa oturdum.

Bacak bacak üstüne attım. Amacım büyülü bir trans oluşturarak psikanaliz öncesi dikkatini çekmek ve psikolojik sorunlarının sisli dünyasından koparıp başka dünyaların varlığını hissettirmek...


Kitap Yorumu

Psikolojik sorunlarınızın olması sizi deli yapmazken, psikologlar da deli doktorları değildir. Toplum olarak ne yazık ki bu anlamda ciddi algı bozukluğumuz var. Yaşanan küresel dünyada maalesef artan sorumluluklar, yarış atı gibi koşulmanın verdiği aşırı stres ve her şeye yetişebilme çabası insanı yalnızlaştırıyor. Sorunlarını sürekli içine atmak zorunda bırakıyor zira dışarıda insanların birbirinin üzerine atlayıp alt etmek için açık aradığı bir durum var. 

Yalnızlaşan ya da yalnız bırakılan insan her zaman bunu kaldıramıyor ve bazen çok derin bazen de daha hafif seyreden bunalımlar yaşıyor. İşte o noktada kendini ikna edebilenler soluğu psikolog ya da psikiyatristte alıyor. Tabii ki bunların oranları oldukça düşük. İnsanlar çoğunlukla bu işe yanaşmayıp çözemedikleri sıkıntılarıyla yaşamaya devam ediyor. İşte ben bu noktada bu kitaba itiraz ediyorum, bu kitap yazılmamalıydı!!! 

Psikoloji okumayı seven biriyken psikoterapi öykülerine bayılıyorum. Bu kitabı da sırf bu sebeple uzun süre aramış ve zorla bulmuştum. Ancak nereden bilebilirdim neredeyse yırtıp atma noktasına geleceğimi? Evet evet, yanlış duymadınız gördükçe hala yırtıp atmak istiyorum. Nedenini sorduğunuzu duyar gibiyim, açıklayayım. Yukarıda da uzun uzun bahsettiğim gibi zaten danışma durumumuzun oldukça az olduğu ülkemizde bu kitap insanın olan güvenini de sarsıyor. Neden mi? Çünkü bu psikolog danışanına aşık oluyor!!! Durun dahası da var danışan kızımız on sekiz yaşındayken doktorumuz kırk küsur yaşında. Bir de üstüne üstlük kızı var on yedi yaşında. Bu noktada insana demezler mi yaptığından utanmıyor musun diye? Kızın yaşındaki kıza aşık oldun hadi hiç mi arlanmadın bunu yazmaya diye? Ya aynısı senin kızına olsa ne yapardın diye? 

Bu hikaye gerçek midir bilmem, ama umarım değildir. Böyle bir çirkinliğe itirazım var benim. Gerçek olmamış bile olsa insanların az olan güvenini yıkmayı kendiniz de nasıl hak görürsünüz bilmem! Böyle bir kitap nasıl yazılır, neden basılır anlayan bana da anlatıversin bir zahmet. 

Konusundan nefret ettiğimi anladınız zaten ama dilini, üslubunu soruyorsanız da şunu söylebilirim, aşırı kötüydü. Olmadık yerlere konulan tırnak işaretleri, ben yerine sen yazmalar ve fiili böyle çekmeler, daha neler neler… Konusu kötü, redaksiyonu kötü bir kitap. Olmamalıydı bence böyle bir kitap, yazılmamalıydı. Verdiğim paranın her kuruşuna nasıl acıdım anlatamam. Normalde hemen takas yaparım bu durumlarda ama insanlar bu çirkinlikle karşılaşmasınlar diye en derinlere saklayacağım bunu. Şiddetle tavsiye etmiyorum bu kitabı!!!

Bu kitaba vereceğim puana gelirsek, layık gördüğüm bir puanım yok. Zira eksilerde puanlamam mevcut değil!!!

Aklını En İyi Şekilde Kullan- Tony Buzan

Aklını En İyi Şekilde Kullan



Sayfa Sayısı: 264
Olimpos Yayınları
2014
17 tl


Kitap Tanıtımı

"Beyniniz uyayan bir dev gibidir diyor."yazar Tony Buzan;bu ilgi çekici, büyüleyici ve bilgilendirici kitabının girişinde.

