Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker, Okuma Etkinliği- Kitap Yorumu(2. Gün)

Aşkın Naz'lı Hali- Kübra Türker



Kitabın Künyesi

Sayfa Sayısı: 640
Dokuz Yayınları
2015
20 tl


Kitap Tanıtımı


Hayatından geçen her bir gün, dolu dolu tabirinin karşılığıydı Naz için. Sonu gelmeyen seyahatler, bitmek tükenmek bilmeyen partiler, sıfırlarını dahi saymaya uğraşmadığı bir banka hesabı, anne babası, dedesi ve hatta daha birçok insanın ilgisi… Şimdiyse bunların hepsi yerini mütevazı bir memur hayatına bırakmıştı. Hem de oldukça mütevazı! Artık parasının hesabını kuruşu kuruşuna yapmalı ve hayatını diploması için uğruna yıllarca dirsek çürüttüğü mesleği, öğretmenliği, yaparak kazanmalıydı. Yapabilir miydi peki? Allah biliyor ya herkes onun bu şekilde yaşayamayacağını biliyordu. 

Disiplin, azim ve çeviklik… Belki biraz ukalalık, biraz da hazır cevaplık. Hepsini bünyesinde barındıran bu yakışıklı adamın bir yüzbaşı olduğuna inanmak, oldukça zordu. Yeni görev yerine başarıyla adapte olmuşsa da yeni hayatında hesaba katmadığı bir şeyler vardı. Zaten kim bunu hesaba katıyordu ki? O ne mi? Aslında hepimiz biliyoruz. Hatta birçoğunuz şu an iki dudağınız arasında, bu oyunbozan kelimeyi mırıldanıyorsunuz. 'Aşk' Pek çok şey bildiğini iddia etse de bu konuda ne bir tecrübeye ne de ön bilgiye sahipti Yağız. Ama azimliydi. Takdir etmek ve hakkını vermek gerekir. Aşkı öğreniyordu. Hem de aşkın 'Naz'lı hâlini…


Kitap Yorumu

Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum. Yorum yazarken zorlandığım anlar olur ama bu derece kilitlendiğim an yoktu öncesinde. Benim için bu kadar önemli ve değerli bir kitap okumamıştım çünkü… 

Öncesinde sıradan hikayelerden biriydi Aşkın Naz’lı Hali. Okudukça ve yazarıyla konuşmaya başladıkça giderek anlamlandı. Kübra Türker gibi bir insanı hayatıma kattığınız için teşekkür ederim Naz ve Yağız… 

Kitabımıza gelecek olursak kızımız Naz azıcık şımarık büyümüştür. Tek çocuk olmanın ve zengin olmanın avantajını sonuna kadar kullanmış, haliyle de azıcık şımarmıştır. Ama sadece azıcık, yanlış anlaşılma olmasın :P Ama bir gün işler ters gider ve kendini moda haftası yerine Kars’ta bulur. Evet evet, doğru duydunuz Kars’ta hem de öğretmen olarak! 

Yağız, ordunun yakışıklı ve de oldukça başarılı bir mensubudur. İnsanı kızdıracak kadar umursamaz ve sinir bozucu bir ukalalığı vardır. Tayini Kars’a çıkar ve ülkenin en soğuk yerlerinden birinde görevini yerine getirmeye gider. 

Her şey önce minik bir tartışmayla başlar. Ama hayatın tesadüfleri bununla sınırlı kalmayacaktır. Bu ikili için inanılmaz planları vardır. Neler dediğinizi duyar gibiyim ama söylemem :P 

Kitabın dili için oldukça akıcı olduğunu söylemek isterim. Naz ve Yağız’ın atışmalarını okurken yüzünüzde size eşlik eden gülümsemeyle sona geliyorsunuz. Kimi zaman da gözünüzden akacak iki damla yaş oluyor, buna da hazırlıklı olun derim. Tabii bir de Şakiremiz ve Hayrettinimiz var ki, ben kendilerinin hikayesinin de kitap olması gerektiği konusunda ısrarlıyım, duyurulur :) Gülbahar teyze, Hasan amca, Sarp, Erkan, Ali derken hikayemiz giderek renkleniyor. 

İlk okumaya başladığım andan beri kitap olacağı anı bekledim ve nihayet elimde kitabım. Hem de yazarından imzalı! İlk imzayı aldığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Onun dışında benim için bir kat daha özel olmasının sebebi var, o da editörlüğünü ben yaptım. Hatalarım varsa da heyecanıma verin :) 

Ben okurken oldukça keyif aldım. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Tarafımdan şiddetle tavsiye edilir ayrıca :)

Benim puanım;




Son olarak çekilişimize katılmak için buyurun....


a Rafflecopter giveaway

Beyaza Tutsak- Ecem Altınok

Beyaza Tutsak- Ecem Altınok


Sayfa Sayısı: 320
Olimpos Yayınları
2015
19 tl


Kitap Tanıtımı

Hazan ve Hakan...

Hayatın acımasız pençesine takılmış iki kardeş.... Et ve tırnak gibiydi ikisi. Birbirlerinden bir an olsun ayrılmazlardı. Ancak zamanla, büyüdükçe araya bambaşka bir engel girdi: Uyuşturucu... Bu beyaz illet kardeşinin ruhunu esir alırken hiçbir şey gelmiyordu elinden Hazanın. Gün geçtikçe ismi siliniyordu bu yaşamdan. 

Ancak Hakanın başına gelenlerden sonra tekrardan yazdı baş harflerini inadına hayata. Fedakârlık kalbinde gün geçtikçe köpürdü, yerini yasak duygulara bıraktı. Araftayken Cennette, Cennetteyken Cehennemde buluverdi kendini. Ve bunun sebebi, kaybolduğu o safir mavisi gözlerin sahibiydi... Hazan kardeşini kurtarmak için girdiği bu yolda hiç beklemediği duygularla karşılaşıp geçmişindeki acıları başkasının karanlığında silebilecek miydi? Bu amansız oyunda beyaz siyaha mı bulana-caktı? Yoksa siyah beyazla mı buluşacaktı? Peki, beyazın yanında siyaha yer var mıydı?



Kitap Yorumu

Hazan daha gencecik yaşta hem kendinin hem de kardeşinin sorumluluğunu üzerine almak zorunda kalmış bir kızdır. Anne ve babasını beş yaşındayken kaybetmiş ve kardeşiyle yetiştirme yurduna gitmek zorunda kalmıştır. Oradan kaçmalarıyla birlikte hayatın acımasız yönleri bir bir devreye girmeye başlar…


Aral… Namı diğer ölüm meleği… Herkesin çekindiği hatta korktuğu genç ve zengin bir adam… Aynı zamanda safir mavisi gözleriyle yakışıklı da… 

İnsan hayatı anlardan ibarettir derler ve doğrudur da. Yağmurlu bir havada korunmak için sıcak bir yer ararken gittiği yerin hayatını değiştireceğinden habersizdi Hazan. Aral ise kapıda gördüğü o beyaz meleğin tüm ömrü olacağını bilemezdi. Hikayemiz burada başlıyor işte. Beklenmeyen karşılaşmalar, umulmadık tesadüfler ve daha fazlası… 

Hazan ve Aral’ın hikayesini bir süredir merak ediyordum ve kitabın çıkmasını bekliyordum. Uzun bir yolculuk yapmak zorundayken yol arkadaşı olarak da kendime Beyaza Tutsak’ı seçtim. İyi de yapmışım zira iyi bir yol arkadaşı oldu bana :) Bir kere konusu alışılmışın dışındaydı, devamında ne olacağını merak ettiriyordu. Benim için tek sıkıntısı Aral oldu. Onun ne hissettiğini, kararlarını nasıl verdiğini, iç dünyasını okumayı da isterdim. 

İzmir fuarında tanışma fırsatı yakaladığım gencecik bir yazar Ecem Altınok ve onun ilk kitabı Beyaza Tutsak… Hem o tatlı kızı tanıdığıma hem de kitabını okuduğuma çok sevindim. İlk kitap olarak bence başarılıydı, zamanla çok çok daha iyi olacağından ise şüphem yok. Yolun açık olsun Ecem, nice kitaplarında görüşmek üzere :)

Benim puanım;

Elifname- Baki Evkaralı

Elifname- Baki Evkaralı



Hayata aşkla dokunmaya davet eden kitaplar serisinde okuduğum ikinci kitap "Elifname" oldu. Ayrılıktan kavuşmaya, özlemden hayallere kadar pek çok duyguyu bir arada bulunduran kitaplardan sadece biriydi Elifname de. Sanırım diğerlerini de okuyacağım....

Şimdi sırada okuduğum ikinci kitap olan Elifname'nin yorumu var...



Sayfa Sayısı: 200
Hayat Yayıncılık
2015
14 tl


Kitap Tanıtımı

Sen çoktan öldürmüşsün beni… Neydi ruhunu benden esirgemekteki bahanen? Eski aşklarından farklı olan ya da eksik kalan yanım, sana sadık olup da seni yirmi birinci yüzyılın Mecnun'u gibi bir sevdayla sevmem miydi? 

Sen sevdikten sonra unutmalara alışmışsın sevgili… Eski sevdiklerini ruhunda saklayıp taşıyacak kadar sadık ama sana kendini her şeyiyle adayan bir adamı, senin gözlerinde kendini bulduğu anda öldürecek kadar cesursun…

Ve artık, bunca yıl bekleyişimin sonunda gelmeyecek, açtığı kan revan yaraları sarmayacak, birlikte kuracağımız yuvanın hayalini bende bırakacak kadar da özgürsün sevgili…


Kitap Yorumu



Bir muammadır AŞK 

Kiminin vicdanına atılan taş 

Kiminin fakir gönlüne katılan aş 

Kiminin de gözünden akan yaştır aşk… 


Mevlana’nın bu dizileriyle başlamak istedim yorumuma. Belki de yüzyıllardır bir türlü tam anlamıyla tarif edilemeyen aşkın özeti gibi geldi ve o yüzden yazmak istedim. Ne başını ne de sonunu bildiğimiz, arada oradan oraya savrulduğumuz garip ve değişken bir duygu aşk. 

Elifname de işte aşık bir adamın kaleminden dökülen sözler. Kimi zaman bir araya gelmiş duyguları birer cümle olmuş, kimi zaman da dizelere gelmiş ve aşkı şiirlere dökmüş Baki Evkaralı. 

Kimi zaman onu ne kadar sevdiğini haykırmış kimi zaman da ne kadar özlediğini. Gidişini, terk edişini, hayallerini, hayal kırıklıklarını dökmüş sayfalara. Hatta bir evlat olarak babasına bile söyleyecek sözü var kitapta. 

Yorumuma başladığımdan beri hatta kitabı yarıladıktan sonra hep bahsedilen adamın yazar olduğunu düşündüm. Bu kadar samimi ve duygusal anlatımların gerçek yaşanmışlıktan çıktığını düşündüğümden belki de. Ama yine de bahsedilen kişi kim öğrenmek isterdim. 

Uzun zamandır deneme tarzında kitap okumuyordum, benim için değişiklik oldu Elifname. Hele ki aralara serpiştirilen Mevlana ve Şems’ten sözleri okumayı çok sevdim. 

Yine kendime engel olamadan bazı yerlerin altını çizerek okudum ben. Okuyacak olanlara da şimdiden keyifli okumalar dilerim…

Aşk-ı Lâl

Aşk-ı Lâl- Sebahattin Ceylaner



Hayat Yayınları Kitapseverleri Hayata Aşkla Dokunmaya Davet Ediyor!


Hayat Yayınları, “Aşkla Dokun Hayata” serisi kitapları ile okuyucularını aşkın ayrılıktan kavuşmaya, hüzünden coşkuya kadar tüm duygularını taşıyan bir yolculuğa çıkarıyor. 

Hayat Yayınları’nın, Aşkın tüm renklerini kapsayan "Aşkla Dokun Hayata” serisinin kitapları ''Aşk-ı lal'' - ''Elifname'' - ''Herşeyi Allahtan İste'' - ''Aşk-ı Leyla'' - "Bana Aşkımızı Anlat” – “Aşk-ı Rana" “Yalnızca Rabbine Yönel” ve "Gülsima Ağlama Ne Olursun" çıktı. Ben şimdilik 2 tanesini okudum sanırım diğerlerini de alacağım...

Aşk, insanoğlunun kalbinde hala şarkılarını söylemeye devam ediyor. Siz de Hayata Aşkla Dokunmaya Var mısınız?

İlk yorumum Aşk-ı Lâl için gelecek...



Sayfa Sayısı: 224
Hayat Yayıncılık
2015
15 tl


Kitap Tanıtımı

Dile gelen tüm sözler art arda sıralandığında, üç harfin yan yana gelip de anlatabildiğini anlatır mı? Üç nokta yan yana geldiğinde fark edilir, sonsuzluk deryasının taze serinliği. Anlaşılır ki O'nu anlatmaya dil çaresiz…

Üç nokta gibi gelir üç harf yan yana ve anlatır sonsuzluğu, sonsuz nuru. Tek bir şart arar; nasıl ki sonsuzluğu anlatan üç noktanın kudreti suskunluğundan gelir, öyledir işte... Sonsuzluğu anlatacak yegâne kelam, dile değmeden dolaşır gönülleri.

Bi-lâl ve Lâl… Yana yakıla arayışlardan geçip yanmak derdine düşen iki yâren…


Kitap Yorumu

Anlatmaya nereden başlayacağımı bilmediğim kitaplardan biri oldu "Aşk-ı Lâl". Aynı zamanda satır satır altını çizmek istediğim, her bir cümlesini aklımda tutmak istediğim bir kitaptı. Kapağını kapattığımda ben de o 'Lâl' kısmından payımı almıştım sanki...
İstanbul'da yaşayan sahaflardan biridir Bilal. Aşkı arayan ama aşkı bulmaktan çok aşkı kaleme getirip söze dökmeye çalışan gencecik bir adamdır. Aşkın cefasını da sefasını da başının üstünde taşıyabilecek kadar da cesurdur üstelik...
Küçük yaşta annesizliği, ilk gençlik yıllarında da babasızlığı tadan bir kadındır Lâl. Tek başına koca bir şehirde yaşamaya çalışan biridir.
Kimi tesadüf der kimi kader ama ister tesadüf olsun karşılaşma ister kader, ansızın gelip oturuverir aşk insanın yüreğine. Kimi zaman Necip Fazıl'ın dilinden dökülür kimi zaman da Mevlana'nın Mesnevi'sinden...
Bir sabah sahafta karşılaşır Lâl ile Bilal. İlk sohbetleri bir Necip Fazıl şiiri ile olur. Biri başlar diğeri de devam eder...

Ne hasta bekler sabahı
 Ne taze ölüyü mezar,

İlk görüşte aşktır onlarınki ve sonucunun neye varacağı da meçhuldür. Şiirlerle yaşanan bir aşktır hem de onlarınki. Kendileri susar ama şiirler anlatır dertlerini.
İlk sayfasından itibaren elimden bırakamadım. Hem beşeri aşk hem de yer yer bahsedilen ilahi aşkla, içinde geçen şiirlerle, bilgece hikayelerle ve not alınası sözleriyle  büyüleyen bir kitap oldu benim için. Uzun zamandır bu tarz hikayeler okumamıştım ve ruhumu doyurduğunu hissediyorum şu an. Kitapta da geçen  "Edebiyat karın doyurmaz, çay içirir... Varsın doyurmasın, doyurduğu gönüller yeter." sözünün doğruluğunu anlıyorum bir kez daha. Ya da "Bizler dünlerin ölüsü, yarınların ise doğmamışlarıyız." sözünü hissediyorum.
Daha yazmak istediğim, paylaşmak istediğim pek çok şey var kitapla ilgili. Hele bir dağ hikayesi var ki benim uzun zaman unutamayacağım bir hikaye olacaktır muhtemelen. Adını belki daha önce duymadığınız, yazarını belki hiç bilmediğiniz bu kitap bir şansı hak ediyor. Sonu mu diyorsunuz, ben tahminlerimde yanılmadım. Sizler neler düşünürsünüz bilmem ama...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI