Kuma- Şehnaz&Gülşen


Sayfa Sayısı: 480
Dokuz Yayınları
2016
24 tl

Kitap Tanıtımı

Bir evliliği ayakta tutan yegâne güç; adamın sevdası, kadının bu sevdaya sarılışıdır. Mutluluğun formülü birbirini sevmekte saklıdır. Bu formülü bozacak günler Eroğlu Konağı'nın kapısını çaldığında içeri buyur edilir. Bebek hasretinin tutulduğu konakta KUMA rüzgârı eserken kaosa doğru sürükleyen fırtınaya iki kadın, bir adam tutulur.

Hayat ters köşeden vurarak bebeği olamayan, yıllarca bu esikliğin acısını pervasızca çeken, hastaneden hastaneye koşan, umut etmekten ve istemekten yorulmayan kadının hayatına kuma gölgesi düşürür.

Karısının bebeği olmadığı her gün, aşkı daha sağlam ayakta dururken adamın duygularını ve aklını yitirecek kâbus gerçekleşir. Kokladığı gülün üstüne bir kır çiçeği yerleşir, bu çiçek tohumunu verir ve sevdaya tutulmuş adamın kalbi ikiye bölünür!

Konağa düğünsüz derneksiz, üzerinde bir gelinlikle kapıdan içeri alınan kadını beklediğinden daha zor bir hayat, beklediğinden daha kötü bir evlilik karşılar. Zorlu sınavlara tabi tutulur, aşk ve sevgi yoksunu bir evlilikte ayakta durmaya çalışır. Kocası tarafından merhamet dilenen kadın halini alır. 

Sevda bir kadında, tutku bir kadındayken aynı çatı altında zorlu yaşam sürdürülür. Araf'ta kalmış bir adamın, bu adama bağlı iki kadının yaşamı zorlu serüvenlerle akıbeti belli olmayan sona doğru gider. 

Ateş düştüğü yeri yakar, KUMA gelir.
Hasreti kadın dindirir, bebek doğar. Adam ikiye bölünür.
Ve aşkı hangi kadın alacak, sorusu akılları alır.
Ben Ezo! Üzerine kuma gelmiş kadınım.
Şimdi sığındığım limanım, kocamın kalbindeki aşkım.
Ben Şerwan! Bir kadının hayatını kalbine, bir kadının hayatını omzuna alan adamım.
Ben Beritan! Kuma giden kadınım.
Benim tek dünyam, kucağıma aldığım bebeğim.

Kitap Yorumu



“Kitap Arası Kahve Molası” olarak ilk yorumum Dokuz Yayınları’ndan çıkan Kuma için gelsin J Wattpad’de oldukça yüksek okunma sayısına ulaşan, hatta “The Wattys 2015” kazananlarından biri olan Kuma, konusu itibariyle de gerek Wattpad’de gerek Facebook sayfa ve gruplarında oldukça fazla tartışıldı. Kimi sıkı bir Beritan fanı olurken kimi de Ezo’nun yanında olmayı seçti. Her iki grubun birleştiği tek nokta ise Şerwan oldu! Lanet okumaların hedefindeki adam oldu kendisi. 

Ezo ile Şerwan tutkulu bir aşkla altı yılı geride bırakmışlardır. Hayatlarında ve evliliklerinde her şey yolundadır ancak bir bebek sahibi olamamışlardır. Gitmedikleri doktor, denemedikleri tedavi kalmamıştır ancak mutlu sona bir türlü ulaşılamamıştır. Şerwan ve Ezo için çocuk sahibi olamamak tolere edilebilir bir durum olsa da Şerwan ve aşireti için ne yazık ki bu mümkün olamamıştır! 

Konakta artık kuma sesleri yükselmeye başlar. Şerwan her ne kadar bunu kabul etmeyeceğini söylese de engel olmayı ne yazık ki başaramaz ve eve apar topar Beritan gelir. Her genç kızın hayali olan söz, nişan, kına ya da düğün ona kısmet olamamıştır. Üzerine giydiği gelinlik, evlendiğinin belki de tek belirtisidir! Öfkeli bir koca, endişeli bir ev halkı ve kocaman bir yabancılıktan ibarettir artık hayatı. Şerwan en başta ondan bir çocuk sahibi bile olmayacağını söylerken, sonrasında bu koca konakta sahip olabileceği tek şeyin bir çocuk olduğunu açıkça belirtmiştir. Onu kırmaktan, örselemekten hiç çekinmemiştir. 

Ve Ezo… Çocuk sahibi olamamak zaten çok zorken bir de üzerine gelen kumayı kabullenmek zorunda kalmıştır. Kocasının bedenini paylaşmış önce, ardından da kalbini paylaşmak zorunda kalmıştır. Her geçen biraz daha kaybetmeye mahkum olduğunu görmüş, her şeyin ellerinden nasıl da kayıp gittiğini sadece izlemekle yetinmiştir. 

İki kadın arasında kalmamıştır aslında Şerwan. Ailesinin hatta tüm aşiretlerin de arasında sıkışmıştır. Onca lafın sözün arasında kendi benliğinden çıkıp daha öfkeli, daha sert ve hepsinden öte mutsuz bir adam olmuştur. Çocuk sahibi olamamak onun seçimi olmadığı gibi kuma getirmek de onun seçimi değildir. 

Kitabı okurken çok farklı duygular içindeydim. Kimi zaman üzülüp gözyaşı döksem, kimi zaman ufacık gülümsesem de en baskın duygum öfkeydi! Öyle ya, çocuk sahibi olamayan kadın eksikti! Öyle ya, evden gelinlikle çıkan kız ancak kefenle dönerdi! Ne gerek vardı kız çocuklarının okumasına! Ne gerek vardı ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına, ne gerek vardı kendi ayakları üzerinde durmalarına! Töre ne derse onun olması gerekti ne de olsa! Dediği şeyin insani boyutu ya da hissettirdiklerinin ne önemi vardı ki yani! 

Bu sadece bir kitap ama ne yazık ki pek çok kadının da gerçeği. Hayatı ellerinden alınan pek çok kadın var demeye dilim varmıyor zira hayatları hiçbir zaman eline verilmeyen kadınlar var. Ne baba evinde ne koca evinde söz hakkı olmayan kadınlar var. Törelerin esiri olmuş aileler, gözlerini dahi kırpmadan çocuklarının hayatlarını yok edebiliyor. Yapmayın bunu… Bahsettiğiniz bir insan, bir can. Ezmeyin kız çocuklarınızı, okumaları için bir şans verin onlara. Hangi kızın hayalidir ki bir adamın ikinci karısı olmak?! Hangi dünyada yaşıyoruz demeyin sakın, hala var bu uygulamalar ne yazık ki. Mardin’de yaşayan bir tanıdığımız anlatıyor 17-18 yaşındaki kızların ellili yaşlardaki adamlara ikinci hatta üçüncü eş olarak verildiğini! Acı ama gerçek bir tablo ne yazık ki… 

Tekrar kitaba dönecek olursak eğer, olay ve karakterlerin işlenmesi güzeldi. Duygular tam anlamıyla verilmişti. Zaten yazarlar yörenin kültürünü yakından bildikleri için konuyu işlerken bir acemilik yaşamamışlar, çok belli. Taraf tutmadan, kumalığı özendirmeden, şiddeti ve erkek hegemonyasını yüceltmeden bu hassas konuyu oldukça güzel işlemiş Şehnaz ve Gülşen. Kaleminize sağlık efendim. 
Kuma, serinin ilk kitabı. Editörden aldığımız bilgilere göre de ikinci kitap Ocak ayında raflardaki yerini alacakmış. Öyle bir yerde kesildi ki hikaye, devamı için sabırsızlanmamak imkansız!
Dilerim ki kumalık gibi bu çağdışı kalmış uygulamalar artık son bulur diye bitiriyorum yorumumu. Yeni kitaplar, yeni hayaller ve yeni dünyalarda buluşmak üzere!

Son olarak benim Kuma için puanım;



Duyuru!!

Herkese merhaba :) Şefika adminimiz yoğun iş temposu sebebiyle uzun süredir buraları boş bıraktı maalesef. Kendisi yeni kitaplar yaparken -ki kendisi Dokuz Yayınları editörü bir yılı aşkın bir süredir- ben de kitap tanıtımları ve yorumlarımla birlikte burada olacağım. Yeni kitaplar, yeni çekilişler başlasın o zaman :)

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Düşlerimin Prensi II. Cilt- Buse Gümüş, Kitap Yorumu


Sayfa Sayısı: 512
Nemesis Kitap
2016
22 tl


Kitap Tanıtımı


Masal devam ediyor…
Bir zamanlar asla inanmam dediğim bir şey vardı. Benden asla ama asla bir prenses olmazdı. Gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm düşlerim vardı benim. Bana göre; aşk bana uğramaz, mutluluk beni teğet geçerdi.

Tüm umutsuzluğuma rağmen yine de hayat beni yanıltmış, aşkı ve mutluluğu bir kişide toplamıştı. İmkânsız dediğim aşk, beni sarıp sarmalamış ve her şeyi baştan sona değiştirmişti. Onunla olmak, aşkı onunla yaşamak düşlerimin de ötesinde bir mucizeydi.

Ancak her şey hayallerimdeki gibi tozpembe gitmiyordu. Mutlu sona ulaşmadan önce önümüze birçok engel çıkacaktı. Hayat bizi sınarken, birlikte tutunabileceğimiz tek şey sevgimizdi. Kavgalar, küslükler, barışmalar, ayrılıklar… Ve daha nicesi. Yaşanacaklar gözümü korkutmuyordu, çünkü gerçekliğinden emin olduğum bir şey vardı: Mert, benim Düşlerimin Prensi'ydi ve bizim masalımız, her şeye rağmen mutlu sonla bitecekti.


Kitap Yorumu


İlk kitabın yorumunda ikinci kitabınız olmadan başlamayın demiştim, hala aynı fikirdeyim. İlk kitap biter bitmez ikinciye başladım zira öyle bir noktada bitmiş ki merak etmemek ne mümkün! Okuduğunuz ikinci sayfadan sonra bir, “Aaa!” nidası dökülecek ardından da sizi bir rahatlama alacak. Neden mi? Tabii ki söylemem :D 

İlk kitapta Rüya ve Mert ilişkisi bir düzene girmişti zaten. O ilk tanıma sürecini, sancılı dönemi geride bırakmışlardı. Ama bu kez de onları bekleyen gelecekleri söz konusuydu. İlişkilerinin seyri, evlilik düşüncesi, iş hayatları derken sorumluluk alma dönemleri gelmişti. Tabii can dostlarıyla birlikte! Rüzgar olmadan ya da Gizem’siz bir hikaye düşünemedim. Figen, Gökhan ve Masal olmadan da asla! 

Çok fazla bir şey söylemek de istemiyorum aslında işin büyüsünü bozmamak için. Ama bu çiftler okunmalı, diye düşünüyorum...

İnişler, çıkışlar, kalp kırıklıkları hatta hayal kırıklıkları, kıskançlıklar ve dostluklar… Bir hayatın tanımı belki de bu kavramlarda saklı. Bu üç çift üzerinden anlatılan hikaye de hayatın bir parçası. Onlar Düşlerinin Prensi’ni bulmuşlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevitine diyesim var :D Benim keyifli okuduğum bir seri oldu. Okuyacak olanlara da şimdiden keyifli okumalar dilerim... 

Unutmadan, bu güzel kitapları kazanabilmek için çekilişimiz devam ediyor. Sayfamızı ziyaret etmeniz yeterli :)

Düşlerimin Prensi II. Cilt - Buse Gümüş, Ön Okuma (5. gün)

Düşlerimin Prensi ön okuması ile beraberim bugün. Keyifli okumalar dilerim :)


Düşlerimin Prensi (1. Kitap) - Buse Gümüş, Kitap Yorumu, (3. Gün)


Sayfa Sayısı: 512
Nemesis Kitap
2015
22 tl


Kitap Tanıtımı

"Gerçekleşmeyeceğini bile bile kurulan düşler, insanın canını acıtmaktan başka bir işe yaramıyor." Aşkın hiç uğramadığına ve uğramayacağına emin olduğum bir durakta beklerken, hiç ummadığım bir anda düştüm aşkın içine. Hem de hiç olmayacak bir insanla; Mert Demiroğlu'yla… Üstelik bu öyle bir düşüştü ki, sadece üç saniye sürmüştü; ne olduğunu bile anlayamamıştım. Aşkın zor olduğunu biliyordum ama söz konusu Mert ise sadece zor değil, imkânsızdı benim için aşk. O, insanların düşündüğünden daha fazlasıydı. Düşünceli, nazik ve sevecendi. Onun masmavi gözlerinin derinliklerine düştüğümde, tutunduğum yine oydu. Yine de imkânsızdı işte. Mert ve ben sadece arkadaş olabilirdik, benim kalbim her ne kadar daha fazlasını istese de… Ancak hayatın benim için daha farklı planları olduğunu bilmiyordum; benim masalım henüz yazılmamıştı. Hepsinde olduğu gibi bu masalın da bir prensese ve bir prense ihtiyacı vardı. Benim masalım da Düşlerimin Prensi'ni bulduğumda başlayacaktı.


Kitap Yorumu

Kitabı okudukça ilk aklıma gelen şey ne kadar tanıdık olduğuydu. Seneler önce bir forumda okuduğum ama sonrasında unuttuğum bir hikayeymiş meğer. Her sayfadan sonra şimdi şu mu olacaktı, diye bitirdim kitabı. Kaybettiğim bir şeyi yeniden bulmuşum hissi verdi. 

Rüya on sekiz yaşında, yeni bir üniversitelidir. Yeni okul, yeni ortam, yeni arkadaşlar derken karşısına Mert çıkar, Mert Demiroğlu. Kendisi zengin, yakışıklı ve tam bir playboy. Ha bir de başının belası Merve. Dünyalar tatlısı Gizem, grubun neşelisi Figen ve erkek arkadaşı da var. Efendim bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya okuması zevkli bir kitap çıkmış. 

Üniversite hayatı belki de insan için hayatının en önemli dönemi. Ne tam anlamıyla büyümüşsünüzdür ne de hala annenizin küçük çocuğu da değilsinizdir. Orada yaşadıklarınız ve öğrendikleriniz bundan sonraki hayatınızın belirleyicisi oluyor. Haliyle kurduğunuz dostluklar, yaşadığınız aşklar, kalp kırıklıklarınız ömrünüz boyunca aklınızın hep bir köşesinde oluyor. Hazır lafı açılmışken ben de buradan can arkadaşlarıma selamlarımı göndereyim, sizi seviyorum! İşte tam anlamıyla Rüya için de geçerli bu durum. Yeni bir hayata alışırken yeni insanlar tanımayı, aşkı, kırılan kalbiyle yaşamayı öğrenir. Tüm gücünü yitirdiği anlarda yeniden ayakta kalmanın mücadelesini verir çünkü karşısındaki adam Mert Demiroğlu’dur. Düşlerinde bile kavuşamadığı biridir hatta belki de imkansızdır. Ama aşk işte, engel tanımıyor ve bu kez de tanımayacaktır! 

Yorumumdan da anlaşılacağı üzere benim için karışık duygular uyandırdı Düşlerimin Prensi. Kendi öğrencilik yıllarıma döndüm. Yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hayal kırıklarım canlandı gözümde. Karakterler o kadar bizden ki, o kadar yaşamın içinden ki böyle hissetmemek pek de mümkün değil. 

Kitabın konusuyla ilgili daha fazla bir şey söylememe gerek bence. Okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Unutmadan, sakın ikinci kitabı da almadan başlamayın. Öyle bir yerde bitiyor ki meraktan çatlama ihtimalinize karşı baştan uyarayım. E ben kaçayım artık, ikinci kitap beni bekler. Herkese keyifli okumalar!

Düşlerimin Prensi- Buse Gümüş, Yazar Söyleşisi



RKBT: Merhaba, öncelikle zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. İlk sorumuz Buse Gümüş kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

BG: Merhaba. 1993 yılının son günlerinden birinde İstanbul’da doğmuşum. Şimdi 22 yaşındayım ve üniversite son sınıf öğrencisiyim. Fazlasıyla sabırsız bir insanımdır. Buluşma yerine herkesten önce giden kişiyi arayacak olursanız, o kesin benim mesela. Aynı zamanda iflah olmaz bir hayalperestim, yazmayı ve kitap okumayı hobiden çok hayat amacı haline getirmiş biriyim.



RKBT: Sizin takip ettiğiniz yazarlar kimler? Okumak için öncelikli bir tercihiniz var mı?

BG: Türk ve yabancı olmak üzere çok fazla yazar takip ediyorum. En sevdiklerimden biri Nora Roberts’tır. Okumak için bir tercihim var elbette, içinde aşk olması ve mutsuz sonla bitmemesi. Konu beni içine çekerse kitabın türü çok da önemi değil, genelde her tarz kitap okuyorum.



RKBT: Yazmaya nasıl başladınız ve yazdıklarınızın kitap olma süreci nasıl işledi?

BG: Çoğu kişinin aksine benim komik sayılabilecek bir başlangıcım var. On beş yaşındayken okuduğum fantastik bir kitap için, “Ben bundan daha iyisini yazarım,” diyerek elime kalemi aldım ve ilk kurgumu kağıtlara aktardım. Günün birinde, üçleme olarak planladığım fantastik romanımı da okurlara sunmak istiyorum ama şimdilik uzak hayallerimden bir tanesi bu. Düşlerimin Prensi serisi ise 2012 yılında bir hikaye forum sitesini keşfetmemle ortaya çıktı, uzun soluklu bir hikaye oldu ve paylaştığım ortamlarda sevilip beğenilmesi beni inanılmaz mutlu etti. Kitap sürecinde birçok yayıneviyle görüştüm ve sonucunda Nemesis Kitap’la anlaştım. Yayınevimle birlikte Düşlerimin Prensi serisini kitapseverlerin beğenisine sunduk. Basılı kitaplarımın olması hala rüya gibi geliyor.



RKBT: Yazdıklarınızı ilk önce kimle paylaşıyorsunuz?

BG: İlk yazdığım fantastik kurguyu sadece birkaç kişi okudu. Sosyal ortamlarda hikaye paylaşmaya başladıktan sonra ise çok sayıda okuyucuya ulaştım. Genelde yazdıklarımı önce arkadaşım Burcu’ya yolluyorum, sonra da okuyucularla buluşturuyorum.



RKBT: Yazmak için tercih ettiğiniz bir zaman dilimi ve mekân var mı? Yoksa ilham perileri

BG: Ziyarete bağlı olarak gelişiyor. Genelde akşamları evdeyken yazıyorum ama bazen önümde bilgisayarım saatlerce açık kalsa dahi tek kelime yazamadığım anlar oluyor, bazen ise gündüz dersin ortasında aklımda sahneler beliriyor ve ben, anlatılan dersi unutup aklımdakileri kağıda geçiriyorum.



RKBT: İşlediğiniz konuları ve karakterleri neye göre belirliyorsunuz?

BG: Hiç oturup da şunu yazayım demişliğim yoktur. Bir anda aklıma bir sahne geliyor, oradan yola çıkarak kurguyu oluşturuyorum, tanıtımı yazıyorum ve kurgunun tamamı aklımda şekilleniyor. Yazmaya başladığımda hikayenin başı, ortası ve sonu belli oluyor zaten. Aradaki olaylar, konuşmalar vs. kurguya bağlı olarak yazdıkça ortaya çıkıyor. Karakterler de kurgu gibi aklımda bir anda şekilleniyor ama tabii onların özelliklerini yazmaya başladıktan sonra değiştirdiğim de oluyor.



RKBT: Kitabınızı elinize aldığınızda ve ilk imza gününüzde neler hissettiniz? Ve tabii ilk imza kime gitti?

BG: İlk kitabımı elime almak fuarda nasip oldu. O anı anlatacak yeterli sayıda kelime yok bana göre. Yıllarca yazdıktan sonra, en büyük hayalinizi ellerinizin arasında tuttuğunuzu düşünebiliyor musunuz? Muhteşem bir duygu, anlatılamaz yaşanır derler ya işte tam olarak böyle bir şey. Yaklaşık sekiz yıl önce yazmaya başladım ve o zamanlar, bugünleri yaşayacağımı düşünemiyordum. Hayaller gerçek olduğu anda inanması zor oluyor. İlk imza günüm ise çok bulanık :D Heyecandan ellerim titriyordu, imza atarken ne yazacağımı bilememiştim mesela ama her şeye rağmen harikaydı. İlk imza annemin oldu.



RKBT: Düşlerimin Prensi’ne gelecek olursak, efendim bu Mert ve benzerlerini nerelerde bulabiliyoruz? Malum her eve lazım kendisi de :D

BG: Mert’in benzerini ne yazık ki bulamıyoruz :D Şaka bir yana, Mert gibi bir karakteri hayal ederken keşke gerçek hayatta da olsa diye düşünüyordum. Mert, benim gözümde her genç kızın hayal ettiği kadar mükemmel ama aynı zamanda mükemmel olamayacak kadar gerçekçiydi. Çok fazla sevdi, aşkı için pek çok kez fedakarlıkta bulundu ve hata yaptığı zamanlar oldu. Onu, Mert Demiroğlu yapan da bütün bunların bir arada olmasıydı.



RKBT: Yeni çalışmalarınızı sorsak bir de? Mesela Gizem ve Rüzgar ikilisi için beklemeye geçebilir miyiz?

BG: Aklımda birçok fikir var ama hepsini aynı anda uygulamaya koyamıyorum. Mert’in bakış açısından gelecek olan kitap, çok sevilen bir hikayem, Düşlerimin Prensi’nde yer alan karakterimiz Aslı’nın SIR olarak saklanan hikayesi ve henüz kimseyle paylaşmadığım diğer kurgularım sırayla gelecek diye umuyorum. Gizem ve Rüzgar’ı Düşlerimin Prensi’nde çok detaylı olmasa da misafir ettik, şu ana dek onlar için ayrı bir kitap düşünmedim, okuyucular çok isterse günün birinde gelebilir ama henüz gündemde öyle bir şey yok.



RKBT: Sosyal medyayla aranız nasıl? Okurlarınız size nasıl ulaşabilir?

BG: Sosyal medyayı çok yoğun kullanıyorum. Okurlarımın bana ulaşabileceği adresler ise:

Facebook sayfası: Buse Gümüş

Facebook grubu: Buse Gümüş’ün Kaleminden

İnstagram ve Twitter: busevgumus
ziyaretine bağlı olarak mı gelişiyor?



RKBT: Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?

BG: Onları çok sevdiğimi söylemek isterim. Yanımda oldukları, beni destekledikleri ve yazdıklarımı okudukları için onlara teşekkür ediyorum.

Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer, Yazar Hayatı (3 Gün)



ABD, Boulder, Colarado doğumlu yazar uzun yıllardır tarihi aşk romanı yazmaktadır. Kitaplarını yayımlarken Katherine Vickery ve Kathryn Hockett isimlerini kullanmıştır. Yazmış olduğu kırk kitabı vardır ve bu kitaplar Almanca, Portekizce, İtalyanca, Hollandaca, Türkçe, Romence, Japonca ve İbranice dillerine çevrilmiş, oradaki okurların da beğenisine sunulmuştur. Kitaplarıyla birkaç yıl üst üste Romantic Times Reviewers Choice Ödülü’nü kazanmıştır. 

Yazmış olduğu 40 kitabın 38 tanesi ebook formatında da sunulmuştur ve yazarın sitesinde yer almaktadır. 

Yazarlık kariyerinden önce bir cazz grubunda yer almış ve tiyatro eğitimi almıştır. Ve ülkesinde hatırı sayılır bir üniversiteye burslu olarak kabul edilmiş, müzik eğitimini orada tamamlamıştır. Ayrıca kitap kapaklarından biri için de modellik yapmış ve kendi resimleri kullanılmıştır. 


Annesi ile 1982 yılından bu yana yazarlık yapan Kramer, 2003 yılında annesini kaybettikten sonra kariyerine tek başına devam etmektedir.

Bir Masum Menekşe- Kathryn Kramer


Sayfa Sayısı: 480
Novella Yayınları
2015
22 tl

Kitap Tanıtımı


Saklı bir tutkunun ardındaki kıvılcımlar aşkı tutuşturacak, maskelerin ardına saklansan bile… Stephen Valentine, İngiltere kralından kendine ait toprakları istemek üzere saraya gider. Orada güzeller güzeli, menekşe gözlü, masumiyet timsali Madrigal ile karşılaşır ve aralarında muhteşem bir aşk doğar. Ancak Madrigal'ın baş düşmanının kızı olduğunu öğrenince Stephen'ın dünyası başına yıkılır. Madrigal ise çok sevdiği krala bir komplo kurulduğunu yanlışlıkla öğrenir ve kendini ozan kılığında yollarda bulur. Masumiyetle şehvet, aşkla intikam, macerayla tutku bu yolda ona eşlik edecek…

"Yürek çarpıntılarıyla okuyacağınız, heyecanlı bir tarihi roman."
-Amazon-

"Tarihi bir atmosferde nefes almak, tutkulu bir aşkı hissetmek ve hayatın rüzgârında savrulmanın acısını tatmak için bu kitabı okumalısınız."
-Booklist-

"Kathryn Kramer tarihi bilgisi ve deneyimiyle harikalar yaratmış. Bir Masum Menekşe kolay kolay unutulmayacak."
-Goodreads-


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba :) Bu turumuzun konuğu Novella Yayınları’ndan çıkan Bir Masum Menekşe. Ortaçağ Avrupasında geçen bir historical kitabımızın türü de. 

Madrigal soylu bir ailenin kızıdır. Ailesini kaybettikten sonra dönemin İngiltere Kralı Richard tarafından himaye altına alınmış, mutlu ve sakin yaşam sürmüştür. Ta ki o geceye kadar. O gece önce bir adama âşık olmuş, ardından da kapılı kapılar ardında konuşulanları duymuştur. Duyduklarını bir an önce muhatabına iletmeli ve ülkesini olası bir felaketten korumalıdır. Ancak bunu yapması çok kolay olmayacaktır. Anlık bir dalgınlıkla kendini açık etmiş ve hainler peşine düşmüştür. Kralına ulaşana kadar dayanmalıdır. Hatta bu uğurda erkek kılığına girip halk ozanı gibi davranmak da dâhildir! 

Stephan bir zamanların asillerinden birinin oğludur. Ancak Güller Savaşı döneminde yaşamış olması ve kanlı taht kavgaları arasında yenilen tarafta olmaları hem topraklarını kaybetmesine sebep olmuştur hem de ailesini kaybetmesine. Bu yıkımın yerini ise derin bir nefretle doldurmuştur. 

Gün gelmiş ve Stephan kaybettikleri arazileri kraldan istemeye karar vermiştir. Bu elbette o kadar olmayacaktır. Hatta bu uğurda aşkını bile görmezden gelmek zorunda kalacaktır. 

Ortaçağ’da Avrupa’da yaşanan kirli ve kanlı taht oyunlarından bir kesit aslında Bir Masum Menekşe. İnsanların hırsı uğruna neler yaptıklarının örneği. York ve Lancaster arasında geçen bu kanlı dönemle ilgili çok şey okumuş ve tarihe meraklı biri olarak kitabı zevkle okuduğumu söylemeliyim. Bu dönemde geçen bir aşkı okumak, hele ki bunu uzun süredir yapamadığım düşünülürse, benim için güzel saatler anlamına geldi. Bu dönemde yazılmış çok fazla historical de olmadığından ayrı bir değerde benim için. Arada geçen Türk kısımları için olmasa da olurmuş diyorum, gereksiz bir detaymış. 

Uzun lafın kısası ben kitabı severek okudum. Arada Stephan’a saydırmış olabilirim ama bu konu dışı :P Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Unutmadan, siz de bu kitabı okumak isterseniz sayfamızdan çekilişe katılabilirsiniz.

Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Kitap Yorumu (5. Gün)


Sayfa Sayısı: 464
Nemesis Kitap
22 tl
2015

Kitap Tanıtımı

Gecenin karanlığı üzerine en derin koyuluğuyla çöktüğünde Gazel, bir binanın en üst katındaydı. Ve o binadan canlı çıkması imkânsızdı. Hayatta tek bir kez bile olsa, geleceğiyle ilgili bir kararı kendisi verebilmek istedi. Nasıl öleceğini seçebilmek istedi. Onu kovalayan adamlar çoktan o binaya girmiş ve merdivenleri çıkmaya başlamışlardı. Birazdan yakalanacaktı. Ve yine, birilerinin onun adına verdiği kararları uygulamak zorunda kalacaktı. Başkalarının elinde oyuncak olmaktansa, ölmeyi tercih etti. Ve kendini boşluğa bıraktı.

Aynı gece, Ömer'in üzerine de kopkoyu bir karanlıkla çökmüştü. Bütün gün hastalarıyla ilgilenmiş ve ameliyattan ameliyata koşturmuştu. Trafikten kurtulmak için girdiği ara yolda ilerlerken aklından geçen karmakarışık düşünceler, büyük bir gürültü ve sarsıntıyla bölündü. Pat!

Arabasının üzerine bir şey düşmüştü. İlk anda ne olduğunu anlayamadı ama birkaç saniye sonra ön camına doğru uzanan bir kadın eliyle karşı karşıya kaldı. O el Ömer'e, 'beni tut' diye yalvarıyor gibiydi. O eli tuttuğu anda, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne Ömer için; ne de Gazel için…


Kitap Yorumu


Yeni turumuzdan herkese merhaba. Bu sefer konuğumuz bildiğiniz üzere Pinokyo’nun Rüyası. Çok mu çok sevdik bu kitabı ne? 

Başınıza yağmur damlası düşer, kar tanesi düşer hatta bahtsız bedevi iseniz dolu bile düşer. Üstünüzü değiştirip saçınızı kuruttuğunuzda tüm etkilerinden kurtulabilirsiniz. Ama tepenize ya kadın düşerse? Şaka yapmıyorum, gayet de ciddiyim hatta :D 

Ömer yoğun geçen nöbet trafiğinden sonra yorgun bir şekilde evine ilerlemektedir. Bir anda tepesine düşen kadınla şaşkına düşse de soluğu hastanede alır. Uzun ve zorlu ameliyat süreci bekler kadını ve kurtulacağı da kesin değildir. Ama azmeder Ömer ve üç ay boyunca deyim yerindeyse başını bekler bu ismini bile bilmediği kadının. 

Peşindeki adamlardan kurtulmak için son çaresi ölmektir Gazel’in. Bir anda kendini bıraktığı boşluktan sonra hastanede açar gözlerini. Ne olduğunu, ne kadar zaman geçtiğini bilemez. Tek derdi peşindeki adamlardan nasıl kurtulacağıdır. 

Genç, yakışıklı ve başarılı bir doktor olan Ömer’in de ilgi alanı kadınlar iken bu kıza karşı zaafının olduğunu fark etmesi uzun sürmez. Aşırı bir korumacı tavırla onu sarıp sarmalarken Gazel için daha önce hiç yaşamadığı kadar güzel başlar. Ancak içinde hep bir korku vardır ve hep bir soru: Ya o adamlar onu bulursa? 

Kalemini de kendini de oldukça çok sevdiğim biri Selvi Atıcı. Bu kitabında da yine kalemini konuşturmuş ve 464 sayfalık bu kitapta yine yeni maceralara, yeni aşklara sürüklemiş bizi. Başladıktan sonra bitene kadar elden düşmeyen bir kitap yazmış yine, kalemine sağlık yazarımm… 

Ömer’i de, Gazel’i de çok sevdim. Kitabın konusunu ve işlenmesini de çok beğendim. Ama en bayıldığım nokta neresi derseniz, Adem’in geçtiği kısımlardı. Seviyorum seni adam diye söylenip durduğum doğrudur. Senin de bir kitabın olsa nasıl güzel olur dediğim bir gerçektir :D 

Benim için oldukça keyifli bir okuma oldu. Dilerim okuyacak olanlar için de öyle olur…

Benim puanım;

Pinokyo'nun Rüyası- Selvi Atıcı, Karakter Söyleşisi (4. Gün)

Herkese merhaba! Bomba gibi bir kitapla geldik bu kez. Önce Kimliksiz ile aşık olduk Selvi Atıcı'nın kalemine, ardından Sen ile karasevdaya tutulduk. Şimdi de işte Pinokyo'nun Rüyası zamanı geldi. Hatta bize göre geç bile kaldı. Madem bu kalemi de bu kalemin karakterlerini de çok sevdik, o halde neden onlarla bir söyleşi yapmıyoruz ki dedik. Sonuç mu? İşte burada :D





RKBT: Sevgili Deniz, boynuzların artık atmosferde yeni bir delik açıp dünyayı ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmak üzereydi. Değdi mi bu olanlara peki? Sen inandın mı cidden istediğini alabileceğine?

DENİZ: Elbette inandım! Neden inanmayayım ki? Eğer Gazel denen o… Neyse! O, aramızı bozmasaydı tüm planlarım takır takır işleyecekti. Ayrıca ne o öyle boynuz filan? Sen, bana bir kahve yapar mısın, şekerim? Burada ağzım kurudu!



RKBT:  Merhaba Salih Bey. Ömer gibi bir deliyle uğraşacağınıza deli raporu alıp kurtulmayı düşünmediniz mi hiç? Ya da doğru söyleyin, siz o hep bahsedilen sabır taşı mısınız?

SALİH BEY: Aslında düşünmedim değil! Deli raporu kesinlikle işimi görürdü. Bazen o hergelenin tutup kulağından çekmek istemiyor da değilim. Arada bir parladığıma göre- arada bir mi dedim?- sabır taşı olmadığım bir gerçek. Fakat Ömer’in kalbine inip, oradaki berraklığı gördüğümde her şeye değer, diye düşünmeden edemiyorum.



RKBT:  Adem der susarım ben. Bu kitapta daha fazla yer almayı düşünmedin mi hiç? Ben bu kitabı tamamen ele geçirirsiniz diye ummuştum, sende vardı o potansiyel.

ADEM:  Bende o potansiyelin babası var, var olmasına! Ama arkadaşın hikâyesinde, arkadaşı gölgede bırakmak racona ters! Şimdi… Ben olsaydım; Ömer’in dövmesiymiş, yok o koca burnunun ucundaki gözlüğüymüş, yok Katerina kasırgasının dağıttığı saçlarıymış, yok dere yeşili gözleri- Çimen mi? Yazara hanıma öyle gelmiş o! Bildiğin kurbağalı dere yeşili! Her neyse… Seksiliği filan vız gelirdi. Hem gizemli olmak daha havalı!



RKBT:  Gelelim güzeller güzeli Gazel’e… Ömer gibi bir adama sahip olmak ve elinde tutmak için neler yaptın, neler yapıyorsun? Bu işin sırrını bizimle de paylaşır mısın? 

GAZEL:  Sır mı? Öyle bir şey mi varmış? Aslında hiçbir fikrim yok. Sadece sevdim. Onu elimde tutmayı değil, onu yaşamayı istedim. Şans bana bir kere, en güzel yerden çarptı diyebilirim. Belki yanlışlıkla oldu, ama oldu. Hâlâ arada bir rüya mı görüyorum diye düşünmüyor değilim. Adam rüya gibi olunca! 



RKBT:  Sevgili Ömer… Senin gibi adamlar nerede bulunur canım, nereden alabiliyoruz? 

ÖMER:  Hım… Neden en zor soru bana geliyor? Şimdi türümün tek örneği olduğumu söyleyerek ukala, kendini beğenmiş bir görüntü çizeceğim. Ama gerçekler… Benzerim varsa kesinlikle taklittir. Lütfen aldanmayınız! 



RKBT:  Siz kötü adamlar… (Burada soruyu soran kişi kötü kadın kahkahası atar) Sizin karşınızda Ömer var, Doktor Ömer. Onun elinden Gazel’i alabileceğinizi düşündüren nedir? Gerçekten inandınız mı buna?

KÖTÜ ADAMLAR:  Biz nereden bilelim doktor adamın mayın gibi olduğunu! Bastık, resmen patladık!



RKBT:  Avukat hanımcım. Şimdi ilk görüşmede Yunus Beye laf sokmanız pek hoş olmadı kanımca ama kendisiyle bir daha görüşmeyi düşünür müsünüz?

AVUKAT HANIM:  Laf sokmak mı? Lütfen! Sadece merak, başka bir şey değil. Pek sanmıyorum. Zira gülemeyen adamlardan pek haz etmiyorum.



RKBT: Yunus Bey ne dersiniz, Selvi Hanım hazır başlamışken size de bir kitap yazıverse nasıl olur? İster miydiniz bunu?

YUNUS BEY:  İstediğimi pek söylemem. Öyle herkesin içimi dışımı bilmesi taraftarı değilim. Ancak… Yazar hanım arada bir zihninin içindeki toplantıya çağırınca el mahkûm gidiyoruz… Benim zor bir karakter olduğumu, azıcık kendimden ödün vermem gerektiğini söylüyor. Çok bekler! Çok istiyorsa uğraşacak, çözecek ve yazacak.



RKBT:  Aaaa Adem bana kızmış, neden benim için ayrı kitap sorusunu sormadın diye? Sen iste sormaz mıyım ben hiç?! Sevgili Adem, canım, ilk göz ağrımmm… Sen de ister miydin kendine ait bir kitabın olsun? Böyle konuk sanatçı olmaktansa kendinin olsun ister misin?

ADEM:  Öncelikle öyle canım, ciğerim gibi sevgi sözcüklerine pek girmeyelim. Sonra kafasına tüylü, sivri topukları yiyen ben oluyorum! Rengi de pembe! Soruya gelirsek… Ben öyle bir gelmeliyim ki! Yazar hanım beni ince ince, dantel gibi işlemeli. Biz onunla anlaşmaya vardık. Adam gibi yazacaksan yaz, yoksa hiç yazma dedim. Kendisi de kabul etti. Eh. Cazibemizin gözü kör olsun.


Ben hem soruları hazırlarken hem de cevapları okurken fazlaca keyif aldım. Selvi Hanıma bize zaman ayırdığı ve böylesine içten verdiği cevapları için çok teşekkür ederim. Eğer siz de Pinokyo'nun Rüyası kitabını kazanmak isterseniz sayfamızı bir ziyaret edin derim. Herkese keyifli okumalar dilerim. Yarın yorumumla görüşmek üzere!

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Kitap Yorumu- Okuma Etkinliği (1. Gün)


Sayfa Sayısı: 352
Nemesis Kitap
2015
18 tl

Kitap Tanıtımı

Derek Tyler, oldukça başarılı bir komiserdir. Fakat mesleği artık neredeyse tüm hayatını ele geçirmiştir. Öyle ki, karşısındaki daireye yeni taşınan Ginger Peet'ten etkilendiği anda, onun bütün kişisel bilgilerine ulaşabileceği bir araştırma yapar; o güne kadar aldığı trafik cezaları da dahil…

Ginger, kız kardeşiyle birlikte uzak bir şehirden Chicago'ya taşınmıştır ve yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. İhtiyacı olan son şeyse, tam karşı dairesinde oturan çekici, yakışıklı ve meraklı bir komiserdir. Sıkı durun, burası karışacak!


Kitap Yorumu


Zor bir gün geçirdiyseniz ve ne yazık ki hala bitmediyse, sanırım başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biridir bağırıp çağırarak taşınmaya çalışan komşular. Sessiz ve sakin bir apartmana getirdikleri gürültü de neyin habercisi acaba? 

Anneniz, annelik yapacak kapasitede bir kadın değilse ve deyim yerindeyse burnu pisliklerden kurtulmuyorsa son çareniz kardeşinizi de alıp başka bir şehre taşınmak olabilir. Aşağıdan pislik diye seslendiğiniz adamın karşı komşunuz olduğunu ve üstüne bir de polis olduğunu fark ettiğinizde kötü şans sizi hala terk etmemiş demektir. 

Derek Tyler başarılı bir komiserdir. Yalnızlığı seçen adamın hayatındaki tek renk işidir. Haliyle apartmana taşınan bu renkli kızlar dikkatini çeker. Yaptığı araştırma sonucunda ulaştığı bilgiler ise bir anda ilgisini çeker… 

Ginger daha yirmi üç yaşında gencecik bir kızdır. Annesinin ilgisiz tavrı ne yazık ki çok çok erken yaşlarda ayakları üzerinde durması için onu mecbur bırakmıştır. Zira tek düşünmesi gereken kendi değildir, bir de kız kardeşi Willa vardır. Taşındığı apartmanda karşı komşusu polis çıkınca ve bu adam çok yakışıklı, seksi de olunca, Ginger’ın işi oldukça zordur. 

Bir gece Ginger’ın evinden gelen hareketlilik üzerine Derek kendini dışarı atar ve onu görür bir kez daha. Ama bu kez oldukça savunmasızdır genç kadın. İşte onlar için değişimin ilk adımı da burada atılır. O hareketlilik ne diyorsanız, söylemem :D 

İşim gereği eskisi kadar çok vakit ayıramıyorum kitap okumaya. Ancak okuduğum bu kitap sanırım ayırdığım her saniyeye değdi. Uzun zamandır okuduğum en eğlenceli kitaplardan biri oldu. Zaten kitap o kadar akıcı ki bir anda bittiğini fark ediyorsunuz üzülerek. Keşke daha uzun olsaydı da biraz daha okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu Sen Benimsin. Çeviri ve redaksiyon olarak da beğendim ben. Emeği geçen herkesin eline sağlık. Dilerim kısa zamanda yazarın diğer kitaplarıyla da buluşturur bizi Nemesis Kitap.

Benim puanım;

Sen Benimsin- Tessa Bailey, Ön Okuma- Okuma Etkinliği (1. Gün)


Yeni etkinliğimizden herkese merhaba. Bu sefer ki kitabımız Nemesis Kitap'tan çıkan "Sen Benimsin" oldu. Kitabın ön okuması için buyurun. Birazdan da yorumum gelecek. 



Yalnızlık Cesaret İster- Merve Deniz



Sayfa Sayısı: 448
İndigo Kitap
2015
20 tl

Kitap Tanıtımı

Birbirlerine yasladıkları tek şey bedenleri değildi; tüm umutları, umutsuzlukları o gece koyun koyunaydı.

Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?

Başarılı, genç ve güzel bir kadın olan Rüya, ta ki âşık olduğu adamla aynı adaya düşene kadar bu sorunun yanıtını hiç düşünmemiştir. Gönlünü, çalışanların "Otoriter Despot" ismini verdiği yöneticisi Arel Bozan'a kaptıran Rüya, Arel'in kendisini fark etmesi için sonsuz bir çaba içindedir, ama ne yaparsa yapsın bir türlü Arel'in dikkatini çekmeyi başaramaz. Çıkacakları Hindistan geziyse Rüya'nın son şansıdır: Ya devam edecek ya da vazgeçecektir. Fakat hiçbir şey planladığı gibi gitmez ve kendisini âşık olduğu adamla birlikte ıssız bir adada bulur. Acaba hayatta kalmak için büyük bir mücadele verdikleri bu ıssız adada Rüya, Arel'in duvarlarını yıkabilecek midir?


Kitap Yorumu


Kitabın kapağındaki “Bir Issız Ada Hikâyesi” alt başlığıydı ilk ilgimi çeken. Malum ülke olarak tam anlamıyla “Survivor” fanatizmi yaşadığımızdan belki de acaba bu işin hikâyesi nasıl olur diye düşündüm. 

Merve Deniz kalemiyle daha önce tanışmamıştım. Wattpad’de yayımlanmış ama okuma fırsatım olmamıştı hikâyeyi, kısmet kitabaymış. 

Rüya hem güzel hem de zeki bir kadındır. Yazılım uzmanı olmuş ancak bir süre farklı yerlerde çalıştıktan sonraki durağı, hayatına damga vuracak bir dönem yaşatır. İşe başlarken hiç böyle şeyler yaşayacağını düşünmemiştir. 

Arel yalnızlık ve korkular içinde büyümüş bir çocuktur. Yaşadığı şansız çocukluğun onu ileride acımasız bir adama dönüştürmesi ise kaçınılmazdır. Tabii bir de buna zamanında yediğin hurmalar gün gelir tırmalar hesabı eklenince, kendini ıssız bir adada buluverir. Kendi yetmiyor gibi bir de Rüya’nın başını derde sokmuştur. 

Büyük bir iş peşinde olan Rüya ve Arel, Hindistan’a bir proje için giderler. İşte olayların çıkış noktası orası olmuştur. İtiraf edilen aşkla birlikte ilk viraj alınmıştır. İkinci virajda hazır olun ama Rüya odasında gözünü açtığında Arel’i elleri kolları bağlı halde bulur. Üçüncüsü ise ikilinin gözlerini açtıklarında kendilerini bir gemide bulmalarıyla başlar. Ardından da kendilerini ıssız bir adada bulurlar. Neler oluyor, nasıl oluyor dediğinizi duyar gibiyim ancak bu soruların cevabını en yakın kitapçıya giderek bulabilirsiniz zira benden bu kadar! 

Yer yer fazlalaşan betimlemelerle birlikte oldukça duygusal bir dil hâkimdi kitaba. Zaman zaman bu beni zorladı. Bir diğer zorlayan etken ise kitabın puntosuydu. Keşke biraz daha büyük olsaydı. Takıldığım birkaç nokta vardı, onlara değinmeden geçemeyeceğim. Rüya’nın denizde uyuması mesela bende soru işareti. Denizde nasıl uyunur ki??? Sonra İnci ile Ümit’in yaşadığı… 

Değişik bir kurgusu vardı kitabın. Hayal edemeyeceğim pek çok noktanın bir araya gelmiş haliydi. Sırf meraktan bile okutur yani kendini :D İnci’nin varlığı, Ümit’in olaya dahil oluşu, Natali’nin ortaya çıkışı derken aksiyon üzerine aksiyon yaşanıyor :D 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Merve Hanım’a da yazarlık kariyerinde başarılar dilerim.

Benim puanım;

Aşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası?



Sayfa Sayısı: 432
İndigo Kitap
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı

Ben William Fisher. Size her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatacağım, hem de en başından…

Onu görür görmez düşündüğüm ilk şey hayatımın kadını olduğuydu. İlk başta, tıpkı âşık olan her insan gibi ayaklarım yerden kesilmişti. Her şey mükemmeldi, adeta birbirimiz için yaratılmıştık. Sonrası mı? Sonrasında işlerin pek de düşündüğüm gibi gittiği söylenemez... Anlatacaklarım belki size de tanıdık gelecek… ve belki de bizim hikâyemiz, aslında sizin hikâyeniz ve hatta hepimizin hikâyesi… KİM BİLİR!

"İçten, sürükleyici, acısıyla tatlısıyla çok eğlenceli."
-Jenny Colgan-

"Yanlış görünen, ama tamamen iyi hissettiren bir aşkın hikâyesi. Bu kitap doğru yerde, doğru zamanda sizi sıkıca saracak."
- Louise Candlish -

"Dokunaklı, eğlenceli ve gerçek! Andy Jones'un bir aşkın sonrasında neler olduğunu anlattığı bu romanı biran kahkahalar attırıyorsa, bir sonraki anda ağlatıyor." 
-Jane Costello -

"Âşık olmak, âşık kalabilmek, sürprizler, beklentiler, uyum, tavizler ve aklını kaçırmadan ya da yanındakine zarar vermeden bunların tümüyle baş etmek hakkında yazılmış, inanılmaz olaylar örgüsü olan mükemmel bir kitap."
-Daily Mail-

Yazar iki kızı ve eşiyle birlikte Londra'da yaşamaktadır. Daha öncesinde çocuk kitapları yazan yazarın kitapları arasında George was Bored ve As Something as an Aardvark vardır. Yazarın Âşık Olmak İşin Kolay Yanı'nın dışında Girl 99 adlı bir romanı ve kısa hikâyelerin yer aldığı Untogether Lives adlı bir kitabı da bulunmaktadır.


Kitap Yorumu


Tüm masallar mutlu sonla biterler. Tüm âşıklar birbirlerine kavuştuktan sonra sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır. En azından şimdiye kadar bize anlatılanlar hep öyleydi. İşte Andy Jones burada bir soru soruyor; âşık olmak işin kolay yanı, ya sonrası? 

William ve Ivy bir süredir birliktedirler. En azından görünürde bir sorun yoktur. Ivy geçmişte yaşadığı bir olaydan dolayı oldukça rahat davranırken bir anda tüm hayatı tepetaklak olur. Bir anda gelen bu durumla birlikte ikilinin hayatı oldukça değişir. Artan sorumluluklar, yaşanan durumun stresi derken gerçek hayata oldukça sert bir iniş yaparlar. 

Genel itibariyle olay odaklı olmayan, daha çok durumlar üzerinden giden bir kitaptı “Âşık Olmak İşin Kolay Yanı Ya Sonrası”. Mutlu sonların gerçekten de mutlu devam etmeyeceği, birlikte yaşamanın zorlukları, değişen ya da dönüşen duygular derken diğer aşk romanlarından ayrılıp biraz daha gerçek hayat noktasına odaklanıyor. 

Olay odaklı olmamasına rağmen ilginçtir ki sonuna kadar kendini okutan bir kitaptı. Oldukça akıcı buldum ve çeviri olarak da beğendim. Redaksiyon açısından da başarılıydı. Kapağa ise zaten âşık olmuştum. 

Benim açımdan ilginç bir okuma deneyimi olduğunu söyleyebilirim. Okumamış olsaydım eğer kapak yazısını gördükten sonra aklımın onda kalacağından eminim.

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Benim puanım;


Bana Şans Dile- Sinem Akça, Söyleşi- Okuma Etkinliği

Herkese merhaba :) sevilen yazarımız Sinem Akça söyleşi yapmayı kabul ettiği için öncelikle kendisine çok teşekkür ederiz. Ayırdığı zaman ve verdiği içten cevaplar için de tabii :))



1- Sinem Akça toplamda üç kitabı yayımlanmış, başarılı bir yazar. Peki başka? Kimdir Sinem Akça, nelerden hoşlanır, nelerden uzak durur?


Bir çok şeyden hoşlanır, birçok şeyden de uzak durur :)

Profesyonel anlamda kişisel gelişim dünyasının içindeyim; meditasyon yapmak en büyük tutkum. Bir çok insanın aksine ben kendim ile baş başa kalmaktan çok hoşlanıyorum, kendim ile anlaşıyoruz yani aramız iyi :) Sakin bir kafeye gidip çayım ile kahve ile ve olmazsa olmazım çeşit çeşit tatlılarım ile saatlerce oturup kitap okumanın keyfini hiçbir şey ile kıyaslamam. Ya da sahilde bir başıma denizi seyretmeyi uzun yürüyüşler yapmayı çok severim, doğa ile baş başa kaldığım zamanlar benim için terapi ve çok fazla zaman yaratıyorum. Evimin yakınındaki bir parkta dakikalarca tek bir ağacı seyrettiğimi bilirim. Doğa benim yaşam iksirim. Bunun haricinde dostlarımla zaman geçirmeyi, klasik olacak ama kitap okumayı seviyorum.

Günüm çok erken başlar benim, şaka gibi biliyorum ama en geç 6 da uyanırım :) Meditasyon yaparım, reiki yaparım, olmazsa olmazım taze demlenmiş çay ile kahvaltımı yapar işime giderim. Uykuya çok zaman yatırmayı da sevmiyorum en fazla 6 saat bana yetiyor.

Yaşamı çok seviyorum, kısaca yaşamayı seviyorum.

Hoşlanmadığım şeyler hayatımdan uzak tuttuğum şeyler diyelim. Nefreti, kavgayı, dedikoduyu, insan
kullanmayı ve karamsarlığı sevmiyorum.

Kapıları arkamdan çok yüksek sesle kapatmam, hayatımdan çıkması gereken insanı bile helâllik almadan ve gülümsemeden uğurlamam. Yanlış anlaşılmasın 4/4 'lük bir hayatım yok ama kimse ile dargın, kırgın olmaktan hoşlanmıyorum. Hayatımdan çıksa bile bir merhaba diyecek halimiz olsun istiyorum. Keskin nefretler ve öfke patlamalarından hoşlanmıyorum kısaca :)




2- Sizi bir kitap ve aynı anda yayımlanan bir hikayeyle tanıdık. Bir kitap yazmak ve bir hikaye paylaşma fikri nasıl oluştu? İlk yazdığınız hikayeyi, ilk kurduğunuz cümleyi hatırlıyor musunuz?


Ben her şeyden önce çok iyi bir okur olduğumu düşünüyorum; evet belki ne farklı olabilir ama ben birçok iyi okurun aynı zamanda iyi bir yazar olabileceğini düşünüyorum... Romantik komedi sevdiğim bir tarz ve hayatımda malzeme çok :) Gerek özel hayatım gerekse eşim dostum sağ olsunlar bana çok malzeme verdi ve oldukça keyifli kitaplar çıktı ortaya. Birden bire oluştu fikir, ben de yazabilirim aslında dedim ve yazmaya başladım. İlk kurduğum cümleyi maalesef hatırlayamıyorum, hafızam beni çok mahcup eder :)





3- Kitabınızın yayımlanma sürecine gelişini sorsak? Ve tabii sonrasında da neler yaşadınız?


Yaşamda bazı sihirli anlar vardır ve benim kitabımda bu an yaşandı. Başka bir yayınevinden çıkacaktı aslında kitabım ama ilk okurlarımdan olan ve sıkı takipçim dediğim Şefika Aydın editör olunca bana kendileri ile çalışmayı teklif etti. Çiçeği burnunda bir yayınevi aslında ama hiç düşünmeden kabul ettim çünkü enerjiye çok inanırım. Bazen; bazı insanlarla bazı mekanlarda bazı paylaşımlar için bir araya gelmek sizin kaderinizdir ve bu hayrınızadır. İşte ben de bu süreci yaşadım. Teklif geldiği anda olur dedim. Çünkü hislerim beni hiç yanıltmaz ve iyi şeyler hissettim.

Yanılmadığım da ortaya çıktı çünkü kitabın edisyon aşamasından tutun da, kapak tasarımına kadar her şeyin gönlüme göre olması için tüm çalışanlar seferber oldu diyebiliriz. Hiçbir isteğime ya da önerime hayır denilmedi. Kısaca gönlüm hoş. Bunlar çok önemli şeyler. Gerginliğin ve kaosun olduğu yerde bereket de olmaz, ortaya güzel bir iş de çıkmaz ve doğal olarak başarı da elde edilemez.

Ama çok şükür biz bunların hiçbirini yaşamadık. Allah kısmet ederse diğer kitaplarımın da Böğürtlen Yayınları'ndan çıkmasını istiyorum.

İlk tepkiler harika, okuyucu yorumları ve paylaşımları tahmin ettiğimizin de ötesinde. Açıkçası şu an sadece bu güzellikleri yaşıyorum diyebilirim.




4- İlk kitabınızı çıktığında aldığınız olumlu yorumları ve çok kısa olduğu ile ilgili isyanları çok net hatırlayan biri olarak soruyorum, ilginin ve beğeninin bu düzeyde olacağını tahmin etmiş miydiniz? Ve bu ilgi ikinci kitap için bir baskı hissettirdi mi size, ya olmazsa korkusu yaşadınız mı?


Evet o konuda çok şikayet aldım :)) Kitaplarım kısa ve ince oldu farkındayım ama açığı son kitap Bana Şans Dile ile kapattık :)

Bahsettiğiniz baskıyı hissetmedim çünkü hırsı olan biri olmadım hiçbir zaman. Sadece bana güvenip yatırım yapan yayınevim ve bir heves kitabımı alıp okuyan okurlarımı mahcup etmemek adına ortaya güzel bir şey çıkartmaya çalıştım. Ve her kitap bir öncekinden daha iyi oldu.

Hırs, gerginlik, korku ve ego ile değil de sevgi, pozitif enerji ve neşe ile büyük keyif alarak yazdım ben kitaplarımı ve benim enerjim kitaplarıma da geçti ki çok çok güzel yorumlar aldım. Düşünebiliyor musunuz insanlar özelden mesaj gönderip kitabınız bitmesin diye her gün şu kadar sayfa okumaya çalışıyorum yazarım yazıyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ?

Kitapları özellikle çok kalın tutmadım; yoksa yazmak zor değil ki. İnsanlar sayfa atladıktan, sıkıldıktan sonra sizin 600 sayfa kitap yazmanızın bir anlamı olamaz bence. Ben kitaplarımı okuyan iyi vakit geçirsin, kocaman kocaman gülümsesin ve birinin yüzüne bir tebessüm kondurabilme hevesindeyim bunu da ince bir kitapla başardım bence. Okurlarım ile aramda güzel bir bağ var; evet ince çabuk bitiyor diye isyan ediyorlar ama sonra alıyoruz birbirimizin gönlünü biz :)




5- İkinci kitaptan sonra uzunca bir süre sizi göremedik ve sonra yeni kitabınız, Böğürtlen Yayınları'nın çiçeği burnunda kitabı olan Bana Şans Dile'ye kavuştuk. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Bu konuda çok mutluyum, dediğim gibi biz çok uyumlu bir çalışma ortamındayız ve bu bizim başarımıza da yansıyacak, inanıyorum. Ben enerjime de, kitaplarıma da güveniyorum. Birlikte çok
güzel ve keyifli işler yapacağız :)




6- Karakterlerinize gelmek isterim. Yasemin ve Erhan aşkı için neler söylersiniz? Mümkünse ismini uzay boşluğunda yok etmek istediğim Didem var tabii bir de! Öyle bir karakteri yazmak nereden aklınıza geldi ve biz okurken delirdik, siz yazmaya nasıl tahammül ettiniz?

Okurken delirdiniz dimi ? Peki ben ne yapayım ? Ben onunla yaşadım :)))

Şaka bir yana Didem karakteri benim çok yakın arkadaşlarımdan biri ve evet, maalesef gerçek hayatta kendisi mevcut :)) Elbette ilaveler ve eksiltmeler var ama temel karakter ve fiziki özellikleri hemen hemen aynı diyebilirim. Evet ıstırap verici derecede bencil, egoist, problemli ve yorucu biri ama özünde pırıl pırıl bir kalbe sahip o ve gerçek bir dost çünkü çıkarsız ;) Ve kitapta en çok sevilen kişi diyebilirim .

Erhan benim gerçek hayatımdaki kişi :) Bazı özellikleri değiştirildi ama karakter, iş pozisyonu ve genel hayatı aynı kullanıldı . Hayallerim var benim bu kitapta; yaşadıklarım, yaşayamadıklarım ve asla yaşayamayacak olduklarım var... Yasemin biraz ben biraz değil :)

Kısaca özetlemek gerekirse kitaplarımdaki tüm karakterler gerçek hayatımda birebir ilişki içinde olduğum insanlardan çok yüksek dozda esinlenildi ve ben hepsini çok seviyorum :)




7- Yeni projeler ve yeni kitaplar desem... Ne kadar yoğun bir çalışma hayatınız olduğunu biliyorum ancak yeni kitapları ne zaman göreceğiz ve tanıdığımız karakterler olacak mı? Yeniden sosyal paylaşım platformlarında bir şeyler yazmayı düşünür müsünüz?

Yeni kitap şu an yazdığım dosya. Elif ve Fırat'ın aşkını yazıyoruz :) O karakterler de çok merak ediliyor. Onlardan sonra iki kitap daha yazmayı planlıyorum bu seriden ayrı, bağımsız iki konu var kafamda. Henüz kurgularını oluşturmadım ama tarzları gene romantik komedi olacak. Sosyal paylaşım platformlarında yeniden bir şeyler yazmayı düşünmüyorum çünkü bunun için gerçekten zamanım yok... Yazarsam hayatımdaki bir şeyi eksiltmem, bir şeyden fedakarlık etmem lazım ki bu sefer benim dengem bozulur. Çünkü düzenli bir hayatım var ve en çok kendime zaman ayırmayı seviyorum. Maalesef sadece kitaplarla buluşacağız artık okurlarımızla :)




8- Kitap yazmak mı, sosyal paylaşım platformlarında hikaye yayımlamak mı? Size göre bu ikilinin
avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Kesinlikle kitap yazmak :)

Her şeyden önce yaptığınız şey yani ortaya çıkarttığınız eser somut bir şekilde elinizde oluyor. O kitabı raflarda görmek inanılmaz bir keyif. Elbette sosyal platformlarda hikaye yayınlayan ve ciddi takipçisi olan yazar arkadaşlara da saygım var ama kişisel fikrim; ben yazarım diyebilmek için basılmış olan bir kitabınızın olması gerekiyor bence. Umarım bu konuda hayali olan ve gerçek anlamda başarılı olan tüm yeni yazar adaylarımıza bu fırsat tanınır .




9- Kitaplarınızda konuları ve karakterleri nasıl seçiyorsunuz? Kesinlikle yazmam dediğiniz bir karakter ya da konu var mı?

Karakterler dediğim gibi çoğunlukla gerçek hayatımdan seçme kişiler. Hayal gücüm çok geniş, bu yazarken elbette benim için çok büyük bir avantaj.

Yazmam dediğim karakter var evet; birinin canını yakan, hain mizaçlı dediğimiz bir karakteri yazmam. Zaten benim yazdığım tarz ile bağlantılı değil bu.

Ben hayatı hep keyifli yönünden görmeyi seçiyorum ve insan her zaman merhametli olmalı. Ne kadar çileden çıkartırsa çıkarsın bir Didem karakteri asla can yakmaz mesela.

Ben işkence veya vahşet sahnelerinin bol olduğu kitapları işte bu yüzden okumamayı tercih ediyorum. O kitaplardaki karakterlere bile tahammülüm yok ve asla kullanmam :)





10- Yazmak için özellikle tercih ettiğiniz bir ortam var mı yoksa ilham perilerinin gelişine mi bağlı?

İlham perim çok huysuz. Şahane ortam hazırlıyorum ama teşrif etmiyor fakat münasebetsiz anları hiç kaçırmadan gelebiliyor davetsiz bir şekilde :)) Şaka bir yana ortamım yok, sadece sessizlik olsun yeter ama hiç ummadığım anlarda da harika bir espri ya da diyalog gelebiliyor aklıma. Bunun için de mini tabletim ve ajandam hep yanımda hazır gezerim hatta minik kalpli yapışkanlı not kağıtlarım, renkli kağıtlarım ve çeşit çeşit kalemlerimle bildiğiniz mini bir kırtasiye şeklinde dolaşıyorum :)





11- Hikaye yazan, kitap çıkarmak isteyenler için neler önerirsiniz?

Hiçbir şey önermeyeceğim :) çok ciddiyim, önermeyeceğim.

Neden mi? Her şey vaktinde ve zamanında olur. Sizin yaşam planınızda yazarlık yolu varsa doğru şartlar oluşur ve bu gerçekleşir ama yoksa ne yapsanız nafile. Bunu hırs yapmasınlar bence...

Aslında minik bir önerim olabilir sanırım, yazdıklarını önce karşılarına alıp okusunlar ve ben bir yayınevi sahibi olsam buna yatırım yapar basar mıydım diye sorsunlar. Eğer cevapları evet ise, eğer ben bir okur olsam bu kitaba para verip alır mıydım diye sorsunlar. İkisinin de cevabı evet ise demek ki yapılan işe güveniliyor ve o zaman yolları açık olsun diyelim. Umarım iyi bir iş çıkartan tüm yazar adaylarının kitapları basılır fakat gene aynı şeye geleceğim lütfen bunu hırs yapmayın. Basılırsa çok güzel ama basılmaz ise dünyanın sonu değil. Yaşam zaten rengarenk, çok farklı güzellikler çıkar karşılarına...




12- Yeniden size dönmek gerekirse, iyi bir okur mudur Sinem Akça? Kimleri okur, kimleri takip eder?

Hiç mütevazi olmayacağım, evet çok iyi bir okurum :) çok kitap okurum zaten.

Dan Brown'un tarzını çok seviyorum ve sıkı bir takipçisiyim, Osman Aysu severim, Buket Uzuner, Ahmet Ümit severek takip ettiğim yazarlar. Mistik polisiye tarzını çok seviyorum, Dan Brown tutkum buradan geliyor zaten :) ama çok tuhaf, yazdığım tarz olmasına rağmen artık romantik komedi okuyamıyorum çünkü ben zaten bunu yazıyorum demeye başladım. Mesleki deformasyon olsa gerek, biraz şımardım sanırım :)




13- Sizinle konuşan herkesin ortak kanaati, inanılmaz pozitif bir enerjiniz olduğu. Bunu neye borçlusunuz? Hayata nasıl bir pencereden bakıyorsunuz, yaşam mottonuz nedir mesela?

Öyle düşünen herkese çok teşekkür ederim önce :)

Ben hayat ile kavga etmeyi bıraktım, dans ediyoruz biz artık onunla :)

Elbette çok üzüldüm, çok ağladım, çok yıkıldım, incindim...ama bana yaşatılan her ne varsa beni şu anki yüksek bilinç düzeyine taşıdı. Bunun için geçmişimi affettim önce, hayatımdaki insanları affettim... öfkemi bitirdim.. bana yaşattığı her ne olursa olsun herkesi affettim... inanın abartmıyorum beni aldatan eski erkek arkadaşımı bile affettim... Ama lütfen yanlış anlaşılmasın bu her şeyi hazmediyorum anlamına gelmiyor, o insanı elbette hayatımdan çıkarttım ama affederek çıkarttım. Birikmiş öfkelerim yok içimde.

Bunlar elbette kolay olmadı, çok yoğun meditasyon ve temizleme çalışmaları sonucunda oldu...

Sabah 6'da bugün de uyanabildiğim için teşekkür ederek, gün sonunda da yaşadığım güne şükrederek uykuya dalıyorum. Hayattan inanılmaz derecede keyif alıyorum. Çok büyük lüksünüzün olmasına gerek yok, deniz kokusu bile yeter hayatın muhteşemliğini anlamanız için. İçtiğim bir bardak çaydan, okuduğum güzel bir hikayeden... kısaca her şeyden keyif alıyorum. Hayat çok kısa ve bu dünyada misafiriz. Kalp kırmadan, hırslardan ve egodan arınarak keyif içinde yaşamalıyız. Bunlar elbette yaklaşık 18 yıldır hayatımın bir parçası olan kişisel gelişim sayesinde oldu. Bu artık hayat prensibim haline geldi. E tabii hali ile enerjime de yansıyor. Hayatı seven insanı herkes sever :)

Yaşam mottom; koşulsuzca sev…





14- Sosyal medya ile aranız nasıl? Okurlarınız size nasıl ulaşabilir?

Sosyal medya evet gereklilik ama ben mümkün olduğu kadar uzak kalıyorum. Ben tatildeysem ya da
deniz kıyısında yürüyüşe çıktıysam o telefonu elime bile almam.

Ya da arkadaşlarımla yemeğe çıktıysam telefonum çalsa da açmam, karşımdaki insana büyük saygısızlık. Sadece onu dinlerim, onunla sohbet ederim, onunla zaman geçiririm. Facebook'ta hem kişisel hesabım hem de kitabın sayfası var. Mesajlara çoğunlukla dönemiyorum çünkü çok zamanımı alıyor ama elimden geldiği kadar yazılana cevap vermeye, kırmamaya çalışıyorum..

Kısaca itiraf etmek gerekirse sosyal medyası zayıf bir yazarım ben :) çünkü hayatta önceliklerim çok farklı.




15- Etkinlikte yer alan bloggerlarımızın da size bir sorusu var, serimizin ismi var mı peki?

Evet var: KADINCA AŞK :)




16- Sinem Akça ile yazar Sinem Akça arasında bir farklılık var mı? Yazar olmak sizde ne gibi değişiklikler oluşturdu?

Hiçbir fark yok desem inanır mısınız? Zaten karakterler hayatımdaki insanlar, mekanlar sürekli gittiğim yerler çoğunlukla kendimi ve yaşadıklarımı ya da yaşayamadığım hayallerimi yazıyorum. Kitaptaki Yasemin de benim, Sinem Akça da benim :)

Hayatımda da hiçbir değişiklik olmadı, sadece Facebook mesaj kutum normalin 5 katı yoğunlukla çalışıyor o kadar :)) ben yazar olma fikrine hiç alışamadım ki. D&R'da stantta kitabımı gördüğüm zaman yanımdaki bir bayan eline alıp kitabımı inceledi, arka kapağı okudu, içini karıştırdı sonra da aldı ve ben sanki o bir başkasının kitabıymış gibi baktım, o kadar benimseyememişim düşünün. Yorumları okuyorum, mesajları görüyorum, kitabım her yerde şu an ama ben hiç bu duruma adapte olamadım. Sanki bir başkasının başarısıymış gibi dışarıdan izliyorum olan biteni. Kitabın kapağındaki Sinem Akça yazısı bile beni inandıramıyor yazar olduğuma :))




17- Farklı bir tür denemeyi düşünür müsünüz? Ya da asla yazamam dediğiniz bir tür var mı?

Polisiye yazmayı çok isterdim ama beceremem, o bambaşka bir alan. O yetenekte değilim. Okuru ters köşeye yatırmayı, hele hele tartışma ve spekülasyon yaratacak bir kitap yazmayı çok isterdim. Bakın Dan Brown'a, adam Vatikan'ı ayağa kaldırdı :)) Ya da Harry Potter serisi gibi başlangıç yapabilecek, örnek gösterilecek muazzam bir şey yazmayı çok isterdim ama maalesef o donanıma sahip değilim. Bırakalım herkes iyi becerdiği işi yapsın, ben sadece romantik komedi yazacağım onun için :)

Asla yazmam dediğim tür gerilim ve özellikle işkence, vahşet sahnelerinin olduğu tarzda kitaplar. Yazmam değil aslında, yazamam...




18- Son olarak okurlarınıza iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Yazdığınız ufacık bir yorumun bizim üzerimizdeki etkisini tahmin bile edemezsiniz. Yazarım kitap çabuk bitmesin diye yavaş ve her gün sayılı sayfa okuyorum demenizin ya da kitabım ile çektirdiğiniz bir kare resmi göndermenizin, yeni kitap çabuk çıksın diye yayınevine şarlamanızın :) bir kitap ayracı için mücadele etmenizin güzelliğini kelimeler ile anlatmak mümkün değil...

Yanımda birileri varken sizin kitabınızı okumuyorum, çok gülüyorum tuhaf tuhaf bakıyorlar yazarım dediğiniz anda benimde yüzüme kocaman bir gülümseme kondurduğunuzun ve tüm yorgunluğumun üzerimden akıp gittiğinin farkında mısınız?

Gücünüzün farkında mısınız ?

Sizin sevginiz, ilginiz yazdırıyor o kitapları...

İyi ki varsınız...

Çok sevin, çok okuyun, çok yaşayın!

Çok seviyorum sizleri...yüzlerini görmediğim ama gönül bağı ile bağlı olduğum kadınlar :)
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI