
Kuma- Şehnaz&Gülşen

Duyuru!!
YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!
Ulaşımda En Pratik Yol O! sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.


Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Düşlerimin Prensi II. Cilt- Buse Gümüş, Kitap Yorumu
Düşlerimin Prensi II. Cilt - Buse Gümüş, Ön Okuma (5. gün)
Düşlerimin Prensi (1. Kitap) - Buse Gümüş, Kitap Yorumu, (3. Gün)
Düşlerimin Prensi- Buse Gümüş, Yazar Söyleşisi
RKBT: Merhaba, öncelikle zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. İlk sorumuz Buse Gümüş kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
BG: Merhaba. 1993 yılının son günlerinden birinde İstanbul’da doğmuşum. Şimdi 22 yaşındayım ve üniversite son sınıf öğrencisiyim. Fazlasıyla sabırsız bir insanımdır. Buluşma yerine herkesten önce giden kişiyi arayacak olursanız, o kesin benim mesela. Aynı zamanda iflah olmaz bir hayalperestim, yazmayı ve kitap okumayı hobiden çok hayat amacı haline getirmiş biriyim.
RKBT: Sizin takip ettiğiniz yazarlar kimler? Okumak için öncelikli bir tercihiniz var mı?
BG: Türk ve yabancı olmak üzere çok fazla yazar takip ediyorum. En sevdiklerimden biri Nora Roberts’tır. Okumak için bir tercihim var elbette, içinde aşk olması ve mutsuz sonla bitmemesi. Konu beni içine çekerse kitabın türü çok da önemi değil, genelde her tarz kitap okuyorum.
RKBT: Yazmaya nasıl başladınız ve yazdıklarınızın kitap olma süreci nasıl işledi?
BG: Çoğu kişinin aksine benim komik sayılabilecek bir başlangıcım var. On beş yaşındayken okuduğum fantastik bir kitap için, “Ben bundan daha iyisini yazarım,” diyerek elime kalemi aldım ve ilk kurgumu kağıtlara aktardım. Günün birinde, üçleme olarak planladığım fantastik romanımı da okurlara sunmak istiyorum ama şimdilik uzak hayallerimden bir tanesi bu. Düşlerimin Prensi serisi ise 2012 yılında bir hikaye forum sitesini keşfetmemle ortaya çıktı, uzun soluklu bir hikaye oldu ve paylaştığım ortamlarda sevilip beğenilmesi beni inanılmaz mutlu etti. Kitap sürecinde birçok yayıneviyle görüştüm ve sonucunda Nemesis Kitap’la anlaştım. Yayınevimle birlikte Düşlerimin Prensi serisini kitapseverlerin beğenisine sunduk. Basılı kitaplarımın olması hala rüya gibi geliyor.
RKBT: Yazdıklarınızı ilk önce kimle paylaşıyorsunuz?
BG: İlk yazdığım fantastik kurguyu sadece birkaç kişi okudu. Sosyal ortamlarda hikaye paylaşmaya başladıktan sonra ise çok sayıda okuyucuya ulaştım. Genelde yazdıklarımı önce arkadaşım Burcu’ya yolluyorum, sonra da okuyucularla buluşturuyorum.
RKBT: Yazmak için tercih ettiğiniz bir zaman dilimi ve mekân var mı? Yoksa ilham perileri
BG: Ziyarete bağlı olarak gelişiyor. Genelde akşamları evdeyken yazıyorum ama bazen önümde bilgisayarım saatlerce açık kalsa dahi tek kelime yazamadığım anlar oluyor, bazen ise gündüz dersin ortasında aklımda sahneler beliriyor ve ben, anlatılan dersi unutup aklımdakileri kağıda geçiriyorum.
RKBT: İşlediğiniz konuları ve karakterleri neye göre belirliyorsunuz?
BG: Hiç oturup da şunu yazayım demişliğim yoktur. Bir anda aklıma bir sahne geliyor, oradan yola çıkarak kurguyu oluşturuyorum, tanıtımı yazıyorum ve kurgunun tamamı aklımda şekilleniyor. Yazmaya başladığımda hikayenin başı, ortası ve sonu belli oluyor zaten. Aradaki olaylar, konuşmalar vs. kurguya bağlı olarak yazdıkça ortaya çıkıyor. Karakterler de kurgu gibi aklımda bir anda şekilleniyor ama tabii onların özelliklerini yazmaya başladıktan sonra değiştirdiğim de oluyor.
RKBT: Kitabınızı elinize aldığınızda ve ilk imza gününüzde neler hissettiniz? Ve tabii ilk imza kime gitti?
BG: İlk kitabımı elime almak fuarda nasip oldu. O anı anlatacak yeterli sayıda kelime yok bana göre. Yıllarca yazdıktan sonra, en büyük hayalinizi ellerinizin arasında tuttuğunuzu düşünebiliyor musunuz? Muhteşem bir duygu, anlatılamaz yaşanır derler ya işte tam olarak böyle bir şey. Yaklaşık sekiz yıl önce yazmaya başladım ve o zamanlar, bugünleri yaşayacağımı düşünemiyordum. Hayaller gerçek olduğu anda inanması zor oluyor. İlk imza günüm ise çok bulanık :D Heyecandan ellerim titriyordu, imza atarken ne yazacağımı bilememiştim mesela ama her şeye rağmen harikaydı. İlk imza annemin oldu.
RKBT: Düşlerimin Prensi’ne gelecek olursak, efendim bu Mert ve benzerlerini nerelerde bulabiliyoruz? Malum her eve lazım kendisi de :D
BG: Mert’in benzerini ne yazık ki bulamıyoruz :D Şaka bir yana, Mert gibi bir karakteri hayal ederken keşke gerçek hayatta da olsa diye düşünüyordum. Mert, benim gözümde her genç kızın hayal ettiği kadar mükemmel ama aynı zamanda mükemmel olamayacak kadar gerçekçiydi. Çok fazla sevdi, aşkı için pek çok kez fedakarlıkta bulundu ve hata yaptığı zamanlar oldu. Onu, Mert Demiroğlu yapan da bütün bunların bir arada olmasıydı.
RKBT: Yeni çalışmalarınızı sorsak bir de? Mesela Gizem ve Rüzgar ikilisi için beklemeye geçebilir miyiz?
BG: Aklımda birçok fikir var ama hepsini aynı anda uygulamaya koyamıyorum. Mert’in bakış açısından gelecek olan kitap, çok sevilen bir hikayem, Düşlerimin Prensi’nde yer alan karakterimiz Aslı’nın SIR olarak saklanan hikayesi ve henüz kimseyle paylaşmadığım diğer kurgularım sırayla gelecek diye umuyorum. Gizem ve Rüzgar’ı Düşlerimin Prensi’nde çok detaylı olmasa da misafir ettik, şu ana dek onlar için ayrı bir kitap düşünmedim, okuyucular çok isterse günün birinde gelebilir ama henüz gündemde öyle bir şey yok.
RKBT: Sosyal medyayla aranız nasıl? Okurlarınız size nasıl ulaşabilir?
BG: Sosyal medyayı çok yoğun kullanıyorum. Okurlarımın bana ulaşabileceği adresler ise:
Facebook sayfası: Buse Gümüş
Facebook grubu: Buse Gümüş’ün Kaleminden
İnstagram ve Twitter: busevgumus
RKBT: Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?
BG: Onları çok sevdiğimi söylemek isterim. Yanımda oldukları, beni destekledikleri ve yazdıklarımı okudukları için onlara teşekkür ediyorum.
Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer, Yazar Hayatı (3 Gün)
Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer
Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)

Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Karakter Söyleşisi (4. Gün)
RKBT: Sevgili Deniz, boynuzların artık atmosferde yeni bir delik açıp dünyayı ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmak üzereydi. Değdi mi bu olanlara peki? Sen inandın mı cidden istediğini alabileceğine?
DENİZ: Elbette inandım! Neden inanmayayım ki? Eğer Gazel denen o… Neyse! O, aramızı bozmasaydı tüm planlarım takır takır işleyecekti. Ayrıca ne o öyle boynuz filan? Sen, bana bir kahve yapar mısın, şekerim? Burada ağzım kurudu!
RKBT: Merhaba Salih Bey. Ömer gibi bir deliyle uğraşacağınıza deli raporu alıp kurtulmayı düşünmediniz mi hiç? Ya da doğru söyleyin, siz o hep bahsedilen sabır taşı mısınız?
SALİH BEY: Aslında düşünmedim değil! Deli raporu kesinlikle işimi görürdü. Bazen o hergelenin tutup kulağından çekmek istemiyor da değilim. Arada bir parladığıma göre- arada bir mi dedim?- sabır taşı olmadığım bir gerçek. Fakat Ömer’in kalbine inip, oradaki berraklığı gördüğümde her şeye değer, diye düşünmeden edemiyorum.
RKBT: Adem der susarım ben. Bu kitapta daha fazla yer almayı düşünmedin mi hiç? Ben bu kitabı tamamen ele geçirirsiniz diye ummuştum, sende vardı o potansiyel.
ADEM: Bende o potansiyelin babası var, var olmasına! Ama arkadaşın hikâyesinde, arkadaşı gölgede bırakmak racona ters! Şimdi… Ben olsaydım; Ömer’in dövmesiymiş, yok o koca burnunun ucundaki gözlüğüymüş, yok Katerina kasırgasının dağıttığı saçlarıymış, yok dere yeşili gözleri- Çimen mi? Yazara hanıma öyle gelmiş o! Bildiğin kurbağalı dere yeşili! Her neyse… Seksiliği filan vız gelirdi. Hem gizemli olmak daha havalı!
RKBT: Gelelim güzeller güzeli Gazel’e… Ömer gibi bir adama sahip olmak ve elinde tutmak için neler yaptın, neler yapıyorsun? Bu işin sırrını bizimle de paylaşır mısın?
KÖTÜ ADAMLAR: Biz nereden bilelim doktor adamın mayın gibi olduğunu! Bastık, resmen patladık!
RKBT: Avukat hanımcım. Şimdi ilk görüşmede Yunus Beye laf sokmanız pek hoş olmadı kanımca ama kendisiyle bir daha görüşmeyi düşünür müsünüz?
AVUKAT HANIM: Laf sokmak mı? Lütfen! Sadece merak, başka bir şey değil. Pek sanmıyorum. Zira gülemeyen adamlardan pek haz etmiyorum.
RKBT: Yunus Bey ne dersiniz, Selvi Hanım hazır başlamışken size de bir kitap yazıverse nasıl olur? İster miydiniz bunu?
YUNUS BEY: İstediğimi pek söylemem. Öyle herkesin içimi dışımı bilmesi taraftarı değilim. Ancak… Yazar hanım arada bir zihninin içindeki toplantıya çağırınca el mahkûm gidiyoruz… Benim zor bir karakter olduğumu, azıcık kendimden ödün vermem gerektiğini söylüyor. Çok bekler! Çok istiyorsa uğraşacak, çözecek ve yazacak.
RKBT: Aaaa Adem bana kızmış, neden benim için ayrı kitap sorusunu sormadın diye? Sen iste sormaz mıyım ben hiç?! Sevgili Adem, canım, ilk göz ağrımmm… Sen de ister miydin kendine ait bir kitabın olsun? Böyle konuk sanatçı olmaktansa kendinin olsun ister misin?
ADEM: Öncelikle öyle canım, ciğerim gibi sevgi sözcüklerine pek girmeyelim. Sonra kafasına tüylü, sivri topukları yiyen ben oluyorum! Rengi de pembe! Soruya gelirsek… Ben öyle bir gelmeliyim ki! Yazar hanım beni ince ince, dantel gibi işlemeli. Biz onunla anlaşmaya vardık. Adam gibi yazacaksan yaz, yoksa hiç yazma dedim. Kendisi de kabul etti. Eh. Cazibemizin gözü kör olsun.
Sen Benimsin- Tessa Bailey, Kitap Yorumu- Okuma Etkinliği (1. Gün)

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Ön Okuma- Okuma Etkinliği (1. Gün)
Yalnızlık Cesaret İster- Merve Deniz
Aşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası?
Bana Şans Dile- Sinem Akça, Söyleşi- Okuma Etkinliği
1- Sinem Akça toplamda üç kitabı yayımlanmış, başarılı bir yazar. Peki başka? Kimdir Sinem Akça, nelerden hoşlanır, nelerden uzak durur?
Bir çok şeyden hoşlanır, birçok şeyden de uzak durur :)
Profesyonel anlamda kişisel gelişim dünyasının içindeyim; meditasyon yapmak en büyük tutkum. Bir çok insanın aksine ben kendim ile baş başa kalmaktan çok hoşlanıyorum, kendim ile anlaşıyoruz yani aramız iyi :) Sakin bir kafeye gidip çayım ile kahve ile ve olmazsa olmazım çeşit çeşit tatlılarım ile saatlerce oturup kitap okumanın keyfini hiçbir şey ile kıyaslamam. Ya da sahilde bir başıma denizi seyretmeyi uzun yürüyüşler yapmayı çok severim, doğa ile baş başa kaldığım zamanlar benim için terapi ve çok fazla zaman yaratıyorum. Evimin yakınındaki bir parkta dakikalarca tek bir ağacı seyrettiğimi bilirim. Doğa benim yaşam iksirim. Bunun haricinde dostlarımla zaman geçirmeyi, klasik olacak ama kitap okumayı seviyorum.
Günüm çok erken başlar benim, şaka gibi biliyorum ama en geç 6 da uyanırım :) Meditasyon yaparım, reiki yaparım, olmazsa olmazım taze demlenmiş çay ile kahvaltımı yapar işime giderim. Uykuya çok zaman yatırmayı da sevmiyorum en fazla 6 saat bana yetiyor.
Yaşamı çok seviyorum, kısaca yaşamayı seviyorum.
Hoşlanmadığım şeyler hayatımdan uzak tuttuğum şeyler diyelim. Nefreti, kavgayı, dedikoduyu, insan
kullanmayı ve karamsarlığı sevmiyorum.
Kapıları arkamdan çok yüksek sesle kapatmam, hayatımdan çıkması gereken insanı bile helâllik almadan ve gülümsemeden uğurlamam. Yanlış anlaşılmasın 4/4 'lük bir hayatım yok ama kimse ile dargın, kırgın olmaktan hoşlanmıyorum. Hayatımdan çıksa bile bir merhaba diyecek halimiz olsun istiyorum. Keskin nefretler ve öfke patlamalarından hoşlanmıyorum kısaca :)
2- Sizi bir kitap ve aynı anda yayımlanan bir hikayeyle tanıdık. Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu? İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?
Ben her şeyden önce çok iyi bir okur olduğumu düşünüyorum; evet belki ne farklı olabilir ama ben birçok iyi okurun aynı zamanda iyi bir yazar olabileceğini düşünüyorum... Romantik komedi sevdiğim bir tarz ve hayatımda malzeme çok :) Gerek özel hayatım gerekse eşim dostum sağ olsunlar bana çok malzeme verdi ve oldukça keyifli kitaplar çıktı ortaya. Birden bire oluştu fikir, ben de yazabilirim aslında dedim ve yazmaya başladım. İlk kurduğum cümleyi maalesef hatırlayamıyorum, hafızam beni çok mahcup eder :)
3- Kitabınızın yayımlanma sürecine gelişini sorsak? Ve tabii sonrasında da neler yaşadınız?
Yaşamda bazı sihirli anlar vardır ve benim kitabımda bu an yaşandı. Başka bir yayınevinden çıkacaktı aslında kitabım ama ilk okurlarımdan olan ve sıkı takipçim dediğim Şefika Aydın editör olunca bana kendileri ile çalışmayı teklif etti. Çiçeği burnunda bir yayınevi aslında ama hiç düşünmeden kabul ettim çünkü enerjiye çok inanırım. Bazen; bazı insanlarla bazı mekanlarda bazı paylaşımlar için bir araya gelmek sizin kaderinizdir ve bu hayrınızadır. İşte ben de bu süreci yaşadım. Teklif geldiği anda olur dedim. Çünkü hislerim beni hiç yanıltmaz ve iyi şeyler hissettim.
Yanılmadığım da ortaya çıktı çünkü kitabın edisyon aşamasından tutun da, kapak tasarımına kadar her şeyin gönlüme göre olması için tüm çalışanlar seferber oldu diyebiliriz. Hiçbir isteğime ya da önerime hayır denilmedi. Kısaca gönlüm hoş. Bunlar çok önemli şeyler. Gerginliğin ve kaosun olduğu yerde bereket de olmaz, ortaya güzel bir iş de çıkmaz ve doğal olarak başarı da elde edilemez.
Ama çok şükür biz bunların hiçbirini yaşamadık. Allah kısmet ederse diğer kitaplarımın da Böğürtlen Yayınları'ndan çıkmasını istiyorum.
İlk tepkiler harika, okuyucu yorumları ve paylaşımları tahmin ettiğimizin de ötesinde. Açıkçası şu an sadece bu güzellikleri yaşıyorum diyebilirim.
4- İlk kitabınızı çıktığında aldığınız olumlu yorumları ve çok kısa olduğu ile ilgili isyanları çok net hatırlayan biri olarak soruyorum, ilginin ve beğeninin bu düzeyde olacağını tahmin etmiş miydiniz? Ve bu ilgi ikinci kitap için bir baskı hissettirdi mi size, ya olmazsa korkusu yaşadınız mı?
Evet o konuda çok şikayet aldım :)) Kitaplarım kısa ve ince oldu farkındayım ama açığı son kitap Bana Şans Dile ile kapattık :)
Bahsettiğiniz baskıyı hissetmedim çünkü hırsı olan biri olmadım hiçbir zaman. Sadece bana güvenip yatırım yapan yayınevim ve bir heves kitabımı alıp okuyan okurlarımı mahcup etmemek adına ortaya güzel bir şey çıkartmaya çalıştım. Ve her kitap bir öncekinden daha iyi oldu.
Hırs, gerginlik, korku ve ego ile değil de sevgi, pozitif enerji ve neşe ile büyük keyif alarak yazdım ben kitaplarımı ve benim enerjim kitaplarıma da geçti ki çok çok güzel yorumlar aldım. Düşünebiliyor musunuz insanlar özelden mesaj gönderip kitabınız bitmesin diye her gün şu kadar sayfa okumaya çalışıyorum yazarım yazıyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ?
Kitapları özellikle çok kalın tutmadım; yoksa yazmak zor değil ki. İnsanlar sayfa atladıktan, sıkıldıktan sonra sizin 600 sayfa kitap yazmanızın bir anlamı olamaz bence. Ben kitaplarımı okuyan iyi vakit geçirsin, kocaman kocaman gülümsesin ve birinin yüzüne bir tebessüm kondurabilme hevesindeyim bunu da ince bir kitapla başardım bence. Okurlarım ile aramda güzel bir bağ var; evet ince çabuk bitiyor diye isyan ediyorlar ama sonra alıyoruz birbirimizin gönlünü biz :)
5- İkinci kitaptan sonra uzunca bir süre sizi göremedik ve sonra yeni kitabınız, Böğürtlen Yayınları'nın çiçeği burnunda kitabı olan Bana Şans Dile'ye kavuştuk. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Bu konuda çok mutluyum, dediğim gibi biz çok uyumlu bir çalışma ortamındayız ve bu bizim başarımıza da yansıyacak, inanıyorum. Ben enerjime de, kitaplarıma da güveniyorum. Birlikte çok
güzel ve keyifli işler yapacağız :)
6- Karakterlerinize gelmek isterim. Yasemin ve Erhan aşkı için neler söylersiniz? Mümkünse ismini uzay boşluğunda yok etmek istediğim Didem var tabii bir de! Öyle bir karakteri yazmak nereden aklınıza geldi ve biz okurken delirdik, siz yazmaya nasıl tahammül ettiniz?
Okurken delirdiniz dimi ? Peki ben ne yapayım ? Ben onunla yaşadım :)))
Şaka bir yana Didem karakteri benim çok yakın arkadaşlarımdan biri ve evet, maalesef gerçek hayatta kendisi mevcut :)) Elbette ilaveler ve eksiltmeler var ama temel karakter ve fiziki özellikleri hemen hemen aynı diyebilirim. Evet ıstırap verici derecede bencil, egoist, problemli ve yorucu biri ama özünde pırıl pırıl bir kalbe sahip o ve gerçek bir dost çünkü çıkarsız ;) Ve kitapta en çok sevilen kişi diyebilirim .
Erhan benim gerçek hayatımdaki kişi :) Bazı özellikleri değiştirildi ama karakter, iş pozisyonu ve genel hayatı aynı kullanıldı . Hayallerim var benim bu kitapta; yaşadıklarım, yaşayamadıklarım ve asla yaşayamayacak olduklarım var... Yasemin biraz ben biraz değil :)
Kısaca özetlemek gerekirse kitaplarımdaki tüm karakterler gerçek hayatımda birebir ilişki içinde olduğum insanlardan çok yüksek dozda esinlenildi ve ben hepsini çok seviyorum :)
7- Yeni projeler ve yeni kitaplar desem... Ne kadar yoğun bir çalışma hayatınız olduğunu biliyorum ancak yeni kitapları ne zaman göreceğiz ve tanıdığımız karakterler olacak mı? Yeniden sosyal paylaşım platformlarında bir şeyler yazmayı düşünür müsünüz?
Yeni kitap şu an yazdığım dosya. Elif ve Fırat'ın aşkını yazıyoruz :) O karakterler de çok merak ediliyor. Onlardan sonra iki kitap daha yazmayı planlıyorum bu seriden ayrı, bağımsız iki konu var kafamda. Henüz kurgularını oluşturmadım ama tarzları gene romantik komedi olacak. Sosyal paylaşım platformlarında yeniden bir şeyler yazmayı düşünmüyorum çünkü bunun için gerçekten zamanım yok... Yazarsam hayatımdaki bir şeyi eksiltmem, bir şeyden fedakarlık etmem lazım ki bu sefer benim dengem bozulur. Çünkü düzenli bir hayatım var ve en çok kendime zaman ayırmayı seviyorum. Maalesef sadece kitaplarla buluşacağız artık okurlarımızla :)
8- Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım platformlarında hikaye yayımlamak mı? Size göre bu ikilinin
avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Kesinlikle kitap yazmak :)
Her şeyden önce yaptığınız şey yani ortaya çıkarttığınız eser somut bir şekilde elinizde oluyor. O kitabı raflarda görmek inanılmaz bir keyif. Elbette sosyal platformlarda hikaye yayınlayan ve ciddi takipçisi olan yazar arkadaşlara da saygım var ama kişisel fikrim; ben yazarım diyebilmek için basılmış olan bir kitabınızın olması gerekiyor bence. Umarım bu konuda hayali olan ve gerçek anlamda başarılı olan tüm yeni yazar adaylarımıza bu fırsat tanınır .
9- Kitaplarınızda konuları ve karakterleri nasıl seçiyorsunuz? Kesinlikle yazmam dediğiniz bir karakter ya da konu var mı?
Karakterler dediğim gibi çoğunlukla gerçek hayatımdan seçme kişiler. Hayal gücüm çok geniş, bu yazarken elbette benim için çok büyük bir avantaj.
Yazmam dediğim karakter var evet; birinin canını yakan, hain mizaçlı dediğimiz bir karakteri yazmam. Zaten benim yazdığım tarz ile bağlantılı değil bu.
Ben hayatı hep keyifli yönünden görmeyi seçiyorum ve insan her zaman merhametli olmalı. Ne kadar çileden çıkartırsa çıkarsın bir Didem karakteri asla can yakmaz mesela.
Ben işkence veya vahşet sahnelerinin bol olduğu kitapları işte bu yüzden okumamayı tercih ediyorum. O kitaplardaki karakterlere bile tahammülüm yok ve asla kullanmam :)
10- Yazmak için özellikle tercih ettiğiniz bir ortam var mı yoksa ilham perilerinin gelişine mi bağlı?
İlham perim çok huysuz. Şahane ortam hazırlıyorum ama teşrif etmiyor fakat münasebetsiz anları hiç kaçırmadan gelebiliyor davetsiz bir şekilde :)) Şaka bir yana ortamım yok, sadece sessizlik olsun yeter ama hiç ummadığım anlarda da harika bir espri ya da diyalog gelebiliyor aklıma. Bunun için de mini tabletim ve ajandam hep yanımda hazır gezerim hatta minik kalpli yapışkanlı not kağıtlarım, renkli kağıtlarım ve çeşit çeşit kalemlerimle bildiğiniz mini bir kırtasiye şeklinde dolaşıyorum :)
11- Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler için neler önerirsiniz?
Hiçbir şey önermeyeceğim :) çok ciddiyim, önermeyeceğim.
Neden mi? Her şey vaktinde ve zamanında olur. Sizin yaşam planınızda yazarlık yolu varsa doğru şartlar oluşur ve bu gerçekleşir ama yoksa ne yapsanız nafile. Bunu hırs yapmasınlar bence...
Aslında minik bir önerim olabilir sanırım, yazdıklarını önce karşılarına alıp okusunlar ve ben bir yayınevi sahibi olsam buna yatırım yapar basar mıydım diye sorsunlar. Eğer cevapları evet ise, eğer ben bir okur olsam bu kitaba para verip alır mıydım diye sorsunlar. İkisinin de cevabı evet ise demek ki yapılan işe güveniliyor ve o zaman yolları açık olsun diyelim. Umarım iyi bir iş çıkartan tüm yazar adaylarının kitapları basılır fakat gene aynı şeye geleceğim lütfen bunu hırs yapmayın. Basılırsa çok güzel ama basılmaz ise dünyanın sonu değil. Yaşam zaten rengarenk, çok farklı güzellikler çıkar karşılarına...
12- Yeniden size dönmek gerekirse, iyi bir okur mudur Sinem Akça? Kimleri okur, kimleri takip eder?
Hiç mütevazi olmayacağım, evet çok iyi bir okurum :) çok kitap okurum zaten.
Dan Brown'un tarzını çok seviyorum ve sıkı bir takipçisiyim, Osman Aysu severim, Buket Uzuner, Ahmet Ümit severek takip ettiğim yazarlar. Mistik polisiye tarzını çok seviyorum, Dan Brown tutkum buradan geliyor zaten :) ama çok tuhaf, yazdığım tarz olmasına rağmen artık romantik komedi okuyamıyorum çünkü ben zaten bunu yazıyorum demeye başladım. Mesleki deformasyon olsa gerek, biraz şımardım sanırım :)
13- Sizinle konuşan herkesin ortak kanaati, inanılmaz pozitif bir enerjiniz olduğu. Bunu neye borçlusunuz? Hayata nasıl bir pencereden bakıyorsunuz, yaşam mottonuz nedir mesela?
Öyle düşünen herkese çok teşekkür ederim önce :)
Ben hayat ile kavga etmeyi bıraktım, dans ediyoruz biz artık onunla :)
Elbette çok üzüldüm, çok ağladım, çok yıkıldım, incindim...ama bana yaşatılan her ne varsa beni şu anki yüksek bilinç düzeyine taşıdı. Bunun için geçmişimi affettim önce, hayatımdaki insanları affettim... öfkemi bitirdim.. bana yaşattığı her ne olursa olsun herkesi affettim... inanın abartmıyorum beni aldatan eski erkek arkadaşımı bile affettim... Ama lütfen yanlış anlaşılmasın bu her şeyi hazmediyorum anlamına gelmiyor, o insanı elbette hayatımdan çıkarttım ama affederek çıkarttım. Birikmiş öfkelerim yok içimde.
Bunlar elbette kolay olmadı, çok yoğun meditasyon ve temizleme çalışmaları sonucunda oldu...
Sabah 6'da bugün de uyanabildiğim için teşekkür ederek, gün sonunda da yaşadığım güne şükrederek uykuya dalıyorum. Hayattan inanılmaz derecede keyif alıyorum. Çok büyük lüksünüzün olmasına gerek yok, deniz kokusu bile yeter hayatın muhteşemliğini anlamanız için. İçtiğim bir bardak çaydan, okuduğum güzel bir hikayeden... kısaca her şeyden keyif alıyorum. Hayat çok kısa ve bu dünyada misafiriz. Kalp kırmadan, hırslardan ve egodan arınarak keyif içinde yaşamalıyız. Bunlar elbette yaklaşık 18 yıldır hayatımın bir parçası olan kişisel gelişim sayesinde oldu. Bu artık hayat prensibim haline geldi. E tabii hali ile enerjime de yansıyor. Hayatı seven insanı herkes sever :)
Yaşam mottom; koşulsuzca sev…
14- Sosyal medya ile aranız nasıl? Okurlarınız size nasıl ulaşabilir?
Sosyal medya evet gereklilik ama ben mümkün olduğu kadar uzak kalıyorum. Ben tatildeysem ya da
deniz kıyısında yürüyüşe çıktıysam o telefonu elime bile almam.
Ya da arkadaşlarımla yemeğe çıktıysam telefonum çalsa da açmam, karşımdaki insana büyük saygısızlık. Sadece onu dinlerim, onunla sohbet ederim, onunla zaman geçiririm. Facebook'ta hem kişisel hesabım hem de kitabın sayfası var. Mesajlara çoğunlukla dönemiyorum çünkü çok zamanımı alıyor ama elimden geldiği kadar yazılana cevap vermeye, kırmamaya çalışıyorum..
Kısaca itiraf etmek gerekirse sosyal medyası zayıf bir yazarım ben :) çünkü hayatta önceliklerim çok farklı.
15- Etkinlikte yer alan bloggerlarımızın da size bir sorusu var, serimizin ismi var mı peki?
Evet var: KADINCA AŞK :)
16- Sinem Akça ile yazar Sinem Akça arasında bir farklılık var mı? Yazar olmak sizde ne gibi değişiklikler oluşturdu?
Hiçbir fark yok desem inanır mısınız? Zaten karakterler hayatımdaki insanlar, mekanlar sürekli gittiğim yerler çoğunlukla kendimi ve yaşadıklarımı ya da yaşayamadığım hayallerimi yazıyorum. Kitaptaki Yasemin de benim, Sinem Akça da benim :)
Hayatımda da hiçbir değişiklik olmadı, sadece Facebook mesaj kutum normalin 5 katı yoğunlukla çalışıyor o kadar :)) ben yazar olma fikrine hiç alışamadım ki. D&R'da stantta kitabımı gördüğüm zaman yanımdaki bir bayan eline alıp kitabımı inceledi, arka kapağı okudu, içini karıştırdı sonra da aldı ve ben sanki o bir başkasının kitabıymış gibi baktım, o kadar benimseyememişim düşünün. Yorumları okuyorum, mesajları görüyorum, kitabım her yerde şu an ama ben hiç bu duruma adapte olamadım. Sanki bir başkasının başarısıymış gibi dışarıdan izliyorum olan biteni. Kitabın kapağındaki Sinem Akça yazısı bile beni inandıramıyor yazar olduğuma :))
17- Farklı bir tür denemeyi düşünür müsünüz? Ya da asla yazamam dediğiniz bir tür var mı?
Polisiye yazmayı çok isterdim ama beceremem, o bambaşka bir alan. O yetenekte değilim. Okuru ters köşeye yatırmayı, hele hele tartışma ve spekülasyon yaratacak bir kitap yazmayı çok isterdim. Bakın Dan Brown'a, adam Vatikan'ı ayağa kaldırdı :)) Ya da Harry Potter serisi gibi başlangıç yapabilecek, örnek gösterilecek muazzam bir şey yazmayı çok isterdim ama maalesef o donanıma sahip değilim. Bırakalım herkes iyi becerdiği işi yapsın, ben sadece romantik komedi yazacağım onun için :)
Asla yazmam dediğim tür gerilim ve özellikle işkence, vahşet sahnelerinin olduğu tarzda kitaplar. Yazmam değil aslında, yazamam...
18- Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?
Yazdığınız ufacık bir yorumun bizim üzerimizdeki etkisini tahmin bile edemezsiniz. Yazarım kitap çabuk bitmesin diye yavaş ve her gün sayılı sayfa okuyorum demenizin ya da kitabım ile çektirdiğiniz bir kare resmi göndermenizin, yeni kitap çabuk çıksın diye yayınevine şarlamanızın :) bir kitap ayracı için mücadele etmenizin güzelliğini kelimeler ile anlatmak mümkün değil...
Yanımda birileri varken sizin kitabınızı okumuyorum, çok gülüyorum tuhaf tuhaf bakıyorlar yazarım dediğiniz anda benimde yüzüme kocaman bir gülümseme kondurduğunuzun ve tüm yorgunluğumun üzerimden akıp gittiğinin farkında mısınız?
Gücünüzün farkında mısınız ?
Sizin sevginiz, ilginiz yazdırıyor o kitapları...
İyi ki varsınız...
Çok sevin, çok okuyun, çok yaşayın!
Çok seviyorum sizleri...yüzlerini görmediğim ama gönül bağı ile bağlı olduğum kadınlar :)





