Normalde beyin kapasitemizin çok küçük bir kısmını -yüzde 1'den azını-kullandığımız, artık oldukça yaygın bir bilgi:İşte bu kitap geri kalanın kullanılmayan muazzam gücünü geliştirmek için bir rehber niteliği taşıyor.Bu kitapla aşağıdakileri nasıl geliştireceğinizi öğreneceksiniz.

Hafıza- temel kapasiteniz,aynı zamanda olayları, isimleri,yüzleri akılda tutma konusundaki özel becerileriniz

Dinleme-söylenenleri akılda tutmanıza yardımcı olacak anahtar ifadeleri seçmek suretiyle

Görme- gözlerinizin daha net,çözümleyici, kapsamlı ve çabuk bir şekilde görme becerisi

Mantık-çözümleme ve karar verme yetinizi geliştirecek mantıklı düşünmenin on temel alanı

Matematiksel Beceri -basit tekniklerle karmaşık toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini saniyeler içinde çözme 


Çok ilginç bilgilerle dolu olan bu kitap beynin sol ve sağ taraflarıyla üst ve alt kısımlarının farklı zihinsel işlevleri; hızlı okuma ve not alma teknikleri ve özel hafıza sistemleri hakkındaki son keşifleri ayrıntılı bir şekilde anlatırken,bu kavramları anlamanıza ve günlük hayata uygulamanıza yardımcı olacak kişisel gelişim alıştırmaları "Kendinizi Deneyin" bölümleri ve grafikler de sunmaktadır.


Kitap Yorumu


Okuyalı epey oldu ama araya bayram falan girince ancak yorumlamaya fırsat bulabildim. Sanırım bu kadar ertelememin sebebi de nereden yazmaya başlayacımı bilemem. Zira okuduklarım arasında en iyi kişisel gelişim kitaplarından biri “Aklını En İyi Şekilde Kullan”. 

Okuduklarım içerisinde çok ayrı bir yeri var bu kitabın çünkü ben daha önce hafızanın tarihini okumamıştım mesela. İlk ortaya çıkışı, sonrasında ne gibi değişiklikler olduğunu bilmiyordum. Hatta bunları düşünmemiştim bile hiç. 

Genelde kişisel gelişimleri size olaylar ve dahası sorunlar karşısında nasıl davranacağınızı anlatırken bu kitap olayın arka tarafına ışık tutuyor. Beynizin yapısı, yaratıcılığınız, dinlemenin getirdiği farklılıklar ve benzeri pek çok şeye değiniyor. Bir roman okurmuş gibi merakla okuyorsunuz yani. 

Kişisel gelişim kitabı okurken elimde kalemim ve not kağıdım hep yanımda olurdu ama hiç onlara bu kadar ihtiyaç duymamıştım. Bu kitapta okuduklarımı başka kitaplarda bulabileceğimi hiç sanmıyorum çünkü. Altı fosforlu kalemlerle çizili bir kitap oldu anlayacağınız ve aralarından birkaç anekdot paylaşmak isterim. 



- Yunanlıların başta edebiyat ve felsefe olmak üzere pek çok alanda öncü olduklarını biliyoruz tarihten. En ünlü felsefecisi olan Aristo, hafıza konusunda bir araştırma yapmış ve vardığı sonuç hakikaten şaşırtıcı. Aristo, algı ve hafıza merkezinin kalpte yer aldığına karra vermiş!!! Ve bu durum Rönesans’a kadar devam etmiş, sonrasında kafada yer aldığı ortaya çıkmış. 

- Zamanın en iyi bilim adamı olarak görülen Einstein’ın okulda matematik dersinden kaldığını ve hatta fazlaca hayalperest olduğundan okuldan atılmasının gündeme geldiğini bilmiyordum ben. 

- Caracas’ta zihinsel güç seviyesini artırmak için bir bakanlık kurulmuş ve oranın Zekadan Sorumlu Bakan’ı var!!! 

- Hafızanın ve hayal gücünün hep yaşla yavaşladığı öne sürülürken bunun tam tersi olduğunu görüyoruz kitapta. En güzel örneklerden biri ise; Michelangelo’nun en önemli eserlerini seksen yaşına ulaştıktan sonra yapması. 

- Mükemmel hafızaya sahip olan kişinin Rus olduğunu, kendine geçmişle ilgili bir şey sorulduğunda birkaç saniye sonra saat kaçta sorusunu sorduğunu bu kitapla öğrendim. 

- Milattan önce altıncı yüzyılda Parmenides hafızanın ışık ve karanlık ya da sıcak ve soğuk karışımı olduğunu düşünmüş. Bu unsurlar bozulmazsa hafıza da müthiş olur iddiasında bulunmuş. 


Yukarıda yazdıklarım okuduklarımın minicik bir parçası yalnızca. Daha fazlası için buyurun kitabı okumaya :) Kitabın dilini ve akıcılığını çok sevdim, sıkmadan okutuyor kendini. İlginç detayları görmeye başladıkça zaten elinizden bırakmak pek de mümkün olmuyor. Son olarak bu kitabı tavsiye eder miyim? Kesinlikle ederim. Bu kitap her kitaplıkta bulunmalı ve umarım yazarın daha pek çok kitabını okuma şansımız olur.

Benim puanım;

Hissiz- Lemariz Müjde Albayrak, Kitap Yorumu(3. Gün)

HİSSİZ


Sayfa Sayısı: 528
Postiga Yayınları
2014
25 tl


Kitap Tanıtımı

Aşkın en derinden, inkâr edildiği yerden ortaya çıkışı! Kendilerini ve birbirlerine duyduğu aşkı çığlık çığlığa ve sessizce inkâr etseler de, aşkları ortalığı yakıp kavuruyor!

Alexander, hissiz, acımasız, yakışıklı, güçlü ve zengin… Daha küçücük bir çocukken öğrendi bütün bu özelliklere sahip olabilmeyi. O hislerini acımasızca rafa kaldırmış, kendi sonuna doğru ilerliyordu. Ama bilmediği, her sonun bir başlangıca gebe olduğuydu. Heaven karşısına çıktığında bütün inançları ters yüz olurken, kendi sonu birdenbire başlangıcı olduğunda ne yapacağını elbette bilemezdi.

Heaven; masum, saf ve kırılgan bir papatya… Cennetten gelen bu sessiz melek, tüm korkularını kendine zırh yaparak kökleri ile tutunduğu topraklarında, Alexander'ın fırtınasına karşı direnirken, bir aşk ateşi yakmak için geldiğinde asla tek bir yananının olmayacağını bilemezdi.Var olmadığını zannettiği kalbi boğulurcasına çırpınırken soluksuz kalarak tekrarladı: "Hissetmiyorum, hissetmiyorum, hissetmiyorum…"


Kitap Yorumu



Hissiz… Hissetmiyor… Hissetmeyecek… Bu alt başlığı okuduktan sonra ‘Eyvah eyvah!’ diye geçirdim içimden, kitabın sonuna gelindiğinde kesinlikle bir adamın ayarlarıyla oynanacak. Sonra da ‘O kadar da iddialı olmasaymış, kendi suçu.’ dedim. İçten gelen bu derin intikamcı hislerle başladım kitaba. Kimin ve neyin intikamı derseniz, onu ben de bilmiyorum :) 

Alexander, nam-ı diğer şeytan. Otuz iki yaşına gelmiş, başarılı bir iş adamı. Büyük balığın küçük balığı daima yuttuğu bu düzende büyük balık olmayı başaran ve haliyle küçüklerin canına okuyan bir adım. Geçirdiği sorunlu çocukluğuyla başlayan ve acımasız iş dünyasıyla devam eden hayatı ona hissetmemesi gerektiğini vurgulamış. Hissetmediğin sürece kimse seni kıramaz ya da üzemez felsefesiyle yaşayan bir adam olmuş. Tabii bu sadece sözde kalıyor, etten kemikten hangi insan hissetmez ki? Hissettiğini kabul etmesi için ya da hissettiğini ona fark ettirecek bir kırılma noktasına ihtiyacı var huysuz patronun. 

Heaven, korkak bir kız. Konuşmaktan, söyleyeceklerinden, söyleyemeyeceklerinden ve hatta kendi sesinden bile korkan biri. Yirmi üç yaşın vermiş olduğu tazelik ve Allah’ın ona bahşettiği güzellikle dikkat çeken biri aynı zamanda. Onun etrafında koruma kalkanı oluşturan dedesi olmasa hayat onun için cidden zor olabilirmiş. Ancak bu kalkanı delmeli ve gerçek hayatla tanışmak zorunda artık Heaven. 

Hikayemiz böyle başlıyor işte. Biri diğeri için kırılma noktası olurken, diğeri de koruma alanına kocaman bir delik açan kişi oluyor. İkilinin nasıl bir araya geldiği ve neler yaşayacağını merak ettiyseniz eğer sizi en yakın kitapçıya doğru alalım :) 

Son zamanlarda okuduğum kitaplarda nedense hep yan karakterleri çok sevdim. Bu kitapta da bu bozulmadı ve Adrian’a bayıldım. Hatta aşırı bir bayılma durumu söz konusu olabilir :D Onun ayrı bir hikayesi olduğunu bilmek sanırım biraz meraklandırıyor. Alexander ve Heaven içinse özel bir yorumum olmayacak. Başta da belirttiğim gibi biri saf ve korumasız bir kızken diğeri feleğin çemberinden geçmiş huysuz ve acımasız bir adam. Ama onları da sevdiğimi belirtmeliyim ama kalbimin tahtı Adrian’da tabii ki <3 

Kitabın işleyişi konusundan kaynaklı olarak tahminlerinizi doğru çıkarıyor. Araya katılan bir takım aksiyon unsurları var ki bu olayların sonuçlarını görsek de sebepleri havada kaldı. Sanırım gelecek kitaplarda öğreneceğiz bunu. Sürprizlerin beklemediği ama yine hevesle sonunu beklediğiniz kitaplardan biri olmaya aday “Hissiz”. 

Kitapla ilgili genel olarak tek bir eleştirim olacak; yazım hataları. Sizi okurken rahatsız edecek ya da keyfinizi kaçıracak hatalar olmasa da insanın gözüne batıyor. Söylemeden geçemeyeceğim bir nokta daha var ki o da puntosu. Okumak için ideal ve dünyaya şaşı baktırmayacak şekilde seçilmiş. Son dönemde çıkan kitapların aksine okuması oldukça kolay oldu, yayın evine ayrıca teşekkür ederim bu seçim için.

 Ben kitabımı bitirdim ve yorumladım. Şimdi ise sıra siz de, okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.

Benim puanım;



Son olarak hem rafflecopter hem de facebook sayfamızdaki çekilişlerimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın!!!

Hissiz- Lemariz Müjde Albayrak, Alıntılar ve Çekiliş(2. Gün)

Hissiz- Lemariz Müjde Albayrak, Alıntılar


Yepyeni bir turdan herkese merhaba. Bu kez konuğumuz Lemariz Müjde Albayrak tarafından kaleme alınan "Hissiz" kitabı. Turumuzun ikinci günündeyiz ve şimdi sırada alıntılarımız var, herkese keyifli okumalar :)





























Ve çekilişimiz için buyurun. Unutmayın bir de facebook sayfamızda devam eden yarışmamız var!!!


a Rafflecopter giveaway

Dileğim Sensin- Barbara Freethy, Bunları Biliyor musunuz?(4. Gün)

Bunları Biliyor musunuz?


Turumuzun dördüncü ve son gününden herkese merhaba. Şimdi de sırada yazarımız Barbara Freethy ile ilgili hazırladığım "Bunları Biliyor musunuz?" postunda. Keyifli okumalar dilerim :)


















































BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI