Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)


Sayfa Sayısı: 464
Nemesis Kitap
22 tl
2015

Kitap Tanıtımı

Gecenin karanlığı üzerine en derin koyuluğuyla çöktüğünde Gazel, bir binanın en üst katındaydı. Ve o binadan canlı çıkması imkânsızdı. Hayatta tek bir kez bile olsa, geleceğiyle ilgili bir kararı kendisi verebilmek istedi. Nasıl öleceğini seçebilmek istedi. Onu kovalayan adamlar çoktan o binaya girmiş ve merdivenleri çıkmaya başlamışlardı. Birazdan yakalanacaktı. Ve yine, birilerinin onun adına verdiği kararları uygulamak zorunda kalacaktı. Başkalarının elinde oyuncak olmaktansa, ölmeyi tercih etti. Ve kendini boşluğa bıraktı.

Aynı gece, Ömer'in üzerine de kopkoyu bir karanlıkla çökmüştü. Bütün gün hastalarıyla ilgilenmiş ve ameliyattan ameliyata koşturmuştu. Trafikten kurtulmak için girdiği ara yolda ilerlerken aklından geçen karmakarışık düşünceler, büyük bir gürültü ve sarsıntıyla bölündü. Pat!

Arabasının üzerine bir şey düşmüştü. İlk anda ne olduğunu anlayamadı ama birkaç saniye sonra ön camına doğru uzanan bir kadın eliyle karşı karşıya kaldı. O el Ömer'e, 'beni tut' diye yalvarıyor gibiydi. O eli tuttuğu anda, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne Ömer için; ne de Gazel için…


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba. Bu sefer konuğumuz bildiğiniz üzere Pinokyo’nun Rüyası. Çok mu çok sevdik bu kitabı ne? 

Başınıza yağmur damlası düşer, kar tanesi düşer hatta bahtsız bedevi iseniz dolu bile düşer. Üstünüzü değiştirip saçınızı kuruttuğunuzda tüm etkilerinden kurtulabilirsiniz. Ama tepenize ya kadın düşerse? Şaka yapmıyorum, gayet de ciddiyim hatta :D 

Ömer yoğun geçen nöbet trafiğinden sonra yorgun bir şekilde evine ilerlemektedir. Bir anda tepesine düşen kadınla şaşkına düşse de soluğu hastanede alır. Uzun ve zorlu ameliyat süreci bekler kadını ve kurtulacağı da kesin değildir. Ama azmeder Ömer ve üç ay boyunca deyim yerindeyse başını bekler bu ismini bile bilmediği kadının. 

Peşindeki adamlardan kurtulmak için son çaresi ölmektir Gazel’in. Bir anda kendini bıraktığı boşluktan sonra hastanede açar gözlerini. Ne olduğunu, ne kadar zaman geçtiğini bilemez. Tek derdi peşindeki adamlardan nasıl kurtulacağıdır. 

Genç, yakışıklı ve başarılı bir doktor olan Ömer’in de ilgi alanı kadınlar iken bu kıza karşı zaafının olduğunu fark etmesi uzun sürmez. Aşırı bir korumacı tavırla onu sarıp sarmalarken Gazel için daha önce hiç yaşamadığı kadar güzel başlar. Ancak içinde hep bir korku vardır ve hep bir soru: Ya o adamlar onu bulursa? 

Kalemini de kendini de oldukça çok sevdiğim biri Selvi Atıcı. Bu kitabında da yine kalemini konuşturmuş ve 464 sayfalık bu kitapta yine yeni maceralara, yeni aşklara sürüklemiş bizi. Başladıktan sonra bitene kadar elden düşmeyen bir kitap yazmış yine, kalemine sağlık yazarımm… 

Ömer’i de, Gazel’i de çok sevdim. Kitabın konusunu ve işlenmesini de çok beğendim. Ama en bayıldığım nokta neresi derseniz, Adem’in geçtiği kısımlardı. Seviyorum seni adam diye söylenip durduğum doğrudur. Senin de bir kitabın olsa nasıl güzel olur dediğim bir gerçektir :D 

Benim için oldukça keyifli bir okuma oldu. Dilerim okuyacak olanlar için de öyle olur…

Benim puanım;

Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Karakter Söyleşisi (4. Gün)

Herkese merhaba! Bomba gibi bir kitapla geldik bu kez. Önce Kimliksiz ile aşık olduk Selvi Atıcı'nın kalemine, ardından Sen ile karasevdaya tutulduk. Şimdi de işte Pinokyo'nun Rüyası zamanı geldi. Hatta bize göre geç bile kaldı. Madem bu kalemi de bu kalemin karakterlerini de çok sevdik, o halde neden onlarla bir söyleşi yapmıyoruz ki dedik. Sonuç mu? İşte burada :D





RKBT: Sevgili Deniz, boynuzların artık atmosferde yeni bir delik açıp dünyayı ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmak üzereydi. Değdi mi bu olanlara peki? Sen inandın mı cidden istediğini alabileceğine?

DENİZ: Elbette inandım! Neden inanmayayım ki? Eğer Gazel denen o… Neyse! O, aramızı bozmasaydı tüm planlarım takır takır işleyecekti. Ayrıca ne o öyle boynuz filan? Sen, bana bir kahve yapar mısın, şekerim? Burada ağzım kurudu!



RKBT:  Merhaba Salih Bey. Ömer gibi bir deliyle uğraşacağınıza deli raporu alıp kurtulmayı düşünmediniz mi hiç? Ya da doğru söyleyin, siz o hep bahsedilen sabır taşı mısınız?

SALİH BEY: Aslında düşünmedim değil! Deli raporu kesinlikle işimi görürdü. Bazen o hergelenin tutup kulağından çekmek istemiyor da değilim. Arada bir parladığıma göre- arada bir mi dedim?- sabır taşı olmadığım bir gerçek. Fakat Ömer’in kalbine inip, oradaki berraklığı gördüğümde her şeye değer, diye düşünmeden edemiyorum.



RKBT:  Adem der susarım ben. Bu kitapta daha fazla yer almayı düşünmedin mi hiç? Ben bu kitabı tamamen ele geçirirsiniz diye ummuştum, sende vardı o potansiyel.

ADEM:  Bende o potansiyelin babası var, var olmasına! Ama arkadaşın hikâyesinde, arkadaşı gölgede bırakmak racona ters! Şimdi… Ben olsaydım; Ömer’in dövmesiymiş, yok o koca burnunun ucundaki gözlüğüymüş, yok Katerina kasırgasının dağıttığı saçlarıymış, yok dere yeşili gözleri- Çimen mi? Yazara hanıma öyle gelmiş o! Bildiğin kurbağalı dere yeşili! Her neyse… Seksiliği filan vız gelirdi. Hem gizemli olmak daha havalı!



RKBT:  Gelelim güzeller güzeli Gazel’e… Ömer gibi bir adama sahip olmak ve elinde tutmak için neler yaptın, neler yapıyorsun? Bu işin sırrını bizimle de paylaşır mısın? 

GAZEL:  Sır mı? Öyle bir şey mi varmış? Aslında hiçbir fikrim yok. Sadece sevdim. Onu elimde tutmayı değil, onu yaşamayı istedim. Şans bana bir kere, en güzel yerden çarptı diyebilirim. Belki yanlışlıkla oldu, ama oldu. Hâlâ arada bir rüya mı görüyorum diye düşünmüyor değilim. Adam rüya gibi olunca! 



RKBT:  Sevgili Ömer… Senin gibi adamlar nerede bulunur canım, nereden alabiliyoruz? 

ÖMER:  Hım… Neden en zor soru bana geliyor? Şimdi türümün tek örneği olduğumu söyleyerek ukala, kendini beğenmiş bir görüntü çizeceğim. Ama gerçekler… Benzerim varsa kesinlikle taklittir. Lütfen aldanmayınız! 



RKBT:  Siz kötü adamlar… (Burada soruyu soran kişi kötü kadın kahkahası atar) Sizin karşınızda Ömer var, Doktor Ömer. Onun elinden Gazel’i alabileceğinizi düşündüren nedir? Gerçekten inandınız mı buna?

KÖTÜ ADAMLAR:  Biz nereden bilelim doktor adamın mayın gibi olduğunu! Bastık, resmen patladık!



RKBT:  Avukat hanımcım. Şimdi ilk görüşmede Yunus Beye laf sokmanız pek hoş olmadı kanımca ama kendisiyle bir daha görüşmeyi düşünür müsünüz?

AVUKAT HANIM:  Laf sokmak mı? Lütfen! Sadece merak, başka bir şey değil. Pek sanmıyorum. Zira gülemeyen adamlardan pek haz etmiyorum.



RKBT: Yunus Bey ne dersiniz, Selvi Hanım hazır başlamışken size de bir kitap yazıverse nasıl olur? İster miydiniz bunu?

YUNUS BEY:  İstediğimi pek söylemem. Öyle herkesin içimi dışımı bilmesi taraftarı değilim. Ancak… Yazar hanım arada bir zihninin içindeki toplantıya çağırınca el mahkûm gidiyoruz… Benim zor bir karakter olduğumu, azıcık kendimden ödün vermem gerektiğini söylüyor. Çok bekler! Çok istiyorsa uğraşacak, çözecek ve yazacak.



RKBT:  Aaaa Adem bana kızmış, neden benim için ayrı kitap sorusunu sormadın diye? Sen iste sormaz mıyım ben hiç?! Sevgili Adem, canım, ilk göz ağrımmm… Sen de ister miydin kendine ait bir kitabın olsun? Böyle konuk sanatçı olmaktansa kendinin olsun ister misin?

ADEM:  Öncelikle öyle canım, ciğerim gibi sevgi sözcüklerine pek girmeyelim. Sonra kafasına tüylü, sivri topukları yiyen ben oluyorum! Rengi de pembe! Soruya gelirsek… Ben öyle bir gelmeliyim ki! Yazar hanım beni ince ince, dantel gibi işlemeli. Biz onunla anlaşmaya vardık. Adam gibi yazacaksan yaz, yoksa hiç yazma dedim. Kendisi de kabul etti. Eh. Cazibemizin gözü kör olsun.


Ben hem soruları hazırlarken hem de cevapları okurken fazlaca keyif aldım. Selvi Hanıma bize zaman ayırdığı ve böylesine içten verdiği cevapları için çok teşekkür ederim. Eğer siz de Pinokyo'nun Rüyası kitabını kazanmak isterseniz sayfamızı bir ziyaret edin derim. Herkese keyifli okumalar dilerim. Yarın yorumumla görüşmek üzere!

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Kitap Yorumu- Okuma Etkinliği (1. Gün)


Sayfa Sayısı: 352
Nemesis Kitap
2015
18 tl

Kitap Tanıtımı

Derek Tyler, oldukça başarılı bir komiserdir. Fakat mesleği artık neredeyse tüm hayatını ele geçirmiştir. Öyle ki, karşısındaki daireye yeni taşınan Ginger Peet'ten etkilendiği anda, onun bütün kişisel bilgilerine ulaşabileceği bir araştırma yapar; o güne kadar aldığı trafik cezaları da dahil…

Ginger, kız kardeşiyle birlikte uzak bir şehirden Chicago'ya taşınmıştır ve yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. İhtiyacı olan son şeyse, tam karşı dairesinde oturan çekici, yakışıklı ve meraklı bir komiserdir. Sıkı durun, burası karışacak!


Kitap Yorumu


Zor bir gün geçirdiyseniz ve ne yazık ki hala bitmediyse, sanırım başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biridir bağırıp çağırarak taşınmaya çalışan komşular. Sessiz ve sakin bir apartmana getirdikleri gürültü de neyin habercisi acaba? 

Anneniz, annelik yapacak kapasitede bir kadın değilse ve deyim yerindeyse burnu pisliklerden kurtulmuyorsa son çareniz kardeşinizi de alıp başka bir şehre taşınmak olabilir. Aşağıdan pislik diye seslendiğiniz adamın karşı komşunuz olduğunu ve üstüne bir de polis olduğunu fark ettiğinizde kötü şans sizi hala terk etmemiş demektir. 

Derek Tyler başarılı bir komiserdir. Yalnızlığı seçen adamın hayatındaki tek renk işidir. Haliyle apartmana taşınan bu renkli kızlar dikkatini çeker. Yaptığı araştırma sonucunda ulaştığı bilgiler ise bir anda ilgisini çeker… 

Ginger daha yirmi üç yaşında gencecik bir kızdır. Annesinin ilgisiz tavrı ne yazık ki çok çok erken yaşlarda ayakları üzerinde durması için onu mecbur bırakmıştır. Zira tek düşünmesi gereken kendi değildir, bir de kız kardeşi Willa vardır. Taşındığı apartmanda karşı komşusu polis çıkınca ve bu adam çok yakışıklı, seksi de olunca, Ginger’ın işi oldukça zordur. 

Bir gece Ginger’ın evinden gelen hareketlilik üzerine Derek kendini dışarı atar ve onu görür bir kez daha. Ama bu kez oldukça savunmasızdır genç kadın. İşte onlar için değişimin ilk adımı da burada atılır. O hareketlilik ne diyorsanız, söylemem :D 

İşim gereği eskisi kadar çok vakit ayıramıyorum kitap okumaya. Ancak okuduğum bu kitap sanırım ayırdığım her saniyeye değdi. Uzun zamandır okuduğum en eğlenceli kitaplardan biri oldu. Zaten kitap o kadar akıcı ki bir anda bittiğini fark ediyorsunuz üzülerek. Keşke daha uzun olsaydı da biraz daha okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu Sen Benimsin. Çeviri ve redaksiyon olarak da beğendim ben. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Dilerim kısa zamanda yazarın diğer kitaplarıyla da buluşturur bizi Nemesis Kitap.

Benim puanım;

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Ön Okuma- Okuma Etkinliği (1. Gün)


Yeni etkinliğimizden herkese merhaba. Bu sefer ki kitabımız Nemesis Kitap'tan çıkan "Sen Benimsin" oldu. Kitabın ön okuması için buyurun. Birazdan da yorumum gelecek. 



Yalnızlık Cesaret İster- Merve Deniz



Sayfa Sayısı: 448
İndigo Kitap
2015
20 tl

Kitap Tanıtımı

Birbirlerine yasladıkları tek şey bedenleri değildi; tüm umutları, umutsuzlukları o gece koyun koyunaydı.

Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?

Başarılı, genç ve güzel bir kadın olan Rüya, ta ki âşık olduğu adamla aynı adaya düşene kadar bu sorunun yanıtını hiç düşünmemiştir. Gönlünü, çalışanların "Otoriter Despot" ismini verdiği yöneticisi Arel Bozan'a kaptıran Rüya, Arel'in kendisini fark etmesi için sonsuz bir çaba içindedir, ama ne yaparsa yapsın bir türlü Arel'in dikkatini çekmeyi başaramaz. Çıkacakları Hindistan geziyse Rüya'nın son şansıdır: Ya devam edecek ya da vazgeçecektir. Fakat hiçbir şey planladığı gibi gitmez ve kendisini âşık olduğu adamla birlikte ıssız bir adada bulur. Acaba hayatta kalmak için büyük bir mücadele verdikleri bu ıssız adada Rüya, Arel'in duvarlarını yıkabilecek midir?


Kitap Yorumu


Kitabın kapağındaki “Bir Issız Ada Hikâyesi” alt başlığıydı ilk ilgimi çeken. Malum ülke olarak tam anlamıyla “Survivor” fanatizmi yaşadığımızdan belki de acaba bu işin hikâyesi nasıl olur diye düşündüm. 

Merve Deniz kalemiyle daha önce tanışmamıştım. Wattpad’de yayımlanmış ama okuma fırsatım olmamıştı hikâyeyi, kısmet kitabaymış. 

Rüya hem güzel hem de zeki bir kadındır. Yazılım uzmanı olmuş ancak bir süre farklı yerlerde çalıştıktan sonraki durağı, hayatına damga vuracak bir dönem yaşatır. İşe başlarken hiç böyle şeyler yaşayacağını düşünmemiştir. 

Arel yalnızlık ve korkular içinde büyümüş bir çocuktur. Yaşadığı şansız çocukluğun onu ileride acımasız bir adama dönüştürmesi ise kaçınılmazdır. Tabii bir de buna zamanında yediğin hurmalar gün gelir tırmalar hesabı eklenince, kendini ıssız bir adada buluverir. Kendi yetmiyor gibi bir de Rüya’nın başını derde sokmuştur. 

Büyük bir iş peşinde olan Rüya ve Arel, Hindistan’a bir proje için giderler. İşte olayların çıkış noktası orası olmuştur. İtiraf edilen aşkla birlikte ilk viraj alınmıştır. İkinci virajda hazır olun ama Rüya odasında gözünü açtığında Arel’i elleri kolları bağlı halde bulur. Üçüncüsü ise ikilinin gözlerini açtıklarında kendilerini bir gemide bulmalarıyla başlar. Ardından da kendilerini ıssız bir adada bulurlar. Neler oluyor, nasıl oluyor dediğinizi duyar gibiyim ancak bu soruların cevabını en yakın kitapçıya giderek bulabilirsiniz zira benden bu kadar! 

Yer yer fazlalaşan betimlemelerle birlikte oldukça duygusal bir dil hâkimdi kitaba. Zaman zaman bu beni zorladı. Bir diğer zorlayan etken ise kitabın puntosuydu. Keşke biraz daha büyük olsaydı. Takıldığım birkaç nokta vardı, onlara değinmeden geçemeyeceğim. Rüya’nın denizde uyuması mesela bende soru işareti. Denizde nasıl uyunur ki??? Sonra İnci ile Ümit’in yaşadığı… 

Değişik bir kurgusu vardı kitabın. Hayal edemeyeceğim pek çok noktanın bir araya gelmiş haliydi. Sırf meraktan bile okutur yani kendini :D İnci’nin varlığı, Ümit’in olaya dahil oluşu, Natali’nin ortaya çıkışı derken aksiyon üzerine aksiyon yaşanıyor :D 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Merve Hanım’a da yazarlık kariyerinde başarılar dilerim.

Benim puanım;

Aşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası?



Sayfa Sayısı: 432
İndigo Kitap
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı

Ben William Fisher. Size her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatacağım, hem de en başından…

Onu görür görmez düşündüğüm ilk şey hayatımın kadını olduğuydu. İlk başta, tıpkı âşık olan her insan gibi ayaklarım yerden kesilmişti. Her şey mükemmeldi, adeta birbirimiz için yaratılmıştık. Sonrası mı? Sonrasında işlerin pek de düşündüğüm gibi gittiği söylenemez... Anlatacaklarım belki size de tanıdık gelecek… ve belki de bizim hikâyemiz, aslında sizin hikâyeniz ve hatta hepimizin hikâyesi… KİM BİLİR!

"İçten, sürükleyici, acısıyla tatlısıyla çok eğlenceli."
-Jenny Colgan-

"Yanlış görünen, ama tamamen iyi hissettiren bir aşkın hikâyesi. Bu kitap doğru yerde, doğru zamanda sizi sıkıca saracak."
- Louise Candlish -

"Dokunaklı, eğlenceli ve gerçek! Andy Jones'un bir aşkın sonrasında neler olduğunu anlattığı bu romanı biran kahkahalar attırıyorsa, bir sonraki anda ağlatıyor." 
-Jane Costello -

"Âşık olmak, âşık kalabilmek, sürprizler, beklentiler, uyum, tavizler ve aklını kaçırmadan ya da yanındakine zarar vermeden bunların tümüyle baş etmek hakkında yazılmış, inanılmaz olaylar örgüsü olan mükemmel bir kitap."
-Daily Mail-

Yazar iki kızı ve eşiyle birlikte Londra'da yaşamaktadır. Daha öncesinde çocuk kitapları yazan yazarın kitapları arasında George was Bored ve As Something as an Aardvark vardır. Yazarın Âşık Olmak İşin Kolay Yanı'nın dışında Girl 99 adlı bir romanı ve kısa hikâyelerin yer aldığı Untogether Lives adlı bir kitabı da bulunmaktadır.


Kitap Yorumu


Tüm masallar mutlu sonla biterler. Tüm âşıklar birbirlerine kavuştuktan sonra sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır. En azından şimdiye kadar bize anlatılanlar hep öyleydi. İşte Andy Jones burada bir soru soruyor; âşık olmak işin kolay yanı, ya sonrası? 

William ve Ivy bir süredir birliktedirler. En azından görünürde bir sorun yoktur. Ivy geçmişte yaşadığı bir olaydan dolayı oldukça rahat davranırken bir anda tüm hayatı tepetaklak olur. Bir anda gelen bu durumla birlikte ikilinin hayatı oldukça değişir. Artan sorumluluklar, yaşanan durumun stresi derken gerçek hayata oldukça sert bir iniş yaparlar. 

Genel itibariyle olay odaklı olmayan, daha çok durumlar üzerinden giden bir kitaptı “Âşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası”. Mutlu sonların gerçekten de mutlu devam etmeyeceği, birlikte yaşamanın zorlukları, değişen ya da dönüşen duygular derken diğer aşk romanlarından ayrılıp biraz daha gerçek hayat noktasına odaklanıyor. 

Olay odaklı olmamasına rağmen ilginçtir ki sonuna kadar kendini okutan bir kitaptı. Oldukça akıcı buldum ve çeviri olarak da beğendim. Redaksiyon açısından da başarılıydı. Kapağa ise zaten âşık olmuştum. 

Benim açımdan ilginç bir okuma deneyimi olduğunu söyleyebilirim. Okumamış olsaydım eğer kapak yazısını gördükten sonra aklımın onda kalacağından eminim.

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Benim puanım;


Bana Şans Dile- Sinem Akça, Söyleşi- Okuma Etkinliği

Herkese merhaba :) sevilen yazarımız Sinem Akça söyleşi yapmayı kabul ettiği için öncelikle kendisine çok teşekkür ederiz. Ayırdığı zaman ve verdiği içten cevaplar için de tabii :))



1- Sinem Akça toplamda üç kitabı yayımlanmış, başarılı bir yazar. Peki başka? Kimdir Sinem Akça, nelerden hoşlanır, nelerden uzak durur?


Bir çok şeyden hoşlanır, birçok şeyden de uzak durur :)

Profesyonel anlamda kişisel gelişim dünyasının içindeyim; meditasyon yapmak en büyük tutkum. Bir çok insanın aksine ben kendim ile baş başa kalmaktan çok hoşlanıyorum, kendim ile anlaşıyoruz yani aramız iyi :) Sakin bir kafeye gidip çayım ile kahve ile ve olmazsa olmazım çeşit çeşit tatlılarım ile saatlerce oturup kitap okumanın keyfini hiçbir şey ile kıyaslamam. Ya da sahilde bir başıma denizi seyretmeyi uzun yürüyüşler yapmayı çok severim, doğa ile baş başa kaldığım zamanlar benim için terapi ve çok fazla zaman yaratıyorum. Evimin yakınındaki bir parkta dakikalarca tek bir ağacı seyrettiğimi bilirim. Doğa benim yaşam iksirim. Bunun haricinde dostlarımla zaman geçirmeyi, klasik olacak ama kitap okumayı seviyorum.

Günüm çok erken başlar benim, şaka gibi biliyorum ama en geç 6 da uyanırım :) Meditasyon yaparım, reiki yaparım, olmazsa olmazım taze demlenmiş çay ile kahvaltımı yapar işime giderim. Uykuya çok zaman yatırmayı da sevmiyorum en fazla 6 saat bana yetiyor.

Yaşamı çok seviyorum, kısaca yaşamayı seviyorum.

Hoşlanmadığım şeyler hayatımdan uzak tuttuğum şeyler diyelim. Nefreti, kavgayı, dedikoduyu, insan
kullanmayı ve karamsarlığı sevmiyorum.

Kapıları arkamdan çok yüksek sesle kapatmam, hayatımdan çıkması gereken insanı bile helâllik almadan ve gülümsemeden uğurlamam. Yanlış anlaşılmasın 4/4 'lük bir hayatım yok ama kimse ile dargın, kırgın olmaktan hoşlanmıyorum. Hayatımdan çıksa bile bir merhaba diyecek halimiz olsun istiyorum. Keskin nefretler ve öfke patlamalarından hoşlanmıyorum kısaca :)




2- Sizi bir kitap ve aynı anda yayımlanan bir hikayeyle tanıdık. Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu? İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?


Ben her şeyden önce çok iyi bir okur olduğumu düşünüyorum; evet belki ne farklı olabilir ama ben birçok iyi okurun aynı zamanda iyi bir yazar olabileceğini düşünüyorum... Romantik komedi sevdiğim bir tarz ve hayatımda malzeme çok :) Gerek özel hayatım gerekse eşim dostum sağ olsunlar bana çok malzeme verdi ve oldukça keyifli kitaplar çıktı ortaya. Birden bire oluştu fikir, ben de yazabilirim aslında dedim ve yazmaya başladım. İlk kurduğum cümleyi maalesef hatırlayamıyorum, hafızam beni çok mahcup eder :)





3- Kitabınızın yayımlanma sürecine gelişini sorsak? Ve tabii sonrasında da neler yaşadınız?


Yaşamda bazı sihirli anlar vardır ve benim kitabımda bu an yaşandı. Başka bir yayınevinden çıkacaktı aslında kitabım ama ilk okurlarımdan olan ve sıkı takipçim dediğim Şefika Aydın editör olunca bana kendileri ile çalışmayı teklif etti. Çiçeği burnunda bir yayınevi aslında ama hiç düşünmeden kabul ettim çünkü enerjiye çok inanırım. Bazen; bazı insanlarla bazı mekanlarda bazı paylaşımlar için bir araya gelmek sizin kaderinizdir ve bu hayrınızadır. İşte ben de bu süreci yaşadım. Teklif geldiği anda olur dedim. Çünkü hislerim beni hiç yanıltmaz ve iyi şeyler hissettim.

Yanılmadığım da ortaya çıktı çünkü kitabın edisyon aşamasından tutun da, kapak tasarımına kadar her şeyin gönlüme göre olması için tüm çalışanlar seferber oldu diyebiliriz. Hiçbir isteğime ya da önerime hayır denilmedi. Kısaca gönlüm hoş. Bunlar çok önemli şeyler. Gerginliğin ve kaosun olduğu yerde bereket de olmaz, ortaya güzel bir iş de çıkmaz ve doğal olarak başarı da elde edilemez.

Ama çok şükür biz bunların hiçbirini yaşamadık. Allah kısmet ederse diğer kitaplarımın da Böğürtlen Yayınları'ndan çıkmasını istiyorum.

İlk tepkiler harika, okuyucu yorumları ve paylaşımları tahmin ettiğimizin de ötesinde. Açıkçası şu an sadece bu güzellikleri yaşıyorum diyebilirim.




4- İlk kitabınızı çıktığında aldığınız olumlu yorumları ve çok kısa olduğu ile ilgili isyanları çok net hatırlayan biri olarak soruyorum, ilginin ve beğeninin bu düzeyde olacağını tahmin etmiş miydiniz? Ve bu ilgi ikinci kitap için bir baskı hissettirdi mi size, ya olmazsa korkusu yaşadınız mı?


Evet o konuda çok şikayet aldım :)) Kitaplarım kısa ve ince oldu farkındayım ama açığı son kitap Bana Şans Dile ile kapattık :)

Bahsettiğiniz baskıyı hissetmedim çünkü hırsı olan biri olmadım hiçbir zaman. Sadece bana güvenip yatırım yapan yayınevim ve bir heves kitabımı alıp okuyan okurlarımı mahcup etmemek adına ortaya güzel bir şey çıkartmaya çalıştım. Ve her kitap bir öncekinden daha iyi oldu.

Hırs, gerginlik, korku ve ego ile değil de sevgi, pozitif enerji ve neşe ile büyük keyif alarak yazdım ben kitaplarımı ve benim enerjim kitaplarıma da geçti ki çok çok güzel yorumlar aldım. Düşünebiliyor musunuz insanlar özelden mesaj gönderip kitabınız bitmesin diye her gün şu kadar sayfa okumaya çalışıyorum yazarım yazıyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ?

Kitapları özellikle çok kalın tutmadım; yoksa yazmak zor değil ki. İnsanlar sayfa atladıktan, sıkıldıktan sonra sizin 600 sayfa kitap yazmanızın bir anlamı olamaz bence. Ben kitaplarımı okuyan iyi vakit geçirsin, kocaman kocaman gülümsesin ve birinin yüzüne bir tebessüm kondurabilme hevesindeyim bunu da ince bir kitapla başardım bence. Okurlarım ile aramda güzel bir bağ var; evet ince çabuk bitiyor diye isyan ediyorlar ama sonra alıyoruz birbirimizin gönlünü biz :)




5- İkinci kitaptan sonra uzunca bir süre sizi göremedik ve sonra yeni kitabınız, Böğürtlen Yayınları'nın çiçeği burnunda kitabı olan Bana Şans Dile'ye kavuştuk. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Bu konuda çok mutluyum, dediğim gibi biz çok uyumlu bir çalışma ortamındayız ve bu bizim başarımıza da yansıyacak, inanıyorum. Ben enerjime de, kitaplarıma da güveniyorum. Birlikte çok
güzel ve keyifli işler yapacağız :)




6- Karakterlerinize gelmek isterim. Yasemin ve Erhan aşkı için neler söylersiniz? Mümkünse ismini uzay boşluğunda yok etmek istediğim Didem var tabii bir de! Öyle bir karakteri yazmak nereden aklınıza geldi ve biz okurken delirdik, siz yazmaya nasıl tahammül ettiniz?

Okurken delirdiniz dimi ? Peki ben ne yapayım ? Ben onunla yaşadım :)))

Şaka bir yana Didem karakteri benim çok yakın arkadaşlarımdan biri ve evet, maalesef gerçek hayatta kendisi mevcut :)) Elbette ilaveler ve eksiltmeler var ama temel karakter ve fiziki özellikleri hemen hemen aynı diyebilirim. Evet ıstırap verici derecede bencil, egoist, problemli ve yorucu biri ama özünde pırıl pırıl bir kalbe sahip o ve gerçek bir dost çünkü çıkarsız ;) Ve kitapta en çok sevilen kişi diyebilirim .

Erhan benim gerçek hayatımdaki kişi :) Bazı özellikleri değiştirildi ama karakter, iş pozisyonu ve genel hayatı aynı kullanıldı . Hayallerim var benim bu kitapta; yaşadıklarım, yaşayamadıklarım ve asla yaşayamayacak olduklarım var... Yasemin biraz ben biraz değil :)

Kısaca özetlemek gerekirse kitaplarımdaki tüm karakterler gerçek hayatımda birebir ilişki içinde olduğum insanlardan çok yüksek dozda esinlenildi ve ben hepsini çok seviyorum :)




7- Yeni projeler ve yeni kitaplar desem... Ne kadar yoğun bir çalışma hayatınız olduğunu biliyorum ancak yeni kitapları ne zaman göreceğiz ve tanıdığımız karakterler olacak mı? Yeniden sosyal paylaşım platformlarında bir şeyler yazmayı düşünür müsünüz?

Yeni kitap şu an yazdığım dosya. Elif ve Fırat'ın aşkını yazıyoruz :) O karakterler de çok merak ediliyor. Onlardan sonra iki kitap daha yazmayı planlıyorum bu seriden ayrı, bağımsız iki konu var kafamda. Henüz kurgularını oluşturmadım ama tarzları gene romantik komedi olacak. Sosyal paylaşım platformlarında yeniden bir şeyler yazmayı düşünmüyorum çünkü bunun için gerçekten zamanım yok... Yazarsam hayatımdaki bir şeyi eksiltmem, bir şeyden fedakarlık etmem lazım ki bu sefer benim dengem bozulur. Çünkü düzenli bir hayatım var ve en çok kendime zaman ayırmayı seviyorum. Maalesef sadece kitaplarla buluşacağız artık okurlarımızla :)




8- Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım platformlarında hikaye yayımlamak mı? Size göre bu ikilinin
avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Kesinlikle kitap yazmak :)

Her şeyden önce yaptığınız şey yani ortaya çıkarttığınız eser somut bir şekilde elinizde oluyor. O kitabı raflarda görmek inanılmaz bir keyif. Elbette sosyal platformlarda hikaye yayınlayan ve ciddi takipçisi olan yazar arkadaşlara da saygım var ama kişisel fikrim; ben yazarım diyebilmek için basılmış olan bir kitabınızın olması gerekiyor bence. Umarım bu konuda hayali olan ve gerçek anlamda başarılı olan tüm yeni yazar adaylarımıza bu fırsat tanınır .




9- Kitaplarınızda konuları ve karakterleri nasıl seçiyorsunuz? Kesinlikle yazmam dediğiniz bir karakter ya da konu var mı?

Karakterler dediğim gibi çoğunlukla gerçek hayatımdan seçme kişiler. Hayal gücüm çok geniş, bu yazarken elbette benim için çok büyük bir avantaj.

Yazmam dediğim karakter var evet; birinin canını yakan, hain mizaçlı dediğimiz bir karakteri yazmam. Zaten benim yazdığım tarz ile bağlantılı değil bu.

Ben hayatı hep keyifli yönünden görmeyi seçiyorum ve insan her zaman merhametli olmalı. Ne kadar çileden çıkartırsa çıkarsın bir Didem karakteri asla can yakmaz mesela.

Ben işkence veya vahşet sahnelerinin bol olduğu kitapları işte bu yüzden okumamayı tercih ediyorum. O kitaplardaki karakterlere bile tahammülüm yok ve asla kullanmam :)





10- Yazmak için özellikle tercih ettiğiniz bir ortam var mı yoksa ilham perilerinin gelişine mi bağlı?

İlham perim çok huysuz. Şahane ortam hazırlıyorum ama teşrif etmiyor fakat münasebetsiz anları hiç kaçırmadan gelebiliyor davetsiz bir şekilde :)) Şaka bir yana ortamım yok, sadece sessizlik olsun yeter ama hiç ummadığım anlarda da harika bir espri ya da diyalog gelebiliyor aklıma. Bunun için de mini tabletim ve ajandam hep yanımda hazır gezerim hatta minik kalpli yapışkanlı not kağıtlarım, renkli kağıtlarım ve çeşit çeşit kalemlerimle bildiğiniz mini bir kırtasiye şeklinde dolaşıyorum :)





11- Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler için neler önerirsiniz?

Hiçbir şey önermeyeceğim :) çok ciddiyim, önermeyeceğim.

Neden mi? Her şey vaktinde ve zamanında olur. Sizin yaşam planınızda yazarlık yolu varsa doğru şartlar oluşur ve bu gerçekleşir ama yoksa ne yapsanız nafile. Bunu hırs yapmasınlar bence...

Aslında minik bir önerim olabilir sanırım, yazdıklarını önce karşılarına alıp okusunlar ve ben bir yayınevi sahibi olsam buna yatırım yapar basar mıydım diye sorsunlar. Eğer cevapları evet ise, eğer ben bir okur olsam bu kitaba para verip alır mıydım diye sorsunlar. İkisinin de cevabı evet ise demek ki yapılan işe güveniliyor ve o zaman yolları açık olsun diyelim. Umarım iyi bir iş çıkartan tüm yazar adaylarının kitapları basılır fakat gene aynı şeye geleceğim lütfen bunu hırs yapmayın. Basılırsa çok güzel ama basılmaz ise dünyanın sonu değil. Yaşam zaten rengarenk, çok farklı güzellikler çıkar karşılarına...




12- Yeniden size dönmek gerekirse, iyi bir okur mudur Sinem Akça? Kimleri okur, kimleri takip eder?

Hiç mütevazi olmayacağım, evet çok iyi bir okurum :) çok kitap okurum zaten.

Dan Brown'un tarzını çok seviyorum ve sıkı bir takipçisiyim, Osman Aysu severim, Buket Uzuner, Ahmet Ümit severek takip ettiğim yazarlar. Mistik polisiye tarzını çok seviyorum, Dan Brown tutkum buradan geliyor zaten :) ama çok tuhaf, yazdığım tarz olmasına rağmen artık romantik komedi okuyamıyorum çünkü ben zaten bunu yazıyorum demeye başladım. Mesleki deformasyon olsa gerek, biraz şımardım sanırım :)




13- Sizinle konuşan herkesin ortak kanaati, inanılmaz pozitif bir enerjiniz olduğu. Bunu neye borçlusunuz? Hayata nasıl bir pencereden bakıyorsunuz, yaşam mottonuz nedir mesela?

Öyle düşünen herkese çok teşekkür ederim önce :)

Ben hayat ile kavga etmeyi bıraktım, dans ediyoruz biz artık onunla :)

Elbette çok üzüldüm, çok ağladım, çok yıkıldım, incindim...ama bana yaşatılan her ne varsa beni şu anki yüksek bilinç düzeyine taşıdı. Bunun için geçmişimi affettim önce, hayatımdaki insanları affettim... öfkemi bitirdim.. bana yaşattığı her ne olursa olsun herkesi affettim... inanın abartmıyorum beni aldatan eski erkek arkadaşımı bile affettim... Ama lütfen yanlış anlaşılmasın bu her şeyi hazmediyorum anlamına gelmiyor, o insanı elbette hayatımdan çıkarttım ama affederek çıkarttım. Birikmiş öfkelerim yok içimde.

Bunlar elbette kolay olmadı, çok yoğun meditasyon ve temizleme çalışmaları sonucunda oldu...

Sabah 6'da bugün de uyanabildiğim için teşekkür ederek, gün sonunda da yaşadığım güne şükrederek uykuya dalıyorum. Hayattan inanılmaz derecede keyif alıyorum. Çok büyük lüksünüzün olmasına gerek yok, deniz kokusu bile yeter hayatın muhteşemliğini anlamanız için. İçtiğim bir bardak çaydan, okuduğum güzel bir hikayeden... kısaca her şeyden keyif alıyorum. Hayat çok kısa ve bu dünyada misafiriz. Kalp kırmadan, hırslardan ve egodan arınarak keyif içinde yaşamalıyız. Bunlar elbette yaklaşık 18 yıldır hayatımın bir parçası olan kişisel gelişim sayesinde oldu. Bu artık hayat prensibim haline geldi. E tabii hali ile enerjime de yansıyor. Hayatı seven insanı herkes sever :)

Yaşam mottom; koşulsuzca sev…





14- Sosyal medya ile aranız nasıl? Okurlarınız size nasıl ulaşabilir?

Sosyal medya evet gereklilik ama ben mümkün olduğu kadar uzak kalıyorum. Ben tatildeysem ya da
deniz kıyısında yürüyüşe çıktıysam o telefonu elime bile almam.

Ya da arkadaşlarımla yemeğe çıktıysam telefonum çalsa da açmam, karşımdaki insana büyük saygısızlık. Sadece onu dinlerim, onunla sohbet ederim, onunla zaman geçiririm. Facebook'ta hem kişisel hesabım hem de kitabın sayfası var. Mesajlara çoğunlukla dönemiyorum çünkü çok zamanımı alıyor ama elimden geldiği kadar yazılana cevap vermeye, kırmamaya çalışıyorum..

Kısaca itiraf etmek gerekirse sosyal medyası zayıf bir yazarım ben :) çünkü hayatta önceliklerim çok farklı.




15- Etkinlikte yer alan bloggerlarımızın da size bir sorusu var, serimizin ismi var mı peki?

Evet var: KADINCA AŞK :)




16- Sinem Akça ile yazar Sinem Akça arasında bir farklılık var mı? Yazar olmak sizde ne gibi değişiklikler oluşturdu?

Hiçbir fark yok desem inanır mısınız? Zaten karakterler hayatımdaki insanlar, mekanlar sürekli gittiğim yerler çoğunlukla kendimi ve yaşadıklarımı ya da yaşayamadığım hayallerimi yazıyorum. Kitaptaki Yasemin de benim, Sinem Akça da benim :)

Hayatımda da hiçbir değişiklik olmadı, sadece Facebook mesaj kutum normalin 5 katı yoğunlukla çalışıyor o kadar :)) ben yazar olma fikrine hiç alışamadım ki. D&R'da stantta kitabımı gördüğüm zaman yanımdaki bir bayan eline alıp kitabımı inceledi, arka kapağı okudu, içini karıştırdı sonra da aldı ve ben sanki o bir başkasının kitabıymış gibi baktım, o kadar benimseyememişim düşünün. Yorumları okuyorum, mesajları görüyorum, kitabım her yerde şu an ama ben hiç bu duruma adapte olamadım. Sanki bir başkasının başarısıymış gibi dışarıdan izliyorum olan biteni. Kitabın kapağındaki Sinem Akça yazısı bile beni inandıramıyor yazar olduğuma :))




17- Farklı bir tür denemeyi düşünür müsünüz? Ya da asla yazamam dediğiniz bir tür var mı?

Polisiye yazmayı çok isterdim ama beceremem, o bambaşka bir alan. O yetenekte değilim. Okuru ters köşeye yatırmayı, hele hele tartışma ve spekülasyon yaratacak bir kitap yazmayı çok isterdim. Bakın Dan Brown'a, adam Vatikan'ı ayağa kaldırdı :)) Ya da Harry Potter serisi gibi başlangıç yapabilecek, örnek gösterilecek muazzam bir şey yazmayı çok isterdim ama maalesef o donanıma sahip değilim. Bırakalım herkes iyi becerdiği işi yapsın, ben sadece romantik komedi yazacağım onun için :)

Asla yazmam dediğim tür gerilim ve özellikle işkence, vahşet sahnelerinin olduğu tarzda kitaplar. Yazmam değil aslında, yazamam...




18- Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Yazdığınız ufacık bir yorumun bizim üzerimizdeki etkisini tahmin bile edemezsiniz. Yazarım kitap çabuk bitmesin diye yavaş ve her gün sayılı sayfa okuyorum demenizin ya da kitabım ile çektirdiğiniz bir kare resmi göndermenizin, yeni kitap çabuk çıksın diye yayınevine şarlamanızın :) bir kitap ayracı için mücadele etmenizin güzelliğini kelimeler ile anlatmak mümkün değil...

Yanımda birileri varken sizin kitabınızı okumuyorum, çok gülüyorum tuhaf tuhaf bakıyorlar yazarım dediğiniz anda benimde yüzüme kocaman bir gülümseme kondurduğunuzun ve tüm yorgunluğumun üzerimden akıp gittiğinin farkında mısınız?

Gücünüzün farkında mısınız ?

Sizin sevginiz, ilginiz yazdırıyor o kitapları...

İyi ki varsınız...

Çok sevin, çok okuyun, çok yaşayın!

Çok seviyorum sizleri...yüzlerini görmediğim ama gönül bağı ile bağlı olduğum kadınlar :)

Bana Şans Dile- Sinem Akça, Kitap Yorumu - Okuma Etkinliği (2. Gün)


Bana Şans Dile- Sinem Akça



Sayfa Sayısı: 448
Böğürtlen Yayınları
2015
20 tl

Kitap Tanıtımı

Kadın olmanın rengi hep başkadır. Sevince pembe, âşık olunca kırmızı, fincanda kahverengi, alışveriş poşetlerinde gök kuşağı gibi rengârenktir kadın…

En yakın dostu Eros’un da okunu nereden fırlatacağı hiç belli olmaz… Tıpkı otuz iki yaşına gelmiş ve bu yaşına gelirken boş oturmayıp ikinci kocasını da nihayet kaçırmış;
vurdumduymazlığı, hiperaktivitesi ile arkadaşlarına illallah dedirtmeyi başarmış Didem'in kalbine saplanan ok gibi!
Önce ‘Neyse hâlim çıksın falım,’ deyip kapattığı fincanda görüldü yakışıklısı, sonra da kaza yaptığı arabada. Dedik ya ilk ok, tabir yerindeyse dünya umurunda olmayan, sadece kendi keyfi için nefes alan, evinin etrafındaki tüm restoran kuryelerinin yakinen tanıdığı Bağdat Caddesi kokoşu Didem'e...

İkincisi ise İstanbul Emniyeti’nin gözbebeği, deli lakaplı, tuttuğunu koparan, tutarlı, disiplinli baş komiser Bora'ya isabet ediyor...
Didem’in en yakın arkadaşı olma talihsizliğini yaşayan Yasemin'in evliliği ve bebek heyecanı ile renklenen hayatı...
Seçtiği playboy sevgililerinin aksine, aşkın masumiyetine olan inancını hiç yitirmeyen Elif.
‘OLMAZ AMA OLDURURUZ!’ diyerek istediğini alan, aşkta her yolu mubah sayan kadınların komik hikâyesi...


Kitap Yorumu


Yeni okuma etkinliğimizden herkese merhaba. Bu seferki konuğumuz uzunca bir zamandır beklediğim bir kitap olan Bana Şans Dile. 

Ah Didem ah diyorum şu anda. Sen nasıl bir şeysin diye sorasım var kendisine. Yasemin'le alıp veremediğin ne senin diyesim var. Ne güzel seni evlendirip yurt dışına göndermiştik hadi oradan döndün, sonra yine evlendirip İzmir'e yolladık. Oradan neden döndün ki sen? İyiydin İzmir'de sen :D 

Didem insanın ciddi anlamda sabrını zorlayan bir karakter. Yazarın tabiriyle 250 gr ağırlığındaki konsantre köpeğiyle Didem kocasından boşanıp Yasemin'in çocukluğunun geçtiği evin üst katına yerleşir. Erhan'ın da yurt dışında işinin çıkmasıyla başlıyor bahtsız bedevi Yasemin'in dramı. Ne gecenin körü ne sabahın bir vakti demeyen Didem, istediği her an Yasemin'e damlar. Umursamazlığı ve vurdumduymazlığı ile sinir sınırlarını ciddi anlamda zorluyor. Valla okurken ben kriz geçirdim, Yasemin nasıl dayandı bilmem :D 

İki kocasından da boşanan Didem yine falcı, kuaför ve alışveriş merkezi üçlüsü arasında Yasemin'i de sürükleyerek yaşamaya başlar yeniden. Hayatına girecek bir komiser ise en uzak hayallerinde bile yer almaz. Bencilliğin zirvesinde yer alan Didem, tesadüfen karşılaştığı bu yakışıklı ve karizmatik komiserin etkisinde kalır ve bir anda solan hanımefendisine dönüşür. Tabii sadece Bora'nın yanında, yoksa Yasemin'e hayatı zehir etmekten vazgeçmek gibi bir niyeti yok. 

Bora zorlu bir hayat yaşamış ama her şeye rağmen tek başına ayakta durmayı başarmış bir komiser. Oldukça yakışıklı bir adam biraz da maço hatta. Didem'i gördüğünde o da kendine engel olamaz ve ikili arasında oldukça ilginç bir ilişki başlar. 

Kavgalar, atışmalar, güleriz ağlanacak halimize modunda diyaloglarıyla yine kalemini konuşturmuş Sinem Akça. Son sayfasına kadar kâh gülerek kâh sinirlenerek okuyorsunuz ve her Sinem Akça kitabında olduğu gibi yine bir şokla kapatıyorsunuz kitabı. Uzunca beklemiştik bu kitabı ve beklediğimize değdi kesinlikle. 

Benim puanım;


*** 

Yıllar önce bir kitap sayfasında bir hikayenin ilk bölümüne rastlamıştım ve tamamen can sıkıntısına okumuştum. Sonrasında yeni bölüm gelmesini merakla bekleyeceğimi, yazarın müdavimi olacağımı tahmin etmemiştim. O ilk bölümden sonra yazarın ilk kitabı olan Pamuk Şeker'i sipariş edip okumuştum. Yazar Sinem Akça'yı da o zaman tanıdım işte. O günden sonra da sürekli bir taciz halinde yeni kitapla ilgili soru sordum. 

Kişiliğiyle, o güzel muhabbetiyle gönlüme taht kurdu deyim yerindeyse Sinem Akça. Sonrasında da ilişkimiz biraz boyut değiştirdi. Benim editör olmam, Sinem Hanım'ın bizim yayınevimizle anlaşmasıyla okur-yazar ilişkimiz editör-yazar ilişkisine döndü. Böylesine iyi kalpli bir kadınla tanıştığıma çok memnundum ve pek tabii çalışma şansına eriştiğim için de. Yolun açık olsun Sinem Abla, daha nice kitaplarda birlikte çalışabilmek dileğiyle. Okurumuz da yorumumuz da bol olsun inşallah :)) 

Unutmadan bizi takip etmeye devam edin, yakında yeni sürprizlerimiz olabilir :)) 

Çekilişlerimize katılmak ve bu güzel kitaba sahip olmak isterseniz 

Her Güne Yeni Bir Öpücük- Rachel Gibson, Kitap Yorumu (5. Gün)

Her Güne Yeni Bir Öpücük- Rachel Gibson


Sayfa Sayısı: 336
Nemesis Kitap
2015
18 tl


Kitap Tanıtımı

Miami'de barmaid olarak çalışan Stella Leon'un hayatı, Beau Junger ile karşılaşınca altüst olur. İşini ve evini terk etmek zorunda kalması sorunun sadece küçük bir parçasıdır. Hayatı bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmektedir ve onu koruyacak tek kişi Beau'dur. 

Beau Junger sadece işini yapıyor ve Stella ile kısa bir görüşme planlıyordur ancak verdiği yanlış karar ona pahalıya patlayacaktır. Yalnızlığı seven, özellikle kadınlardan uzak duran Beau, artık Stella'yı canı pahasına korumalıdır. Hem de her gün… 

İçinde bulundukları tehlikeli durum bile aralarında oluşan çekime engel olamaz. Bir süre sonra Beau'nun Stella'yı korumak zorunda kaldığı tek kişi peşindeki mafya üyesi olmaz. Artık onu kendisinden de korumak zorundadır. Hem de her gün…


Kitap Yorumu


Rachel Gibson ismini hep duyduğum bir yazardı. Hatta Kitap İklimi Pınar’ın çok sevdiği yazarlardan biridir ve ben onun yorum ve zevkine güvendiğim için epeyce kitabını almıştım ama okumak kısmet olmamıştı. O da bu güneymiş. Rachel Gibson’la ilk tanışmam tur vasıtasıyla oldu :) 

Kitabın kapağına bayıldığımı söylemeliyim. Tam yaz kapağı ve gel beni okuyan cinsten. Tasarımı kim yaptıysa ellerine sağlık. Gerçi kitap üzerinde kimin emeği geçtiyse hepsine teşekkür etmeli. Çevirisi, redaksiyonu da oldukça iyiydi. Bunlara bir de iyi bir konu, sevilesi karakterler eklenince okuması oldukça keyifli oldu. 

Stella yirmi sekiz yaşında ve başarılı bir barmaiddir. Hayatı normal akışında devam ederken belki de aşık olmak o an için aklından bile geçmez. Hayatının bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmesi ya da Beau birlikte olmak hayal bile etmeyeceği bir şeydir. 

Beau ise otuz sekiz yaşında ve eski bir askerdir. Şimdiki görevi ise Stella’yı korumaktır. Ama kalbini koruyabilecek midir, o muamma :D 

Okuduğum ilk Rachel Gibson kitabıydı ve eminim ki son olmayacak. Yoğun tempom içerisinde illa ki yer vereceğim yazarlardan biri. Israrlı tavsiyeler için teşekkürler arkadaşlar, bundan sonra ben de son derece ısrarla tavsiye edeceğim. Tek şikayetim çoook hızlı gelişmesiydi. Biraz daha uzun bir kitap olsaydı ve biz biraz daha bu ikiliye doysaydık iyiydi ama, olsun. Efendim tarafımdan tavsiyedir, şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.

Benim puanım;

Her Güne Bir Öpücük- Rachel Gibson, Ön Okuma (1. Gün)

Her Güne Bir Öpücük- Rachel Gibson


Yeni turumuzdan herkese merhaba. Bu kez konuğumuz Nemesis Kitap'tan Her Güne Bir Öpücük. Rachel Gibson'ın kaleminden yepyeni bir hikayeyle beraberiz :)

Ön Okuma;


Tatlı Yalan- Jamie McGuire, Kitap Yorumu(5. Gün)

Tatlı Yalan


Sayfa Sayısı: 376
Yabancı Yayınları
2015
21 tl
The Maddox Brothers, #2


Kitap Tanıtımı

Tatlı Bela ve Ayaklı Bela kitaplarının #1 New York Times Çoksatan Yazarından. Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis'in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis'i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas'ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas'a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby'nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis'e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox'un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.


Kitap Yorumu


Uzun zamandır merakla ve hevesle beklediğimiz kitaplardan biriydi “Tatlı Yalan”. RKBT kızları olarak yeniden bir Maddox kardeşin hayatıyla karşınızdayız :) 

Tatlı Sır kitabını okuyanlar bilir ki Thomas için biraz sıkıntılı bir şekilde sona ermişti olaylar. İşte o sıkıntılı durumlar hala devam etmekte. Sevdiği ya da sevdiğini zannettiği kadın kardeşiyle birlikte olunca, uzunca bir süre evinden ve ailesinden uzak durmakta bulur çareyi. Herkesten gizli yürüttüğü FBI ajanlığı görevi ile birlikte stresi üst düzeyde yaşar. 

Thomas için tesadüfler ya da sürprizler bitmiyor. Bir gece hayatına bir kadın giriyor. Ve bu kadın onun alt komşusu. Ama sürpriz bununla bitiyor mu, bitmiyor! Liis ile Thomas’ı sabah çok daha büyük bir sürpriz bekliyor. O sürpriz ne diyorsunuz şu an ama söylemem :D 

Maddox kardeşlerdeki ilk göz ağrımız Travis, olaylı geçmişinin faturasını şimdi ödemek zorunda kalıyor. Ya hapse girecek ya da FBI ajanı olacaktır. Bakalım Travis hangisini seçecek? 

Thomas sert bir adam, yaşadıklarından sonra gerçi çok da şaşırmamak lazım. O katı adamı bile yola getirecek bir kadın var, Liis. Geride bıraktığı sevgilisinin yasını tutarken, bir yandan da Thomas’la yaşadıkları var. Bu ilişki her ikisi de zor bir durum anlayacağınız ama bakalım aşk yine galip çıkabilecek mi? 

Kitabın oldukça akıcı olduğunu, bir solukta okunabileceğini söylememe gerek var mı bilmiyorum. Biz yeni Maddox için beklemeye geçtik, size de keyifle okumalar dileriz. Unutmadan çekilişimiz devam ediyor, katılmayı unutmayın :)

Tatlı Yalan- Jamie McGuire, Maddox Kardeşler- Serinin Kitapları(3. Gün)

Maddox Kardeşler- Serinin Kitapları


1- Tatlı Sır (Beautiful Oblivion)


Çocukluk yılları gereğinden fazla erken sona eren, özgür ruhlu Camille "Cami" Camlin, üniversitenin ilk yılından sonra kendi evine çıkmıştı ve hayatını istediği gibi yaşayabilmek için çabalıyordu. Red Door'da çalışmak ve okula gitmek dışında başka bir şeye ayıracak vakti yoktu. Ta ki erkek arkadaşını görmek için çıkacağı seyahat iptal olana kadar... Şimdi önünde, yıllardır ilk defa ne yapacağını bilmediği bomboş bir hafta sonu vardı.

Trenton Maddox, Eastern State Üniversitesi'nin kralıydı. Arkadaşları onun gibi, kadınlarsa ona sahip olmak istiyorlardı ama trajik bir kazadan sonra hayatı altüst olmuş, okulu yarım bırakmıştı.

Kazadan on sekiz ay sonra Trenton, dul babasıyla aynı evde yaşayıp yerel bir dövmecide çalışıyor, babasına faturaları ödemesinde yardımcı oluyordu. Tam hayatının normale dönmeye başladığını hissettiği günlerin birinde, Red'de yalnız başına oturan Cami'ye rastladı.

Gürültücü kardeşleriyle başa çıkmaya alışkın olan Cami, Trenton Maddox'la başlayan yeni arkadaşlığını da idare edebileceğini düşünmüştü. Ama bir Maddox erkeği, âşık olduğunda bu sonsuza dek sürerdi; âşık olduğu kız, altüst olmuş dünyasını tamamen yıkabilecek kişi olsa bile...


2- Tatlı Yalan (Beautiful Redemption)


Bir Maddox erkeği severse, bu sonsuza kadardır. Ama ya ilk aşkı siz değilseniz?

Kendini beğenmiş, katı ve acımasız Thomas Maddox, istihbarat bürosunun sahip olduğu en iyi ajandı. Ne kadar hayat kurtarmış olursa olsun, bir tanesi için eli kolu bağlıydı: Küçük kardeşi Travis hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Travis’in tek kurtuluş şansı mafyayla olan sıra dışı bağıydı. Thomas, kardeşi Travis’i kurtarabilmek için FBI ile bir anlaşma yapmıştı.

Liis Lindy işiyle evli, inatçı ve cüretkâr bir FBI ajanıydı ve her nasıl oluyorsa Thomas’ı yumuşatabilen tek kişiydi. Bu da onu Thomas’a eşlik edecek ideal kişi haline getiriyordu. Bir çift gibi görünerek Travis ve Abby’nin bir plajda yapılacak yemin tazeleme törenine katılacak ve Travis’e artık FBI için çalışması gerektiği haberini vereceklerdi. Fakat görevleri sona erip de artık rol yapmalarına gerek kalmadığında ne olacaktı?

Maddox Kardeşler serisinin bu ikinci kitabında, gizemli Thomas Maddox’un dünyasını tanıyacak ve bu anlaşılması güç adamın ilk aşkı olmasa bile son aşkı olmanın ne kadar güzel olabileceğini göreceğiz.


3- Beautiful Sacrifice



Falyn Fairchild her şeyden vazgeçebilir. Tıpkı arabasını, eğitimini, ailesini, yeni Colorada Valisi’nin kızını bıraktığı ve beş parasız kalıp Bucksaw Cafe’de garsonluk yaptığı gibi. Her vardiyadan sonra parasını ayakkabı kutusuna atıp uçak bileti almaya yeteceği anı bekler.

Taylor Maddox, Falyn’in bölümüne oturduğunda genç kız onun bela olduğunu anlar. Taylor büyüleyici, tatlı dilli ve muhteşemdir. Falyn onun istatistiklerinde yer alan kızlardan biri olmayla ilgilenmez ve bir Maddox için ilgisiz bir kız, nihai bir mücadeledir.

Falyn, Maddox’ın evini aradığını öğrendiğinde her şey değişir. Maddox, Falyn ile tanışmakta inat eder ve Taylor belki de ilk kez yanabilir.


4- Beautiful Burn

Dördüncü ve serinin finali olan Beautiful Burn kitabında üçüncü büyük kardeş Tyler ve Ellison Edson aşkı anlatılır.

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker, Okuma Etkinliği- Söyleşi(10. Gün)

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker, Okuma Etkinliği- Söyleşi

İlk kez bir söyleşide ne soracağımı bilemedim. İnsan can arkadaşına, toprağına ne soracağını gerçekten bilemiyormuş. Yılları birlikte devirmiş insanlar olduğumuzdan soracağım her sorunun cevabını da biliyordum haliyle. Ben de klasik sorular sordum, sizler de tanıyın diye... 


KAKM: Her söyleşinin klasik sorusuyla başlayalım isterim. Kübra Türker kimdir? Bize kendinden bahseder misin?

KT: Her türlü canlılığın doğasını merak eden ve merakına yenilerek bunun tahsilini gören, bol bol dinleyen, az biraz yazan ama ondan daha da çok okuyan, şahsına münhasır, İzmir kaldırımlarına âşıksa da İstanbul karmaşasından vazgeçemeyen, naçizane kelimelerini 'Aşkın Nazlı Hâli' isimli kitabında kâğıt sayfalarına bürüme şansına kavuşan bir yazandır Kübra. Ne kadar kendimi anlatmaktan pek hoşlanmasam da bu ifadeler az biraz beni tanımlayabilir. 


KAKM: Klasik sorumuzla başlamışken öyle devam edelim. Yazmaya nasıl başladın? Bir forumda bir grupla birlikte çalışmaya karar verme süreci nasıl gelişti?

KT: Çok garip olacak ama tam olarak kalemimdekileri yazıya aktarmaya başladığımı hatırlayamıyorum. Sanırım her zaman, bir şeyler karalama isteği vardı içimde ve bu istekle sürekli karalamalar yapardım. Çok yakın bir arkadaşıma doğum günü hediyesi olarak, uzunca bir hikâye kaleme aldığımı hatırlıyorum. O, her zaman kalemimi çok sevdiğini söyler ve benden bir şeyler yazmamı isterdi. Sonrasında da birkaç forum deneyimi yaşadım. Ama en önemlisi… Aşkın Nazlı Hâli’nin yazım aşaması oldu. Okuyucularımın bir kısmı bilir; biz başlangıçta bir grup olarak yola çıkmıştık ve tam anlamıyla eğlenmek, güzel paylaşımlarda bulunmaktı amacımız. Ne güzeldir ki o iki güzel insan her daim yanımdaydılar. İki güzel anne, iki koca yürekli kadın, dahası iki nadide dost onlar benim için… Gamze ki kendisi Anaç İnsanım olur, böyle bir konuda yazmalıyız demişti ve her şey öyle başladı. Ece ki o da Yazariçem, ben ve Gamze, başladık bir şeyler karalamaya. Tabii Gamze, konuyu söylediğinde benim kafamda baştan sona bir gidişat oluşmuştu ve bu gidişatta başladık. Sonrasında çok geçmeden ben kalemi onlardan devraldım. Kitaplaşma sürecine girildiğinde de bana ait olmayan birkaç bölüm, benim kelimelerimle tekrar yazıya döküldü. 


KAKM: Rengarenk kızlar diye bahsetmek istiyorum sizden ki iyi ki de böyle bir grup
kurmuşsunuz. Bu hikayenin kitap olacağını duyduklarında ne tepki verdiler? Ayrıca burada araya girmek isterim, birbirinden yetenekli üç genç kadın onlar. Ece’nin de kitabı çıktı. Sıradaki kitap Gamze’nin olsun lütfennnn :D

KT: İnşallah öyle olur ama Gamze, son noktayı koymamakta kararlı.:D Yoksa biz de çok isteriz. Şimdi bu iki güzel kadın, ikisi birden sözleşmişçesine, ikinci kez anne olmaya hazırlanıyorlar ki sevgili Ece oldu bile ve onlara imrenmemek elde değil. Aşkın Nazlı Hâli’nin kitaplaşmasıyla ilgili yayın evleri ilgilenmeye başladığında gariptir ki onlar bunu zaten biliyor gibiydiler. Sanırım tek şaşıran ben oldum. :D Onlarsa desteklerini hiç esirgemediler.

NOT: Editör burada Gamze'ye mesajını ilettiği için gönül rahatlığıyla diğer soruya geçebilir :D


KAKM: Haftalık bölümler halinde yayımlanan bir hikâyeyi bir bütün haline getirmek zor oldu mu?
KT: Açıkçasını söylemek gerekirse zordu. Senden saklayacak değilim Toprağım. :D  Zorluğu şöyle; düzeltirken bazı kısımlarda çok ayrıntıya girdiğini ve bazı olayları tekrar ederek anlattığını fark edebiliyorsun. Bu, okuyucuyu her hafta yayınlarken olaydan kopmaması için iyi olabiliyor; ama kitapta bunlar göze batıyor, düşüncesindeyim ben. Haftalık bölümler halinde yayınlanırken konuda uzamalar da olabiliyor. O güzel yorumlara her hafta her hafta doyamıyorsun ve okuyucunun isteklerini de göz ardı etmeyerek, karakterin mutluluğunu da yazayım, evli mutlu çocuklu hallerinden de mahrum kalmasın okurum, deyip de uzatabiliyorsun. Yani… Ben böyle yapmıştım. Aşkın Nazlı Hâli, en başından kitap düşüncesiyle yazılmaya başlansaydı sanırım ayrıntılardan birazcık arınmış olurdu, sanırım. Ya da… Beni biliyorsun ki kalemime pek dur diyemiyorum. Yine upuzun da olabilirdi. Sen tahmin ediyorsundur az biraz. : ) 

NOT: Bilmez olur muyum toprağım benimm, ama sen hep yaz. Baktık uzun oldu ben el atarım, içini ferah tut sen :D

KAKM: Aşkın Naz’lı Hali… Bu isim nereden geldi aklınıza? 

KT: Malum kadın karakterimizin adı Naz. Kendisi tam anlamıyla adının hakkını veren bir kadın ve öyle bir kadının kalbinde taşıdığı aşkıyla nasıl değiştiğini, aşkın her hâli bir yana nazlı hâlinin nasıl olduğunu okuyoruz kitapta. Aynı zamanda isim annemiz de Gamze’dir. : )



KAKM: Hikayemizin kitaplaşma süreci nasıl gelişti? Neler yaşadın bu süreçte?

KT: Sen de bu süreçte editörüm olarak yanımdaydın, beraber göğüsledik. Sadece editörüm olarak da değil, akıl danıştığım, dostum Toprağım olarak… Oldukça yoğun bir süreç değil miydi sence de? : ) Yoğun ama eğlenceliydi. Belki biraz da bize getireceklerinden habersizce gergin ama çokça heyecanlı. 

NOT: Sana bu hikayenin kitap olması gerektiğini söylediğim ilk andan beri yanında olmak benim için zevkti. Bu süreçte sana destek olabildiysem ne mutlu bana...


KAKM: Yeniden sana dönüyorum ve bize kendini on kelimeyle anlat desem, neler olur onlar?

KT: Kendini anlatmaktan hoşlanmayan bir insanın on kelime seçip de kendini anlatması çok daha zor sanırım. : ) O yüzden bu soruyu pas geçme hakkımı kullanasım var. Ama o on kelimeden ikisi, ayrıntıcı ve zor beğenen olabilir. Diğerini beni tanıyanlara bırakıyorum. ; )


KAKM: Ve gelelim ben her söyleşimin klasik sorusuna hatta sorularına :D Kitabını ilk nerede gördün ve neler hissettin, ayrıca ilk imza kime gitti?

KT: Bu sorunun cevabını en iyi tahmin edebilecek kişisin sen. Çünkü o an tam yanımda
duruyordun. : ) Biz İzmir Kitap Fuarı’ndaydık ve tarih 26 Nisan Pazar gününü gösteriyordu. O kadar heyecanlı ve mutluydum ki fuarın girişinde kitaplarımın bulunduğu standa ilerlemeden önce durup tüm stantları gözden geçirdiğimi hatırlıyorum. Sonra sen de benim durduğumu fark edip durmuştun. O an, senin de benim kadar heyecanlı olduğunu fark etmiştim ve bu heyecanı paylaşırcasına sarılmıştık seninle. : ) Kitaplarımı ilk gördüğüm gün de bu güne denk geliyor. İlk imzayı kim aldı, sorusuna gelince… Bu soruyu bilerek mi sordun, merak ediyorum. :D Cevabımsa şaşırtmasa gerek kimseyi. Elbette ki ilk imzamı Şefika’ma, Toprağım’a verdim. Hem de heyecandan ellerim titreyerek.

NOT: O gün yanında olabildiğim için çok mutluyum. Evet ben de çok heyecanlıydım sana çok inanmıştım, çok güvenmiştim. Kaleminden dökülen o sözcüklerin somut halini elime alabilmek benim için değerliydi. Kaldı ki o kitap benim ilk editörlük deneyimimdi. Çıktığımız bu yolda adımları birlikte atıyor olabilmek çok önemliydi.


KAKM: Yeni projeler desem? Bundan sonra biz okurları neler bekliyor? Etkinlik kapsamında okuyan her blogger farklı kişileri de olsa mutlaka devam hikâyelerini istedi. En azından kitap olmasa bile online olarak yayımlayacağın birkaç bölüm düşünür müsün?

KT: Bak bu soruda yine bir baskı seziyorum. Sorunun aslı öncesinde, istenen şey kuvvetle desteklenerek soru sorulmuş. : D Devam kitabı… Bilemiyorum. Açıkçası, düşünmemiştim daha önce. Ama neden olmasın diyerek açık bir kapı bırakmayı ihmal etmeyeyim. : ) Ama ek bölümler yazmayı istiyorum. Sanırım online paylaşılacaklar. Yeni projelere gelince… Aşkın Nazlı Hâli’nden daha farklı bir şeyler var aklımda. Sanırım bu kez, romantik komediden ziyade dram ağırlıklı değişik bir çizgide yazmayı istiyorum ve… Yazımına da başladığımı söylememin bir sakıncası yok diye düşünüyorum. ; ) 

NOT: Nee? Baskı mı? Cık cık cık, bizde olmaz öyle editör baskısı falan :D (Yalandan kim ölmüş :P )


KAKM: Sosyal medya ile aran nasıl desem? Okurların seninle nasıl iletişime geçebilirler?

KT: Sosyal medyayla zaman zaman aram iyi zaman zamansa bir dargın bir barışık. Zamanım oldukça kullanmayı ihmal etmiyorum. Gerek Facebook, Twitter, İnstagram gerekse Wattpad üzerinden benimle iletişime geçebilirler. Elimden geldiğince geri dönüş yapıyorum. : )

https://www.facebook.com/kubra.turker.34

https://twitter.com/KTrker

http://www.wattpad.com/user/KbrATrker

https://instagram.com/askub/



KAKM: Son olarak buradan okurlarına iletmek istediğin mesajın var mı?

KT: Teşekkür etmeliyim en başta. Bu çoğu kişiye klasik ve önemsiz gelebilir ama bunu yapmalıyım. Çünkü okurum bana yaptığı geri dönüşlerle beni ne kadar mutlu ettiğini, duygudan duyguya sürüklediğini, yeri geldiğinde kalemimi etkilediklerini ve ne derece etkili olduklarını bilmeli. Bir kitabın çıkması aslına bakılırsa külfetli olsa da zor değil. Kitabınızın çok satanlar listesinde bir numaraya yerleşmesi ya da sürekli baskılarınızın tükenmesinden ziyade, hiç tanımadığınız bir insanın gelip içtenlikle sizin hayal dünyanızın içinde kaybolduğunu size heyecanla anlatması, sizin emeğinize değer vermesi, size o değeri hissettirerek karşılık vermesi daha önemli. Benim düşüncem şudur. Hepimiz iyi kötü bir şeyler karalıyoruz. Yazıyoruz ve yazanlarız nihayetinde. Bir yazanı yazar yapan okuyucusudur, düşüncesindeyim. Okur size yazar kelimesinin maneviyatını ve ustalığını yüklediği an, işte o zaman değerlidir o kelime. Bu yüzden ben bir kez daha kalemime etkisi olan herkese çok ama çok teşekkür ederim. Hep benimle kalın. Sevgiler. Öpücükler. : - *



Editör Notu:

Yazarımmm, canım arkadaşım benim... Yolun açık olsun... Daha nice kitaplarında birlikte olmak dileğiyle. Hem yorumumu yazarken hem de söyleşiyi hazırlarken daha önce bu derece zorlanmamıştım. Ne yazsam yazayım hep eksik bir şeyler kaldı ama ben aklıma geldikçe sana iletirim :D Yazarımız şu anda Kocaeli Kitap Fuarı'nda ve imza günü var. İmzalamaktan kolların yorulsun inşallah canım :))

Sen- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)

Sen- Selvi Atıcı


Sayfa Sayısı: 424
Müptela Yayınları
2015
21 tl


Kitap Tanıtımı

Kardeşinin intikamını almak için çıktığın yolda aşkla karşılaşırsan…

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir, bilirsiniz. Üstelik bahsi geçen bir kadın ise, asla! Dövüş sanatları uzmanı olan Süheyla, kardeşinin intikamını almak için çıktığı yolculukta kalbini tam bir baş belasına kaptırdı. Ruhu intikam ateşiyle yanıp tutuşurken kalbi aşk ateşiyle kavruldu…

Süheyla'nın adı, 'iyi huylu, sakin' anlamına gelir ancak aldanmayın, yol boyunca elinde muştasıyla aşk ve intikam duygularıyla örülmüş ince bir ip üzerinde ustalıkla yürüyecek gerçek bir kahramandır aslında. O zeki, yumrukları kadar dili de sert bir kadındır. Romanda Demir'le de tanışacaksınız. Aşkın muhatabıdır kendisi. Süheyla'nın intikam mücadelesinde en büyük yardımcısı olacaktır.


Kitap Yorumu

Selvi Atıcı, Kimliksiz romanıyla tanıdığım bir isim. Arkadaşlarımdan ismini çok sık duymama rağmen Kimliksiz’e kadar kendisini tanıma ve hikayelerini okuma fırsatım olmamıştı. Ancak Kimliksiz kitabından sonra fark ettim neler kaçırdığımı. Neler kaçırdığımı diyorum çünkü Selvi Atıcı gibi bir kalemi okuyamamış olmak kendi adıma büyük talihsizlik. 

Yayınevinin sayfasında “Sen” tanıtımını gördüğümüz anda bu kitaba blog tur düzenlemeliyiz dedik arkadaşlarımla ve şimdi bunu yapıyor olduğumuz için de oldukça mutluyum. Hem kalem olarak hem de ilk turumuzdan beri devam eden sohbetlerimiz sonucunda kişilik olarak inanılmaz sevdiğim bir yazar Selvi abla. 

Sen, alışık olmadığımız bir kadın karakter üzerine kurulu bir kitap. İntikam uğruna çok fazla şey göze olabilecek kadar cesur bir kere. İntikam diyorum ama ne kadar doğru bilemedim belki de araştırmasını yapmak üzere demeliyim. Bu arada kızımızın adı Süheyla ve kapak yazısında isim anlamını okuduktan sonra ne kadar büyük bir ironi olduğunu görüyoruz. Ama şaşırmadım buna, zira Selvi abla deyim yerindeyse eli maşalı bir kadın yazacağından bahsetmişti. Gerçi kızımın elindeki maşa değil de muşta, öyle de minicik bir detayımız var :D 

İster araştırmasının deyin ister intikamının, bu yolda karşısına çıkan bir adam var, Demir. Yakışıklı, zengin ve kelimenin tam anlamıyla aşık olunası bir adam. Haliyle kızımızın da bundan kaçamaması çok normal :D Tüm bu kaçış, kovalayış, arayış arasında dönen bir aşk… Kulağa hoş geliyor sanki ;) 

Kitap İklimi Pınar’ın yorumunu okurken baştan sona katıldım ona. Özellikle de yurt dışına açılma konusunda. Kesinlikle ama kesinlikle Selvi abla bunu hak eden bir insan. Dilerim böyle bir şey yapılır zira bizi kalemiyle, kişiliğiyle en güzel şekilde temsil edeceğinden, dünyanın her bir yerinden okuru olacağından hiç şüphem yok. 

NOT: Bunu eklemezsem, her fırsatta dile getirmezsem ölürüm. Selvi abla nolur bize Adem’le Şirin’i yazzzzz, Çelik biraz daha bekleyebilir bence :D Çelik mi kim? Bunun cevabı en yakın kitapçıda :D

Seç Birini: Kitap Kurdu Özel

Seç Birini: Kitap Kurdu Özel



Yeni bir etkinlikten daha merhaba :) Bu seferki etkinliğimiz "would you rahter" soruları. Zamansızlıktan yakınsak da etkinliksiz yapamıyoruz :))

Etkinliğe katılan bloglar ise şöyle;




1. Senede bir kitap okuyup tastamam hatırlamak mı senede 100 kitap okuyup hiçbir şey hatırlamamak mı?

Kesinlikle 100 kitabı tercih ederim. Bendeki şansla gider o tek kitabı dram seçerim ve ömrüm boyunca aklımdan çıkaramam falan, ne gereği var şimdi :D


2. Bir kitabın sadece ilk sayfasını okumak mı sadece son sayfasını okumak mı?

Kitapların ilk önce son sayfasına bakmak gibi bir huyum yok, her seferinde kitabın künyesini bile okuyan biri olarak, ilk sayfa diyorum :D


3. Bir kütüphanede kapalı kalmak mı bir kitabevinde kapalı kalmak mı?

Kitapçıda kalmak derim. Düşünsenize onlarca yepyeni kitap ve ilk sayfalarını ben açıyorum....


4. Kitabını göle düşürmek mi eskaza ateşe vermek mi?

İkisi de olmasa olmuyor mu? Neden illa başına bir şey gelecek kitabımın? Yok arkadaş, benimkine ikisi de olmasın :D


5. Sonu ucu açık biten bir kitap okumak mı sonu acı veren bir kitap okumak mı?

Ucu açık biten kitapları biri benim için listeyelebilir mi? Onları gördüğüm anda olay mahallinden koşarak uzaklaşacağım da :D


6. Ana karakterin öldüğü bir kitap okumak mı aşık olduğu kişinin öldüğü bir kitap okumak mı?

Aşık olduğu kişi olsun ya, belki yazarından istersek bizi kırmaz ve onu yeniden aşık edip baş göz eder :D


7. Kitapsız ıssız bir adaya hapsolmak mı bilmediğin bir dilde yazılmış kitaplarla dolu bir kütüphanede kapalı kalmak mı?

Issız bir adaya düşsem de çantamda taşıdığım bir kitabım mutlaka olur. Hiç anlamayacağım bir kitaptansa ıssız adada onunla baş başa kalmayı tercih ederim :D


BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI